cancanBey 的个人资料Mehdi & Mesih照片日志列表 工具 帮助

日志


10月8日

Suyun beri tarafı

.

TIKLA

Suyun öte tarafı

 

 

Epeydir evde televizyon kurulu olmadığı için T.V’lerde neler var, neler oluyor; bilmiyordum. Geçenlerde bir arkadaşıma uğradığımda T.V kumandasını elime alıp zaping yaparken RUMELİ TV’de “Suyun Ötesi” diye bir programa rastladım!

 

Ayrıca; Sn. Ertuğrul ÖZKÖK’de kendisini suyun ötesinden sanmış galiba! Balkanlarda yaşayanlar kendilerini suyun ötesinden mi saymışlar; bilemiyorum?

 

Suyun ötesi TUNA NEHRİ’nin ötesidir. TUNA NEHRİ’nin berisi, bu tarafı TÜRK MİLLETİ’ne mensupturlar, aramızda mîsâk vardır, ki mîsâkımız doğaldır. Ya’nî kan bağımız ve ya da süt bağımız söz konusudur.

 

Suyun öte tarafı, EGE’nin diğer tarafı değil, MERİÇ NEHRİ’nin diğer tarafı değil; TUNA NEHRİ’nin diğer tarafıdır. Osmanlı’nın Viyana Seferleri’nin gerekçesi de budur.

 *********

 Anacığım’ın durumu tek başına bakabileceğim boyutu aştı; birlikte yeni bir hayat arayışında olacağım; RABB hayırlısını eylesin.

 

Üzerime hakkı geçenler olmuştur, lütfen helâl edin. Benim hakkım herkese helâldir.

 

Ölüme her zamankinden daha yakın hissediyorum kendimi ve belki de böylesi iyidir. RABB hayırlı ömür, hayırlı ölüm lütfetsin…

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

9月1日

Bak şu konuşana...

.

FIRILDAK

Ağıza bak hele!

 

 

Kavvâda bak kavvâda; şimdi de TÜRKÇÜLÜK’e evrilmeye çalışıyor! Dinci söylem tutmadı, oradan mama kalmadı, şimdi de TÜRKÇÜLÜK yapmaya çalışıyorlar. Lan kavvâdlar! Siz kim TÜRKÇÜLÜK kim?

 

Atsizcilar.com üzerinden TÜRKLÜK’e, TÜRKÇÜLÜK’e antipati oluşturmaya çalışıp, insanları Din’e yöneltmeye çalışarak, Din’e yönelenleri de, Partisi’ne oy potansiyeli hâline getirmeyi hesaplarken, hesap ise tutmayınca…

 

Kavvâd şimdi de TÜRKÇÜLÜK’e oynamaya başladı. Kabâhat On’da, Onlar’da değilki; kabâhat O’na inanıp destek verenlerde? Kabâhat O’nu “Holy One İsrael” zannedenlerde!

 

Bu kavvâddan ne “Holy One” olur ne de cacık; bu kavvâddan sadece DECCAL olur, ya’nî uyuşturucu muptelâsı ve ya’nî ŞEYTAN olur.

 

Menfaati için, çıkarı için her yol mûbâhdır bu kavvâda.

 

*********

 

Bülent ARINÇ denen zât, Oktay VURAL’a “Sen Tillolusun, TÜRKÇÜ olamazsın” →OKU←deyivermiş. Kimin TÜRKÇÜ olup olamayacığına karar verecek olan Ben’im demeye getirmiş; höst bre zındık, destûr de, daha düne kadar ATATÜRK’e Deccal diyeceksin, TÜRKÇÜLÜK yapanlara “Dinde ırkçılık haram” diyerek karşı duracaksın, TÜRK ve TÜRKLÜK için can veren, verecek olanları ERGENEKON katakullisi ile içeri tıkacaksın ve şimdi de utanmadan sıkılmadan TÜRKÇÜ olduğunu mu iddia edeceksin? Kim inanır? Hangi kisveye bürünürseniz bürünün oy alabileceğiniz kesim sadece ve sadece esrarkeşler ile dinle kandırılanlar. Kimi kandıracaksınız?

 

Ben buradan herkesi ama herkesi uyarıyorum; RABB bir gün gücü elime verecek olur ise, By RTE ve şûrekâsına destek olanları dilim dilim doğrarım haberiniz olsun. ATATÜRK’ü mumla ararsınız, hattâ Hûlagû Han’ı mumla ararsınız. Kıyamete 1 gün kala dahi olsa, kıyamet azâbı ile ölmeyi tercih edersiniz; demedi demeyin!

 

Bu kavvâdların hiçbir oyununa gelme Sn. İlker BAŞBUĞ, hemen, derhal eyleme geç ve yönetimi devral! Aksi hâlde “kıyamete 1 gün kala” dahi başa geçecek olur isem ve başa geçtiğimde Sen yaşamayıp soyundan birileri kalmış ise, o cezâyı, ceremeyi onlar çekerler! Bilin bunu.

 

Samimi TÜRK’ün, TÜRKÇÜLÜK’ün tek ölçütü ERGENEKON muammâsıdır. Kim ki ERGENEKON’un yanında saff tutmuş, o bendendir / bizdendir, her kim ki karşısında yer almış o da düşmandır. Bu böyle biline!

 

Sn. Deniz BAYKAL ve CHP açıklıkla, netlikle ERGENEKON’un yanında saff tutmuştur; yoluna ölürüm iç huzuru ile. Sn. DEMİREL, CİNDORUK saff tutmuşlardır; yollarına ölürüm iç huzuru ile. Tek kıstas ERGENEKON saffdaşlığı ya da karşıtlığıdır.

 

TÜRKÇÜ olmuşsun olmamışsın umrumda bile değil; ERGENEKON’cumusun değil misin, buna bakarım.

 

Kefh Sûresi 12. Âyet’de bakın ne diyor yüce HAKK: “Sonra da onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri gayeyi daha iyi hesap etmiş olduğunu bilelim.”

 

Bekledikleri gayeyi kim daha iyi hesap etmiş imiş? Dindârlığı kimselere bırakmayıp, şimdi de yaya kalarak, TÜRKÇÜLÜK davâsını can simidi olarak görüp, bu kisveyi bürünmeye çalışanlar mı? Yemezler!..

 

ERGENEKON’cumusun, değil misin? Çetele tutuldu, artık kaçış yok! Ne o tarafda ne bu tarafda olmamış ve kulağının üzerine yatıp beklemişlerin bir şansı var; bu yazıdan / haberden sonra, ERGENEKON saffında dururlar ise ne âlâ, yoksa “yandı gülüm keten helva”!

 

Kişi özde TÜRK’mü, kanca, soyca TÜRK’mü değil mi, hiç önemli değil! Önemli olan tek şey var; ERGENEKON saffındamısın değil misin?

 

cancanBey

 

Not: Kurtulmasının tek yolu var ve onu yapacak, ya’nî savaş çıkararak zaman kazanacak. Fırsat verme ey TSK. Derhâl yönetime el koy Sn. BAŞBUĞ!

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi


© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

8月28日

Kısadan kıssalar:

.

Değinmeler

İzmir'in dağlarında...

 

 

İzmir’in çiçekleri :

 

Farkında mısınız; Ege’nin her iki yakasında son dönemlerde ne kadar da çok orman yangını oldu ve ne kadar da çok hektar boyutunda orman yok oldu? O ormanlarda sadece ağaçlar, bitkiler, çiçekler yokdu; sincaplar da vardı, tavşanlarda vardı ve daha bir çok canlı varlık yaşıyordu; ciğerimiz yandı…

 

Muslim, Tırmızî, İbnî Mace, Ahmed gibi Hadîs-i Şerif derleyicilerinden nak’lolunan ve Nevvas İbnî Sem’an (r.a) ‘a dayandırılan “…Daha sonra başka insanların yanına gelerek onları kendine inanmaya davet eder; fakat onlar kendisine inanmayıp teklifini geri çevirirler; Deccal’de yanlarından ayrılıp gider; lâkin sabahleyin suları çekilip çayır çimenleri kurur, hayvanları da helâk olur…” rivayetinin de ışığı ile değerlendirdiğimiz de Ege’nin bu yakasındaki yangınlar için ve Ank. B.Şhr. Bel. Bşk. Melih GÖKÇEK'in "İzmir'in içme suyunda arsenik var" demesi hakkında ne düşünmeliyiz?

 

By RTE, Ege ve Akdeniz kıyılarında seçim kaybetmedi mi? Hasleten İZMİR’e ve İZMİRLİ’ye tâ ezelden beri bir kızgınlığı yok mu, “gâvur” imâsında bulunmamış mı idi?

 

Hak verme modası / furyası :

 

Geçenlerde, Milliyet Gazetesi’nde Devrim SEVİMAY imzalı Hülya AVŞAR röportajı yayınlandı. İş bu röportajda, Hülya AVŞAR, Babası’nın bankacı olduğundan, Ankara’da bir bankada çalıştığından ve KÜRT olması munâsebeti ile Babası’nın arzusu hilâfına şube değişikliklerinden ve yine Ankara’da bir Devlet Hastahanesi’nde Başhekim’lik yapan Amcası’nın, Kürt olması munâsebeti ile arzusu hilâfına ta’yîn edilişi, yer değiştirmelerinden söz etti.

 

Daha doğrusu Babası ve Amcası, kendilerine bu ta’yînleri, yer değişikliklerini Kürt olmaklıkları ile açıklamış, exejere etmiş; ne Hülya AVŞAR, ne Hülya AVŞAR’ın anılan röportajını yapan Devrim SEVİMAY ve ne de bu röportaj hakkında köşelerinde yorum yapan bi’l-umûm “Kalem Erbâbı”nın aklına şu soruyu sormak gelmemiş ve dememişler ki, “Ankara’da, ‘Başkent Ankara’nın bir Devlet Hastahanesi’nde Başhekim yapılırken Kürt değil mi idi Sen’in Amcan? Irkçılık yapıldığını imâ ediyorsunuz ama Başhekim, banka memuru olmalarını, Ankara’da görevlendirilmelerini ne ile açıklıyorsunuz peki?”

 

Ma’a’l-esef DOĞU’nun karakteridir bu; “ezgin edebiyyâtı” yapmak. Ama gerçektende kendilerini ezgin hissederler ve üstelik hiç sebebsizken de ezgin hissederler. En zenginleri, en mureffehleri dahi ağlamaktan bir an bile vâzgeçemez; huydur bu ve “can çıkmadıkça huy çıkmaz” derler, “insan 7’sinde ne ise 70’inde de odur” derler, “katranı kaynatsan olmazki şeker, cinsine yandığım cinsine çeker” derler, “armut dibine düşer” derler.

 

Türk – Kürt mes’elesinin oluşmasında, Kürt ve diğer Doğu toplumlarının yarattığı sıkıntı bu eziklik duygusu; Türk tarafının yarattığı sıkıntı ise Şah İsmail ile Yavuz’un savaşı sonrasında, Şah İsmail tarafının bitinin kanlanmaması düşüncesi ile Doğu’ya negatif ayrımcılık yapılması, negatif ayrımcılığın Devlet’in genlerine işlemiş olması, sürgün mantığı, sürgün kavramının varlığı ve bu nedenlerle de kurunun yanında Kürt’ün de yanması hâdisesidir.

 

Bunlar ortadan kalktığında bu mes’ele de ortadan kalkmış olur.

 

Sigara ile yatma, sigara ile kalkma :

 

Şimdi, Tayyip efendi ne yaptı; sigara yasağı koydu. Ne yapıyor; sürekli birilerine “şu sigarayı bırak” telkîninde bulunuyor ve hattâ imzalatarak sigara paketini teslim alıyor; nedir bu?

 

Sürekli bir biçimde zihinlerimize sigara fikrini nak’şetmek değil midir bu?

 

Ayrıca; sigara yasağının normal şartlarda uygulanabilirliliği var mı? Ya’nî Ankara’da 250 görevli, İstanbul’da 300 görevli, İzmir’de 300 görevli ile bu yasak uygulanabilinir mi? Yasağa tabiî mekân sayısı anılan illerde nerede ise 1 milyon adet iken denetleyici sayısı 850 olursa, o yasağın uygulanabilirliliği söz konusu, düşünce konusu edilebilinir mi?

 

Ama uygulanıyor yasak; kim uygulatıyor? Her yasağın içine etmekten özel zevk alan “Bu Millet” nasıl oluyorda bu yasağı uyguluyor; içlerinden geldiği için mi?

 

Yasağı uygulatan Deccal Ordusu’nun askerleridirler de ondan uygulanıyor bu yasak. Bu à TIKLA ve şu à TIKLA yazılarda Deccal Ordusu’nun geçimhanelerini / iştigâl alanlarını anlatmıştım; kahvehaneci, kerhaneci, meyhaneci, pavyoncu, gazinocu v.b gibi işlerde iştigâl ederler çoğunlukla.

 

Denetleyiciye gerek var mı “Deccal Ordusu” dururken?

 

İki maksada ma’tûfdur bu yasak: 1. ters etki (tepkime) ile sigara tüketimini arttırmak, 2. By RTE’nin esrarkeş – kokainman olarak yaftalanması ihtimâline karşı guard alma…

 

Ey! By RTE eğer esrarkeş – kokainman değilim diyorsan, GATA hastahanelerine teslim et kendini ve geniş ma’nâda bir chek-up’dan geç. Ve bazen konuşurken ağzının şapırdamasını açıkla, balyoz hâdisesi diye bilinen “kendinden geçme hâli”ni açıkla.

 

Kokainmanlar sigaradan tiksinirler, yâ hiç içmezler yâ da bazen içerler. Esrarkeşlerde de sigara içmeyenler çokdur ve sadece esrarlı sigara içerler ki, tütünü o zaman almış olurlar.

 

Sigara yasağı getiren ve sigara bırakma telkîninde bulunan birisi hiç esrarkeş olabilir mi? Dik âlâsı olur hemde ve öylesine “DECCAL” derler.

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi


© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

8月24日

Birisi asılacak ama kim?

.

YenidenErgenekon

Tarihî Fırsat!

 

 

Şimdi; By RTE Mehdi & Mesih taklîdcisi yâ, ya’nî Anti-Crist yâ; Mehdi & Mesih’in Kendisi’ni o tarihde henüz net bir biçimde farkedememiş olduğunu sanarak, Abdullah GÜL kardeşine, Kürt meselesini de çözeceğini anlatmış olmalı ki, Abdullah Gül kardeşide, By RTE’den aldığı gaz ve girdiği hava ile “Kürt meselesinde iyi şeyler olacak” deyiverdi.

 

Eeee, taklîdin de biteceği bir yer vardır; www.habervakti.com’a yazdığı bir slogan vardı By RTE’nin “taklîd edilemeyen tek şey cesarettir” diye. By RTE kafayı öylesine taklîd ile bozmuş ki, oralara slogan dahi yapıvermiş. Çocukluğundan beri taklîd edegelmiş anlaşılan; yazılı sınavlarını kopya metodu ile geçmiş ve bakmış ki, işe yarıyor, oluyor; geliştirerek devam etmiş taklîdciliğini, kopyacılığını.

 

Neyse; konumuza dönelim; işte bendeniz de, tam bu arada “tamamdır Tayyip efendi, taklîd buraya kadar” noktasına geliverdim. Sanıyordu ki, ne de olsa Mehdi’dir, yufka yüreklidir, memleket sevdalısıdır, savaşılmasına, kan dökülmesine dayanamaz, yüreği götürmez de, bir çırpı da bu meseleyi de hallediverir ve parsasını gene Kendisi toplayıverirdi.

 

Mesut ULUKAN tokmağıyla vuracak ama davul By RTE’de olduğu için davulcu olarak o bilinecek ve de bu yolla parsaları hep o toplayacak, ya’nî Mehdi olarak O bilinecek, kabullenilecek. Yok öyle yağma!

 

Adam gibi bir adam zaten taklîdci olmaz; sadece taklîdciliği bile, O’nun Mehdi olarak kabul edilmemesi gereğine yeterli iken, üstüne üstlük, bir de uyuşturucu mubtelâsı olması, katmerli kerre herşeyi göze almaya yeterli sebepdir.

 

Düşünsenize; şeytanın yeryüzündeki en büyük ve birinci temsilcisi insanlar tarafından Mehdi olarak görülmüş, kabul edilmiş; neler olmaz? Karınız, kızınız, bacınız, varlıklarınız, onurunuz, şerefiniz, canınız size kalır mı? Yoksa köle mi olursunuz, cariye mi olursunuz?

 

Hâsılı; Bendeniz’den Kürt meselesine ilişkin ses çıkmayınca apışıp kaldı by RTE ve şûrekâsı. Nasıl çözeceğiz bu meseleyi diye düşünüyorlar, taşınıyorlar, kaşınıyorlar; kafalarını o taşa vuruyorlar, bu taşa vuruyorlar ama nâfile; yok öyle üç kuruşa beş köfte.

 

Ne olacaksa olur; çözebilirlerse çözerler, çözemezlerse savaş çıkar ama her savaşın bir de sonu vardır illâki. Ölmez de sağ kalırsam savaşın sonunda ve By RTE’de çıkarsa savaşın sonuna sağlıkla; çok görmek isterim o günü, o anı. Ha ama; yeryüzünün en yalancısı, en hilekârı olduğu için, bir de bakmışsınız ki, savaşa yol açmış, ölümlere yol açmış olmasına rağmen yine de zeytinyağı gibi su üstüne çıkmış By RTE. Ne de olsa “yersen” kurnazlığının doruklarında geziyor Beyefendi!

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi


© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

8月12日

Dinmiş, Türklükmüş; para var mı para?

.

imparator

Emperyalist ve Faşist

 

 

Çok bildiğiniz için bunlar oldu / oluyor; hâlâ Kürtler şöyle, Kürtler böyle deyip duruyorsunuz…

 

Ulan, bir devlet kuruyor ve yönetiyorsunuz ama milletvekillerinizin sıhhî denetimi söz konusu bile değil, uyuşturucu kullanıyor mu kullanmıyor mu, şizofren mi, paranoyak mı; var mı bir denetim?

 

M. Mail BÜYÜKERMAN, Kubilay UYGUN bunlardan sadece dengesiz olanları. Şu an devleti ele geçirmiş uyuşturucu muptelâları ya hû; siz ne diyorsunuz?

 

Uyuşturucu kullanıcısı bir başbakanın tek derdi imparator olmaktır, başka da derdi olmaz…

 

Uyuşturucu kullancıları emperyalisttirler, faşisttirler ve amaca giden her yol mubâhdır onlar için, asmak ise asmak, kesmek ise kesmek. İmparator lakâbını da çok severler!

 

Berber ise berberliğin, terzi ise terziliğin, türkücü ise türkücülüğün, antrenör ise antrenörlüğün, siyasetçi ise siyasetçiliğin imparatoru olmak ve çıkılacak basamak kalmışsa onları çıkmak bildikleri tek şeydir.

 

Kürtler’in sabıka kaydının yüksekliği de yine uyuşturucu belası ile alakalıdır. Aslında tüm Ortadoğu’nun, İslâm coğrafyalarının sorunu da budur zaten; uyuşturucu.

 

Yoksa; İslâm geriletmez ilerletir ama uyuşturucu illeti İslâm’ı da kemirdi, bitirdi neredeyse.

 

Avrupa’da uyuşturucu sorunu bu denli değildi, son yıllarda Ortadoğulular'ın Avrupa’yı zehirlemesi; Ora'yı da belki ileriki yıllarda sıkıntıya sokacaktır.

 

Arî ırk demek budur zaten; uyuşturucuya bulaşmamış genler…

 

Çok şey var yazılacak söylenecek ama şimdi sırası değil bunun, kimse bilmek işini başkasına bırakmak istemiyor çünki; ah şu egolarınız…

 

Düşmanını tanırsan yenersin, tanımazsan yenemezsin; düşman olan şu ırk, bu ırk, şu kavim bu kavim değil; uyuşturucudur.

 

Hindistan’ın, İran’ın, vesselam Ortadoğu’nun beyazlar ile farklılığının temelinde uyuşturucu illeti vardır.

*********

Bakın aşağıya nak'lettiğim yazıyı 22.Haziran.2009 günlü Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesinde Sn. Rahmi TURAN kaleme almış; çarpıcı:

Hangi yiğit dokunabilir?


ABDÜLLÂTİF Şener "Bütün yolsuzluk dosyalarını biliyorum. Hepsi dokunulmazlıkların arkasında" diyor.


Şener, geçen dönem Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak Tayyip Erdoğan'ın en yakın mesai arkadaşlarından biriydi. AKP'den ayrıldıktan sonra bir süre siyasetten uzak kaldı, akademisyen olarak çalıştı, kafasını dinlendirdi, enerji topladı ve yerel seçimlerden sonra "Türkiye Partisi"ni kurarak yeniden siyasete atıldı.

Alman Die Welt Gazetesi'ne konuşan Abdüllâtif Şener, AKP'nin yolsuzluklarla anılan bir parti haline geldiğini belirterek:

"Meclis'teki tüm dosyaları biliyorum. Ama hepsi dokunulmazlıkların arkasında... Milletvekillerine karşı 300 dosya var. Bunlardan 260'ı AKP ile ilgili!" dedi.

Yanlış okumadınız. Şener'in açıklamasına göre, 260 (iki yüz altmış) AKP milletvekilinin suç dosyası savcıların raflarında duruyor.

Milletvekili dokunulmazlığı kaldırılmadıkça bu siyaset temizlenemez. Peki, raflarda 300 suç dosyası beklerken milletvekili dokunulmazlığı kalkar mı? Kalkmaz!

Bu durumda AKP'ye "Ak Parti" demek doğru mu? Başbakan Erdoğan, AKP diyenlere içerleyip "Partimizin adı Ak Parti'dir, AKP diyenler edepsizdir. AK temizliği ve kalkınmayı ifade ediyor. Söyleyemiyorsan eğer, o zaman iftira ediyorsun" diye kızacağına önce şaibeli milletvekilleri "ak" sıfatını "aklanarak " hak etmeli.

Abdüllâtif Şener, Alman Die Welt Gazetesi'ne ne diyor?

"Meclis'teki 300 suç dosyasından 260'ı AKP milletvekilleri ile ilgili! Ben hepsini biliyorum!"

Şener sıradan bir siyasetçi değil... AKP'nin kuruluşundan son genel seçime kadar önemli görevlerde bulunmuş bir kişi. O zaman bu partiye nasıl "AK" diyeceğiz?

Başbakan Erdoğan bu tabloya bakıp biraz da kendi partisine kızmalı ve dokunulmazlıkları kaldırmak için kolları sıvamalı. Tabii olmayacak duaya "Amin" demek gibi bir şey bu...

* * *

Anayasamıza göre, milletimiz egemenliğini "yetkili kurullar" aracılığıyla kullanır.

Yetkili kurullar ise Yasama, Yürütme ve Yargı'dır.

Bu üç güçten ikisini, Yasama ve Yürütme organlarını, millet oylarıyla bizzat seçer.

Yasama, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi, halktan aldığı oylar sonucu işbaşına gelmiştir. Peki, halkımız hangi muhteremleri seçmiştir?

Geçen dönemin Başbakan Yardımcısı Abdüllâtif Şener'in Alman Die Welt Gazetesi' ne yaptığı açıklamaya göre Meclis'te 300 milletvekili için suç dosyası var.

Başka bir iddiaya göre dosya sayısı 300'den de fazla... Peki, suçların cinsi ve mahiyeti ne?

* * *

Milletvekili dokunulmazlığı zırhına büründükleri için haklarındaki dava dosyaları savcılıkların raflarında bekleyen milletvekillerinin oluşturduğu tablo, iddiaya göre şöyle:

3 kişi tecavüzden yatmış.

29 kişi eşine karşı şiddet kullanmakla suçlanmış.

7 kişi sahtekârlık suçundan tutuklanmış.

19 kişi karşılıksız çek yazmaktan suçlu.

117 kişi doğrudan veya dolaylı olarak en az iki işinde iflas etmiş.

84 kişi geçen dönem sarhoş araba kullanmaktan gözaltına alınmış.

74 kişi kötü kredi geçmişi sebebiyle kredi kartı alamıyor.

14 kişi u-y-u-ş-t-u-r-u-c-u-y-l-a ilgili suçlardan tutuklanmış.

8 kişi mağazada hırsızlık yaptığı için tutuklanmış.

21 kişi halen çeşitli davalarda sanık.

Sevgili halkımız... Sahi siz bunları mı seçtiniz?

 

********* 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi


© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

5月6日

Kaş yaparken kaş yapalım!..

.

Kutsal

KUTSAL

 

 

ALLAH hakkında ve de Kutsal Kitaplar / Sözler, Âyetler (Belirtiler) hakkında konuşurken dikkatli olunulmak zorunluluğu kutsiyetin doğasının gereğidir.

 

Kutsiyet kavramı dokunulmazlık anlamına da tekabûl eder çünki.

 

Tanrı ne faşisttir ne de rüşvetci!!!

 

Şunları yaparsanız ya da şunları yapmazsanız size ödül olarak şunu veririm demiyor ALLAH; söylediği şudur; şunları yaparsanız ve / ve ya şunları yapmazsanız gönencinizi / cennetinizi ya da zulletinizi / cehenneminizi sağlamış olursunuz. YARATAN yarattığı her varlığın gönenç içerisinde olmasını arzular.

 

Gönençden ve zulletden sadece maddesel ma’nâ çıkarmamak lâzım; ruhsal anlamda da gönenebilir ya da alçalabilirsiniz.

 

ALLAH, teâlâdır ve aynı zamanda azze ve celledir.

 

ALLAH insanı cemâl ve celâl sıfatından yaratmıştır. Ya’nî insan yin ve yangdan muteşekkildir. Evren ve evrende her ne var ise ALLAH’ın cemâl ile celâl sıfatlarını bünyesinde barındırır.

 

Ve ALLAH merhamet sahibi olması nedeni ile yaşamın bu sırrını Nebîler’i ve Resûller’i vesilesi ile bizlere bildirmiş ki, celâl sıfatına yakalanmayalım.

 

Celâl sıfatı ile cehennem diye nitelenen, yürekde yanan kor ateş ile sürekli mutsuzluğu, cemâl sıfatı ile de cennet diye nitelenen, yürekte çağlayan serin sular ile sürekli mutluluğu oluşturmuştur ALLAH.

 

Şöyle de düşünebiliriz; ikisi de ateşdir ama birisi ısıtıyor, diğeri yakıyor ya da ikisi de ışıkdır ama birisi aydınlatırken diğeri gözleri kamaştırıyor / köreltiyor.

 

Yaratırken cenneti ve cehennemi sistemimize yüklüyor; sağımız cennet, solumuz cehennem. Sağduyumuzla davrandığımızda tüm işlerimiz rast gidiyor, solduyumuzla davrandığımızda tüm işlerimiz ters gidiyor.

 

KUR’AN’da yapmamız ve yapmamamız doğrultusunda tavsiye ve emredilenleri yerine getirme hâlimize göre vucûd kimyamızda ve anatomik yapıda değişikler oluşuyor. Toprağa verildiğimizde ya da toprakla buluştuğumuzda, TOPRAK vucûd kimyamız ve anatomik yapımıza göre tasnifde bulunuyor…

 

Ya’nî hem diri iken ve hem de ölü iken cennet ve cehennem olgularını biz tercih ediyoruz, ancak; karada yaşayan suda ölür, suda yaşayan karada ölür!.. Hem suda hem karada yaşayanlar da var elbette!...

 

Şimdi Nebe Sûresi 32-33 ve 34. Âyetler’de yemişlerden, yiyecek ve içecekten söz ediyor; bereketli bahçe ve bağlardan söz ediyor. Kadın, kız nereden çıkıyor? Hepsi aynı ebatda, ölçüde turunçlar (yemiş olan) var deniyor orada…

 

Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakütesi Tefsir Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Salih AKDEMİR’i görevlendirin; seçeceği üyeler ile atayacağınız üyeler ayrı ayrı heyet oluştursun ve sonra her iki heyet raporlarını, çevirilerini v.b Salih Hoca’ya takdim etsinler.

 

Saygıyla…

 

cancanBey 

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

 

4月27日

Yoksula kaşıkla, zengine kepçeyle...

.

Hayırdır?

Hayırdır? 

 

Deniz  Feneri denen kuruluş – vakıf para toplarken “Biz İslâm’ın savunucularıyız, İslâm’ı iktidara getirmek istiyoruz. Bunun için ise T.V. kanalları ve Parti kurmak gerekir ve bunlara da para gerekir; Bize yardımcı olur musunuz?” diyerek mi toplamış bağışları? Yoksa; “Ezgin, bezgin, üzgün, aç, biilac, yoksul, fakir din kardeşlerimize yardım topluyoruz.” diyerek mi toplamış bağışları?

 

Elbette 2. şıkdaki söylevleri ile toplamışlar. 1. şık için kimse yardımcı olmaz ve “git Arabistan’dan, İran’dan al bağışlarını” derler. Yahut “ne garantin var kardeşim, nasıl emin olacağız Sizin başarılı olacağınızdan ya da Müslimânlığınızın kuvvetinden” derler, değil mi?

 

Bağışları toplarken yalan söyleyip, toplanan bağışları gösterilen amaç dışında kullananlar, acaba vergilerimizi hangi amaçlara matuf kullanıyorlardır?

 

Vergileri toplarken hizmet maksadına matuf toplamıyor mu Devlet? E bağışçılara yalan söyleyenler, vergi mükelleflerini, vatandaşı niye aldatmasın?

 

Vakıfçılığa zaten önceki yazılarımın birinde değinmiştim; sağolsun bugünki Hürriyet’de Sn. Mehmet Yakup YILMAZ’da değinmiş, okumanızı salık veriyorum.

 

*********

 

Recep Tayyip ERDOĞAN aman Ben’i iktidârdan indirmeyin, indirirseniz kellemi koparırlar dercesine, kim ne isterse herkese istediğini veriyor ama gücüne göre veriyor. Ya’nî bankalara, işadamlarına, medya sektörüne daha çok veriyor, fakire az veriyor; gücüne göre.

 

Hayırdır, kimin parasını dağıtıyorsun Sen? Babanın parasını mı dağıtıyorsun? Benim hizmet almak için vermiş olduğumu vergileri Sen birilerinin gönlünü etmek için dağıtmaya amirmisin?

 

Devleti olması gerektiği biçimde yönetseniz bunlara gerek kalır mı idi?

 

Bir ton da FON var? Bu ne biçim Devlet’tir yâ hû? Bütçe ne güne duruyor? Nedir bu FON ayağı?

 

Fonlar, vakıflar, sandıklar, dernekler v.s. Devlet içinde Devlet misâli! Matruşka bebekler gibiler; dernekden başlıyor, vakıflara, sandıklara, fonlara ve en sonunda da bütçeye dayanıyor Devlet.

 

Neyse yâ hû; herkes hak ettiği biçimde yönetilir.

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

4月22日

Başın göğe mi erecek?

.

Halkçılık

HALKÇILIK

 

 

Türkiye’de halklar yok ise, “Halkçılık” ilkesi neden var? Neden ATATÜRK’ün Partisi’nin adı Cumhuriyet Halk Partisi? Neden  “6 Ok” amblemi kullanılmış?

 

Halk kelime anlamı itibâri ile “yaratılmış insanlar” demek değil midir? Halk, Halik, Hulk, Hilkat, Ahlâk v.b gibi kelimeler aynı kökten gelmiyorlar mı?

 

Elbette Türkiye Cumhuriyet’i coğrafyası sadece Kayılar ve Dokuz Oğuzlar’a analık etmedi. Bu coğrafya misafirsever, mazlumsever olmaklığından da, başka farklı sebeplerden de türlü topluluklar üretmiştir / halk etmiştir. Kezâ bu coğrafya bütünü ile sadece TÜRKLER’den müteşekkil değildi, sadece TÜRK doğurmadı.

 

Ama be kardeşim; etkinlik ve edilgenlik nicel nitelikle doğru orantılıdır. Değerce (en azından) hep bir fazlaydık ve bu bize etkinlik sağladı ki, bu ALLAH vergisidir; kıskanmak, komplekse kapılmak yersizdir; varın hesabınızı ALLAH’a sorun.

 

ALLAH yarttığı her olguya çeşitli misyonlar yükleyip, çeşitli roller biçer, biçiyor. Her insanın mutlaka ama mutlaka eksi ve artı yanları vardır; topluluklarda / halklarda da böyledir.

 

TÜRKLER’e siyâset san’atını ve devlet olma v.s vasfını vermiş; bu kabâhat ise, cezasını kesmek istiyorsanız, adres TÜRKLER midir? ALLAH’a ceza kesmeye de kalkışmazsınız gâlibâ değil mi?

 

Sizlerin de; TÜRKLER’de olmayan farklı üstün özellikleriniz var; kıskanmalımıyız? Her bireyde, canlıda, cansızda olduğu gibi topluluklarda / halklarda da birbirini tamamlama özelliği var; bu özelliklerle tamam olabiliyoruz. Sensiz Ben, Bensiz Sen yalnızlık demektir, güçsüzlük demektir. Sizsiz Biz, Bizsiz Siz güçsüzlük demektir, yalnızlık demektir; “sürüden ayrılanı kurt kapar”.

 

Kaldı ki anamız bir, babamız ayrı olsa da. Belki de babamız da birdir; bilebilir miyiz? Hem ne önemi var ki, ne olduğumuzun, kim olduğumuzun, nerden geldiğimizin? Bildik bileli biriz, beraberiz, biziz. Önemli olan nereye gideceğimiz ve ne yapmak istediğimizdir. Ya’nî ideal birliğidir. İnsanın idealleri ise bellidir; onurlu ve gönençli bir hayat. Hak, hukukdur as’l olan.

 

Şimdi TÜRK kelimesine takılmanın anlamı nedir? Ön adın Kürt son adın TÜRK, ön adın Çerkes son adın TÜRK, ön adın şu ya da bu ama son adın TÜRK. Yok TÜRK olmasın da TÜRKİYE olsun demenin âlemi nedir? TÜRK kelimesini Biz Size çok görmüyor da, kıskanmıyor da, adımızı kirletebileceğinizi, lekeleyebileceğinizi pas geçerek sizlere yakıştırıyoruz da daha ne istiyorsunuz?

 

Üstelik biz TÜRK derken bundan etnik ma’nâ da çıkarmıyoruz; TÜRK dediğimizde TÜRKİYE’de, diger TÜRK topraklarında ve hattâ Misâk-ı Millî’de kim varsa onu / onları anlatıyor ve anlıyoruz.

 

TÜRKLÜK bir yasanın adıdır,törenin adıdır, kültürün adıdır, yaşam biçiminin adıdır ve biliniz TÜRKLÜK şerefdir ki, TÜRKSÜZ tarih sayfası bulamazsınız. Hep vardık, çünki TANRI’dan hiç uzaklaşmadık, buyruklarını, öğütlerini savsaklamadık. Bu nedenle de yok olmadık, var kaldık. Sizi de var tutuyorsak bundan neden gocunasınız ki? TÜRK oldunda neyin, neren eksildi?

 

Kaldı ki; seni benleştirmiyoruzki, bizleştiriyoruz. Kürtlüğün bâkî, Çerkesliğin bâkî, Rumluğun, Pomaklığın, Zazalığın, Araplığın gene bâkî. Ya’nî sen Türkleşirken ben de bi tarafdan Kürtleşiyor, Araplaşıyor, Çerkesleşiyor, Pomaklaşıyor, Rumlaşıyor, Zazalaşıyorum ve böylece ortaya tek bir TÜRKLÜK çıkıyor. Çünki sizlerde de binbir faidede, güzelikde hasletler var, neden sırt döneyim.

 

İsimlere takılmanın ma’nâsı nedir; şeytan çok mu fitledi, fiştekledi? Herkes büyüğüne saygı duyacak; bu topraklarda büyük olan TÜRK’dür. Büyüklerde küçüklerine sevgi duyacak, şefkat gösterecek; olayın özü bu. Küçük büyüğünü, büyük küçüğünü tamamlayacak.

 

Parmağın birine baş parmak demişler, birine işaret parmağı, birine orta parmak, birine yüzük parmağı, birine de serçe parmak. Şimdi serçe parmak “ben illâ ki baş parmak olacağım” derse, diyorsa bunda mantık, makûliyyet, meşrûiyyet aranır mı?

 

Bir parmağın eksilmesi o eli güçsüz bırakmaz mı? Herkes TANRI’nın yüklediği misyonuna razı olsun kardeşim ve ama kendini de geliştirsin, mükemmelliyeti de arasın elbette ama bilsin ki serçeden ne yüzük ne orta ne işaret ne de baş parmak olur; olsa olsa biraz daha güçlenerek daha çok işe yarar.  ALLAH’ın istediği de yararlı olmaktır, birlikçi olmaktır. Sen û Ben da’vâsı İblis işidir. Sıyrıl benliğinden de ikilik çıkarma; ne ağzının tadını ne de ağzımızın tadını bozma!

 

Dünya-âhiret kardeşimizsiniz; Âdem’den beri kardeşimizsiniz. Biz hiç kardeşlerimizi ezmedik, üzmedik; oldu ise de bilerek isteyerek olmamıştır. Yok edici, yıkıcı bir kavim olsak şu ân yeryüzünde TÜRK’den başka isim kullanacak halk olmazdı. Kaybettiysek şefkatimizden, merhametimizden kaybettik; daha ne istiyorsunuz? TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin adını dönüştürmeyi mi?

 

Dokuz oğuzlar, Kayılar’dan ayrılmak istiyor. Neden diyoruz; dilimiz farklı diyor yahut burnumuz farklı diyor, yahut gözümüz farklı diyor!?! Üzüm üzüme baka baka kararır ya da ağarırmış; benzeşelim kardeşim. Benzeşmek süre ister, sabır ister ve herşeyden evvel kibrin def edilmesini gerektirir. Ayrılırsan kurta, kuşa kaptırırsın kendini; biz seni, sizi düşünüyoruz.

 

Ayrıca; ayrılmak isteyen hesabı kapatmadan gidemez. Alacaklı ise alacağını alır, verecekli ise vereceğini verir. Alacaklı olanı ALLAH bilir ve alacaklıya yardım eder, güç verir.

 

Cennete de bir yol gider, cehenneme de bir yol gider. ALLAH cennet yolunun birlikten geçtiğini söylemiş. ALLAH’a karşı gelenin cezası ise cehennemmiş. Buyrun ayrılın.

 

Bu CUMHURİYET’e bağlı olan herkese TÜRK denir; Kürt TÜRK'ü, Çerkes TÜRK'ü, Pomak TÜRK'ü, Laz TÜRK'ü, Rum TÜRK'ü, v.s TÜRK'ü. Ben seni TÜRK kabul ediyorum da daha ne istiyorsun?

 

Senden korkuyorumda mı sana TÜRK diyorum? Şerefsizimde mi sana TÜRK diyorum? Herkes sözünün, davranışının nereye gittiğini bilsin ve şeytana uymasın; küçükler büyükleri hep yorarlar ve üzerler ama büyüğe hoşgörmek, affetmek düştüğü için susuyoruz.

 

Konuşma hakkımızı kullanmıyoruz; kullandırtmayın. Sizi seviyoruz, çünki ALLAH’ı seviyoruz. YARATILANI SEVİYORUZ YARATANDAN ÖTÜRÜ. Ancak; sevdiklerim sürekli sevgimi istismâr ederse de YARADAN’a sığınır gereğini yapmaktan kendimi alıkoymam.

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

1月13日

Maide Sûresi: 27. ve 28. Âyetler

.

Anti-Crist

Maide 22. Âyet

 

 

Çözüm basit: Filistinlileri seven onları, İsraillileri sevende onları alacak koynuna; hepsi bu. Mâdem siz birbirinizi görünce köpeğin kediyi, kedinin fareyi gördüğünde yaşadığı duyguları yaşıyorsunuz ve fakat buna rağmen yaşadığınız yerleri de diğerine bırakmayı onursuzluk olarak kabul ettiğiniz için birbirinizi yok edinceye kadar mucâdele edeceksiniz; ve onursuz Bizler (!) ise ikili dayatmaya kapılacak ya Filistin’i ya da İsrail’i tutacağız öyle mi? Ya sıtmaya razı olacağız ya da ölüme öyle mi?

 

Ha’s’tirin oradan demezler mi adama? Siz kimsiniz de sizin peşinize takılacağız; kedi ile köpeğin ya da kedi ile farenin yahut da kırmızı ile boğanın savaşına taraf mı olacağız yani? Ha’s’tirin oradan; mâdem paylaşamadınız bunca zamandır ve gürültü patırtı yapıp duruyorsunuz; kovuyoruz sizi bu binadan! Ha’s’tirin gidin!

 

İyi de bizim gidecek yerimiz yok ki diyecek durumda da değilsiniz; Araplar ile Persler Filistin’i alsın koynuna, A.B.D. ile A.B’de İsraillileri alsın koynuna…

 

N’apacaz yani; tepemizde yıllardır yaptığınız gürültüye daha ne kadar katlanacağız? Belki de siz danışıklı dövüştesiniz; hangimizi desteklerler ise otomatikman liderliğimizi kabullenmiş olacaklar kurnazlığındasınız? Yani bizi sizi desteklemeye, tarafdârınız olmaya mecbur bırakıyorsunuz; Fenerbahçe ile Galatasaraydan başka takım yok mu? Milli Takım yok mu sandınız?

 

Biz sizin peşinize niye takılalım; siz bizim peşimize takılın dıllolar! Zurnalara bakın hele; tatlı su kurnazlarına bakın; siz döğüşeceksiniz, biz size tarafdâr olacağız ve böylece otomatik olarak, biriniz bir kesime diğeriniz diğer kesime lider / lokomotif olmuş olacaksınız; ananız alıştı kaz etine, babanız alıştı buzağı buduna! Dıllolar sizi!!!

 

Çıkın gidin o topraklardan, h’as’tirin gidin; dünyanın başkenti olacak o bölge. Birleşmiş Milletler Genel Merkezi oraya taşınacak; Birleşmiş Milletlerin kuracağı Silahlı Kuvvetlerin karargâhı, komuta merkezi orası olacak, Birleşmiş Milletlerin Din İşleri Kurulu, Hükümet Binası, Bakanlıkları, Yargıtayı, Sayıştayı, Danıştayı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Merkez Bankası ve seairesi orada olacak; ne sana ne de sana; ha’s’tirin oradan!

 

Sizinle mi uğraşacağız biz? Huzurumuzu kaçırıyorsunuz, ağzımızın tadını bozuyorsunuz; zaten yoklukla, yoksullukla cebelleşiyoruz, bir de sizinle mi uğraşacağız; h’as’tirin!

 

*********

 

Gelelim İşsizlik Fonuna; çoğu açgözlünün iştahını kabartmış vaziyette işsizlerin hazinesi! Açgözlüler dediğime göre işsiz olmadıklarını anlamışsınızdır; CEO’ların, bankacı, sigortacı, ekonomist taifesinin ağzının suyu akıyor; timsah gibiler âdeta!

 

2007 Genel Seçimleri için bir Parti’nin Genel Başkanı’na nabız yoklaması için gittiğimde, “Ne yapıyorsun şimdi”  sorusuna muhatap olup “6-7 aydır işsizim” cevabını vermiştim; buna mukabil olarak “İşsizsin aday mı oluyorsun?!?” diye müstehzi bir cevap duymuştum ve sorusuna cevap fırsatı bile bulamamışdım!!!

 

Böyledir işsizler; sahipleri yoktur işsizlerin ALLAH’dan başka. Dolayısı ile de işsizlerin bizatihi kendileride ve bi’l-umûm varlıklarıda kurdun, kuşun iştahını kabartır; itelerler, tepelerler, kakalarlar…

 

Muhtereme cevabı buradan vereyim: İşsizi kim temsil edecek saygıdeğer beyefendi? Karnı tok olanlar açların halini nereden bilecekler saygıdeğer beyefendi? Siz mi bizim hakkımızı gözeteceksiniz saygıdeğer beyefendi?

 

Aslında gönül ister ki isminizi de vereyim de işsizlerden zırnık kadar oy çıkmasın size ama belki nedâmet duyarsınız diye şimdilik kaydı ile buradan zikretmeyeceğim adınızı! Gerçi; diger Genel Başkanlarda aynı tavrı takınırlardı ya!

 

Neyse, gelelim konumuza; işsizlik fonu işsizlere, iş yolu ile ve / ve ya direkt olarak geçimlik temin etmek maksadına hâ’izdir.

 

Ve fakat; işsizine iş bulmakla, vatandaşını aç bırakmamakla yükümlü Devlet en fazla 12 ay işsizlik ödeneği vermektedir ki o da asgari ücret tutarındadır; asgari ücret ise köpeklerine harcadıkları mama fiyatına tekâbül etmekte midir; bilmiyorum!

 

Oysa işsize iş buluncaya kadar geçimini temin etmekle yükümlüdür Devlet; ya iş bulacaktır devlet ya da geçimliğini / yaşamının idamesini sağlayacaktır işsizin Devlet; tabii Devlet ise!?!

 

Efendim mesleği yok, iş buluyoruz ama mesleği yok, gitmiyor ya da iş beğenmiyor: Meslek edindirme kurslarına mecbur edersin makul bir süre işsizlik ödeneği vereceğin kişilere ve meslek sahibi olduktan sonra da buyur burası işyerin dersin; demiyorsan sonsuza kadar işsizlik ödeneği verirsin. Kaldı ki işsize seveceği - sevdiği mesleği, yapabileceği işi, mesleği kazandırmakla da yükümlüsün ve bu lüks falan da değil; bağnaz kafalı isen, şark kafalı isen işsizlik ödeneği bile lüksdür evet! Ama Baba dediğin çocuğunun geleceğini hazırlamakla yükümlüdür, hazırlayamamış meslek edindirememiş, iş sahibi kılamamışsa, aç bırakacak, süründürecek, eşkıyâlığa sürükleyecek, şeytanların tuzağına itecek değildir Baba. Şeytanların kucağına itilmiş evlatlar Babasını öldüredebiliyorlar; ALLAH şeytana uydurmasın kimseleri.

 

Belediyelerin meslek edindirme kursları var ve bunlar arttırılarak çeşitlendirilebilinir. Ayrıca; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü eli ile de, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı eli ile de yürütülebilinir bu hizmetler; takdir veri sahibindedir.

 

Ben hâlen işsizim ve Anacığım ile birlikte debelenmekteyiz; elim kolum tutuyor ve devlete de hainliğim söz konusu değilken istediğim işdir, yardım değil. Devlet’e hizmet ettiğim süreler içerisinde ne gibi yanlışım olmuştur da, Devlet, söz konusu Ben olduğumda 40 dereden su getiriyor? İş verin Bana, veremiyorsanız ya da vermiyorsanız, işsizlik ödeneğini iş temin edinceye kadar verin ve talep beklemeksizin yapın bunu; insanları dilendirmeyin. Yardım edeceğinizde de talep beklemeyin ve en önemlisi kimseyi yardıma muhtaç hâle düşürmeyin; anlatabildim mi?

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

◙ Günce 

Not: Bundan gayrı kıyamet kopsa dahi kılım kımıldamaz, çünki “lanet ettim içimdeki bi’l-umûm sevgilere”. Almadan vermek ALLAH’a mahsûsdur. Canım bahasına sırt vererek, sunduğum ilimler ile kılavuzluğumda; Devlet yöneterek saltanat sürenler bundan sonra Bensiz yönetsinler Devletlerini ve diger yönettiklerini. Aptallıkdan istifa ediyorum.

ALLAH hidayetinizi ağartsın.

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

11月30日

Ölememek...

.

Anti-Crist

 

 

Bilir misiniz bu duyguyu? Yaşadınız mı hiç? Ben bu duyguyu / hâli çok uzun zamandır yaşıyorum; bu satırları okuyacak olanlardan depresyon diyecekleriniz olacaktır ama benim hâlimin gerçekliği var; biliniz.

 

Çünki; çembere alınmış vaziyetteyim:

 

Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim; etrafımda rahmânî olarak sadece Anacığım var, haricindekilerin ve hasleten de her hâlimi kontrol altında tutanların Deccallerden oluştuğundan söz etmiştim. Kuşatılmış, çembere alınmış vaziyetteyim ve kurtuluş nâmına zerre kadar ışık görünmüyor, çünki yok. Ha, ALLAH’dır; bir sürpriz, bir mucizevî çıkış yolu sunabilir. Yaşayıp göreceğiz. ALLAH sonumu hayr eylesin.

 

Garip Anacığım; ömrünün son demlerinde çilelerin dibinde Bana yoldaşlık yapıyor; O’da ölemiyor. Zûll içerisinde sonumuzu bekliyoruz.

 

Bu hâllerimiz bile hased edicilerin, deccallerin yüreklerini soğutmuyor / soğutmaz. Zerrelere ayırarak, verebilecekleri en derin acıları vermek sûreti ile canımı alsalar dahi yürekleri soğumayacaktır; emin olun. Çünki; ismim ve yaptıklarım ile oluşan hâl, onları zilletin en derinine düçar edecek; alçaldıkça kin büyütecek, nefret arttıracaklar Bana karşı ve biliyorum ki cesedime bile sövecekler. Şayet bir mezar nasib olursa tarafıma; mümkün bulurlarsa mezarımın topraklarını, taşını parçalamak isteyeceklerdir!!!

 

Devlet mi? Sormayın gitsin; Her siyasi partinin kilit noktalarında en az üçer – beşer tane deccal mevcûd. Uyuşturucu kullancısı mevcûd.

 

Teknoloji bu denli gelişmişken, uyuşturucu kullanıcılarını basitçe tesbit edebilecek aletler neden işlerlikde değiller; bilinmez?

 

Siyâset sahnesinin sahibi, işletmeni konumundaki Genelkurmay Başkanlığımız neden bu konuda önlem almaz; bilinmez?

 

Yakında yerel seçimler olacak, adaylar neden çok özel donanımlı ve özel sahalarda meskûn uzmanlarca G.A.T.A. hastanelerinden tıbbî rapora tabiî tutulmaz; bilinmez?

 

Siyasi parti liderleri ve merkez teşkilâtlarında görevli şahıslar ile Partilerin yan kuruluşlarının yönetim kademeleri neden uyuşturucu kullanıcılığı testlerine tabiî tutulmazlar; bilinmez?

 

İnanın ki; her Partide ve partilerin yan kuruluşlarının yöneticiliklerinde uyuşturucu kullanıcıları var ve gittikçe çoğalıyorlar; bu gidişin sonu nereye beyler, bayanlar? Yakında Genelkurmay’ı da ele geçirirlerse vay hâlinize!!!

 

Cumhuriyet’i kuran kadroların çocukları, ne yapmaktasınız bu hususda? Yozlaşmanın kökeninde bu var, anlamıyor musunuz? Dinin yozlaşmasında da, siyâsetin yozlaşmasında da, yaşamın her alanındaki yozlaşmanın temelinde, kökeninde bu var.

 

İnsanoğlu bu illeti yenecek olursa; TANRI ölümsüzlüğü de, sürekli gençliği de armağan edebilir; ölümsüz gençliğin ilmini verebilir birilerimizin beynine; anlıyor musunuz?

 

Ayrıntıda boğmayın kendinizi, temel sorun olan uyuşturucu ile köklü ve kuvvetli bir mücadeleye girişin. Bilin ki, bu sorun halledilir ise diğer sorunlar kendiliğinden çözülecektir.

Uyuşturucu ile mücadelenin ilk ayağı, uyuşturucu kullanıcılarının basitçe tanınabilmesini sağlayacak âlet, edevâtın geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Sonrasında ise uyuşturucu çeşitlerinin her kan grubunda ayrı ayrı oluşturduğu izlerin tesbiti ile tedavinin geliştirilmesi safhasıdır. Ancak; tedavi istemeyeceklerdir. O hâlde ise yapılacakları aklınıza, vicdanınıza terk ediyorum; ucunda ölümsüz gençlik hayatı var.

 

Bu arada; kentlerde, yerleşim alanlarında  gerek Cumhuriyet klasikleri ve gerekse de Osmanlı ve öncesi dönemlerin klasikleri korunarak futuristik bir yapıya geçilmesi sağlıklı olacaktır ama mutlaka kerre mutlaka Bizlere ne olduğumuzu, kim olduğumuzu anlatan, anlatacak olan yapıların daha, daha çokça ortaya çıkarılması gerekmektedir. Medeniyetimize medeniyet katacak tarihimizle geleceğimiz bir arada tasarlanmalıdır.

 

Ve ayrıca; bu devlete bir hakkım geçmişse ki geçtiğine inanıyorum: Ben’i görmezlikten gelenlerin, kuyumu kazanların üstüne olsun ALLAH’ın ilenci.

 

Bu saatten sonra krallık verseniz hiçbir değer ifade etmez, çünki yüreğimdeki sevgiyi çaldınız, sevgi pınarlarımı kuruttunuz. Ağzıma neler geliyor bir bilseniz; misyonuma ters düşmese idi şu an için Devlet erkini ellerinde bulundurup beni hiçliğe, yokluğa mahkûm edenlere neler söyleyesim var ama ancak diyorum ki “Yüce ve her şeye kâdir ALLAH’ın ilenci, lâneti üzerinize olsun!”

 

Anamla birlikte yaşadığımız zûll çukurundan daha beterlerini hak ediyorsunuz; ayaklar baş olmuş maalesef. Yüce HAKK mustahakkınızı versin. AMİN!

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

9月26日

Kadir Gecesi

.

Şeffaf

En kuvvetli

En merhametli 

 

Bu gece Cebrâ’îl (a.s) ile seçilen kişilerin denkleşme gecesidir, ancak; mu’ayyen bir gece midir; tarafımca meçhûl. Zannımca; ALLAH her ne zaman isterse, ne zaman uygun görürse o zamanda Cebrâ’îl (a.s)’ı görev teblîgâtı maksadı ve sair maksatlarla da gönderebilir. Fakat; belki de mu’ayyen bir gündür.

 

Her seçilmişe hep aynı gecede mi gelmiştir? Bilemiyorum!

 

KUR’AN’ın ifadesinden mu’ayyen bir gece olduğu anlaşılıyor. KUR’AN öyle dedikten sonra söylenebilecek söz kalmaz bizlere; öyledir.

 

Cebrâ’îl (a.s) için Nâmûs-u Ekber de denmiş ki, çok yerinde bir ifadedir. Mefhûm-u vicdanın ALLAH indînde çırılçıplak bir netlikle ifade verme, boyun bükme, tam ma’nâsı ile mahcûbiyyet hâli ile ortaya çıkabilecek bir vâkı’adır Nâmûs-u Ekber.

 

Kendi ruhunun arınmasının/arındırılmasının, pîr-u pâk olmasının/edilmesinin delîlidir/yansımasıdır Cebrâ’îl (a.s).

 

Ve:

 

Bu gecenin anılmasının kazanımı da ruhu temizleme gayretleridir. Bu doğrultuda söylenebilinecek ise şunlardır ki; süreklilikle ALLAH tarafından gözlendiğimizi, gözetlendiğimizi önce kabûl edeceğiz ve bu kabûlden sonra ise ALLAH’a lâyık bir kul olmak gayretinde olacağız. Bunun için ise öncelikle ALLAH’ı ve kulundan istediklerini, beklediklerini iyi anlayacağız, iyi bileceğiz. Rehber hiç şüphesiz öncelikle vicdanınızdır. Vicdanı ALLAH’ın istediği doğrultuda biçimlendirebilmek için KUR’AN’ı kabûllenmek gerekir. Ve fakat yararlılık esastır, kıssası “faydalı olamıyorsan zararlı olma” düstûrundan ibarettir.

 

Hak, hakkâniyyet uğrunda süreklilikle mucâhede, mucâdele etmek ise ALLAH’ın ödüllendirdiklerindendir. Hak yolunda mağlûb olmak özünde gâlibiyyettir ki, her kula nasîb olmaz.

 

ALLAH indînde bükük bir boyun, mahcûb bir vicdan ile geçen her ân, kulu Kadir Gecesi’nin fe’iz ve bereketinden daha çok nasîblenmeye ulaştırır. Ve belki her gecenizi Kadir Gecesi kılar.

 

ALLAH’a lâyık olamama kaygısı, utancı kişiyi lâyık olma yolunda gayretlendirir. ALLAH’ın mukâfâtlarından dahası var mıdır? ALLAH olunamayacağına göre ALLAH’a lâyık olmaya çalışmak aklın gereği değil midir?

 

 

Ve:

 

Bu gece ALLAH’ın er-Hamer’Râhîmin sıfatının tahakkuk ettiği gecedir ki, çok şükürdâr, çok minnetdâr, çok vefadâr olmak yeterli midir; bilemiyorum?

 

Bir Kadir Gecesi 83 yıl 4 ay yaşamaktan daha hayırlıymış; yeter ki vicdanlarımız tertemiz olsun.

 

Kutlu ve bereketli olsun.

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

6月11日

Millete efendilik yoktur...

.

 

 

Çok uzun zamandır yazmak isteyip bir türlü yazamadığım bir konu var; içimde ukde:

 

Sinirim, kızgınlığım geçti; konuyu ne kadar etkili ele alabileceğim bilmiyorum ama deneyeceğim; teşbihte hata aranmaz ki; kapı köpeklerinden bahsediyorum:

 

Hani şu ünlü bir deyimimiz vardır; “Köpeğin bağlı olduğu kapıdan ilim girmez.” diye, tersinden de düşünebiliriz bu deyimi; “İlimin bağlı olduğu kapıdan köpekler giremez.”

 

Devlet denen bir tulû’ât tiyatrosu var ya hani; imâm ile imâma uyanlarca sahnelenen oyun; sahibine göre kişneyen at ile sahibinin birlikteliğinde oynanan oyun-tiyatro.

 

Hani kapılarında bazen onlarca, bazen yüzlerce köpeğin beklediği küçük zâtların ön aldığı oyun.

 

*********

 

Gidersin, Devlet makamlarında iştigâl eden birilerini ya da toplumda ön almış görüntüsündeki birilerini görmeye, görüşmeye ama kapı köpeklerini aşabilene aşk olsun.

 

Üstelik o köpeklere, gelene gidene havla, hırla diye bir görev verende olmamıştır ama kendilerinin önemsenmesi adına durumdan vazife çıkararak “kimle görüşeceksiniz, niye görüşeceksiniz? Bize söyleyin efendim.” türünden abuk-sabuk sözler ederler.

 

Ulan köpekler sizin vazifeniz bu mudur?

 

Adamın üzerinde silâh yok, bıçak yok; aradın, taradın. Öldürülme riski yok görüşülecek kişinin, kaldı ki; öldürecekse de sen buna nasıl mani olacaksın? Senin öyle bir görevin de yok.

 

Efendim randevunuz var mı? E bırak gireyim de randevu isteyeyim; randevuları telefonla alabiliyorsunuz efendim…

 

Ne yazayım ben buraya yahu; neyi ne kadar anlatabilirim ki; Ulan o makamlar bizim, sizler bizim memurlarımızsınız, bize âmir değilsiniz, bize memursunuz. Milletin dışında âmir yoktur.

 

Millete hizmet etmek için varsınız oralarda, millete hükmetmek için, milleti hiçe saymak için, milleti soyup soğana çevirmek için, millete burun kıvırmak için değil…

 

Devlet holding olmuş, millet müşteri!!!

 

Müşteri olsak gene iyi; müşteri velî’ni’mettir!?!

 

Edebim müsait değil; içimden neler geçiyor oysa…

 

Sözün kısası: “Köpeğin bağlı olduğu kapıdan köpekler, ilmin bağlı olduğu kapıdan âlimler girebilirler.”

 

Kraldan çok kralcı, işgüzâr tiplerle Bu Devlet bu kadar yürüyebiliyor işte.

 

Köpekler bazen de bile-isteye görüştürmüyorlar; bu adam görüşürse bizim yerimizi alır, papucumuzu dama attırır kaygısı v.b.

 

sabır…

 

Sekreterlerin görevi, gelen kişinin adını soyadını öğrenip görüşülmek istenen kişiye iletmektir; onun nâm-ı hesâbına davranmak değil. Sen bi ilet bakalım, görüşecekse de, görüşmeyecekse de buna o karar versin. Sen kimsin ki, tipe, kıyafete, diksiyona bakarak kendince bu bununla görüşmemeli ya da görüşmeli, görüşebilir ya da görüşemez diyebiliyorsun?

 

Bir de üstelik bayan-hanım görevliler bir çoğu, ya’ni lâfda söylenemez bunlara; hemen hanımlık kisvesini bürünürler, incitmekten çekinirsin…

 

Millet ne ise Devlet odur, Devlet ne ise Millet odur.

 

Bu kadar kıymadan bu kadar köfte oluyor ancak.

 

*********

 

Zaten; az kaldı, yiyeceksiniz birbirinizi. Kurtarıcı arayacaksınız; biz ettik sen etme diyeceksiniz.

 

*********

 

Hele de Başbakanlık Binası; evlere şenlik. Dilekçe vermenizin mümkünü yok; kapıdaki polis memurları biz veririz diyerek müdahil oluyorlar; yok böyle bir şey yahu!

 

Vatandaşı içeri bile almıyorlar. Ulan bırak girsin adam dilekçesini versin, kayıt numarasını alsın, kimi kimden koruyorsunuz yahu? Sen asıl vatandaşı devletten koru dangalak!

 

Sıkıya geldimi; ben emir kuluyum. Hade ordan; size böyle bir emir veren yok, kaldı ki kanunsuz emri uygulamak suçtur. Kim neye göre öyle bir emir verebilir? Uygulamazsan seni neyle suçlayabilirler?

 

Sen aramanı, taramanı yaparsın, kaydını-kuydunu tutarsın bu kadar; senin vazifen bununla sınırlı. Ayrıca; olağanüstülükler için nöbettesin. Olağanüstülükler ise terörist ve meczup saldırılarıdır, o kadar.

 

*********

 

Çivisi çıkmış ahlâkın; kime neyi ne kadar anlatabilirim ki? Herkes işine geldiği yerden anlıyor lâfı; hak, hakîkat açısından kulak veren yok ki!

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

5月16日

19 Mayıs Şöleni

.

TIKLA

Şampiyona

Turnuva 

 

“Gençlik ve Spor Bayramı” denmiş amma her ne hikmetse spor kısmı unutulmuş ve ya etkin kılınmamış. Stadyumlarda birkaç grup gençlerin müzik eşliğinde dansları v.b gösterileri ile “Gençlik ve Spor Bayramı” kutlanıyor!!!

 

Sporu zaten daha ziyade gençler yapabiliyorlar ve gençler spor yapmalıdır. Yoksa; doğal olarak yüksek düzeyde sahip oldukları enerji, kendilerine sıkıntı verip arayışa yöneltir ve enerjilerini yanlış kutuplarda boşaltma yoluna girebilirler. Polat Alemdar olurlar meselâ! Ya da Paris Hilton ve ya Ernesto Che Guevera, Deniz Gezmiş, Çakıcı, Çatlı, Öcalan, Memati, Muro, Tarkan, Nez , Sibel Kekilli v.s.

 

Oysa Biz’e Adalı Halil, Şamdancıbaşı Kara İbo, Arnavut Ali, Kel Aliço, Hasbekli Mahmut, Kurtdereli Mehmet, Hergeleci İbrahim, Koca Yusuf, Yaşar DOĞU, Gazanfer BİLGE,  Nasuh AKAR, Mahmut ATALAY lâzım.

 

Oysa Biz aşağıdakilerle TÜRK’üz, TÜRK Genciyiz:

Değnek; Diğnek, Deynek: Çeşitli yörelerde cirit oyununa verilen ad.

Cirit Havası: Cirit oynanırken davul ve zurna ile özel ritmlerde çalınan ezgilerin tümü ya da bir tanesi.

At Oyunu: Ciritin Tunceli ve Muş yöresindeki adı.

At Oynatma Havası: Tunceli ve Muş yörelerinde ciritten önce at oynatma için özel ritmlerde çalınan ezgi ve ritmlere verilen ad.

Rahvan: Atın iki ayakla koşar gibi aynı yanda bulunan ayaklarını aynı anda atarak yaptığı, biniciyi sarsmayan bir yürüyüş şeklidir.

Rahvan At: Biniciyi sarsmadan yürüyen at.

Tırısa Kalkmak: Atın çaprazlama ayak atarak hızlı ve sarsıntılı yürüyüşüne denir.

Dörtnal: Atın en hızlı koşuşu.

Hücum Dörtnal: Atın en hızlı koşuşunun daha ilerisinde bir süratle hedefe at sürme.

Adeta: Atın düz yürüyüşü.

Aheste: Atın ağır ağır, arka kalçalara yüklenerek yürüyüşü.

At Başı: İki atın bir hizada oluşu.

At Cambazı: Ciritte at üzerinde beceri ve hüner gösteren binici.

At Oynatmak: Ciritte hüner göstermek.

Sipahi, Sipah, İspahi: Eskiden Yeniçeriler zamanında bir sınıf atlı askere denirdi. Fakat iyi at binen kişilere de at oyunlarında becerisi olan oyunculara da çeşitli yörelerde bu adlar kullanılmaktadır.

Seymen Olmak: Ulusal giysilerin yöreye ait olanlarının düğün nedeni ile Ankara dolaylarında giyilmesine denir.

Osmanlı: Atlı, suvari, anlamında kullanılmaktadır.

Menzil: Ciritte at üzerinde sıra biçiminde duranlara verilen ad.

Alan: Cirit meydanına verilen ad. Cirit oynanan yer.

Şehit: Ciritte isabet alıp ölenlere verilen ad.

Acemi: Savurduğu ciriti ata değen oyuncuya denir.

  *********

Oysa Biz; Türkîlerin çocuğuyuz, Şarkîlerin çocuğuyuz. Ve Biz’e Fuzûlî, İbn-i Sina, Birûnî, Gelenbevî İsmail Efendi, Farâbî lâzım.

 

Saygıyla…

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

5月13日

Gül dikende biter diken gül olmaz...

.

TIKLA

Kâmillik ilmini herkes bilemez

 

 

Doğrularla yanlışların bu kadar iç içe geçtiği, benzeştiği bir dönem tarihte hiç oldu mu, oldu ise kaç kez oldu, gelecekte olur mu; bilemiyorum?!?
 
Çok ilginç bir dönemin şahitleri TÜRK halkı ve dünya…
 
Âdeta sırat köprüsündeyiz, yani; doğru istikametin tesbiti ve tayini, hiç bu kadar kıldan ince kılıçtan keskin olmamıştı; ALLAH şaşırtmasın ve hepimizi doğruya kılavuzlasın.
 
*********
 
Bu dönem duygularımızla yön tesbiti yapılabilinecek bir dönem değil, fanatizmle, tarafgirlikle yön belirleyebileceğimiz bir dönem değil.
 
Yerleşik doğruların ve yanlışların alt üst olduğu, klişelerin, kalıpların, şablonların, tabuların kırıldığı, ezberlerin bozulduğu bir dönem; tüm HAKK dostlarının HAKK yardımcısı olsun; ve herkesi KENDİSİ’ne dost kılsın HAKK.

 
*********
 
Yaşam bugün hâlâ devam ediyorsa, bunu belki de engelli olarak ifade ettiğimiz insanlara borçluyuzdur, çünki; engelliler, engellerinden ötürü ALLAH ile daha çok diyalog halinde olmuşlardır sağlamlara göre, sağlamlar ALLAH’ı daha kolay, daha çabuk unutabiliyor ama engelliler sağlamlarla rekabet içerisinde oldukları hayat yarışında âc’ze düşmeleri neticesinde sağlamlara nisbeten, daha çok ALLAH’a yönelip yakarabiliyorlar ve böylece ALLAH’ın şefkat ve merhametine nail olabiliyorlar; belki onların ve daha başka acizlerin yüzü suyu hürmetine yaşam devam ediyordur?!?

Örnek; Âşık Veysel ŞATIROĞLU.
 
Engellilere kendi menfaatimiz için sahip çıkmalı ve hayatlarını kolaylaştırmalıyız.
 
Meselâ; kaldırımların en sağ tarafı bir kişilik ve sağı-solu trabzan/korkuluklu yol olarak âmâ vatandaşlarımız için düzenlenebilir. Korkuluklardan tutarak daha seri, hızlı ve güven içerisinde yol alabilirler. Onlar yol alırken biz de dua ve ALLAH’ın rızasını almış oluruz.
 
*********
 
ALLAH yarattıklarını hep bir varlıktan üreterek meydana getirmektedir; anne’den. Canlı, cansız tüm varlıklar bir öncekinden dünyaya gelmişlerdir.

 

Anne’ye hürmet ve hizmet, ALLAH’a hürmet ve hizmet değerindedir.
 
*********
 
Gelelim “VERGİ” olayına…
 
Nedir vergi? Vergi, 3, 5, 10, 30, 50, 100, 1000 ya da milyon kişinin bir arada yapamayacağı işi, yapılsın diye tek bir düzeneğe havale etme olayı değil midir? Bir çeşit imece olayı yani; şehre üst geçit yapılacak olduğunda kim organize edecek o işi; bir düzenek, aygıt gerekli.
 
Devlet budur işte; milyonların ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan aygıttır Devlet.
 
Ve Devlet’e ihtiyaçlarımızın karşılanması için vergi veririz; karşılanıyor mu ihtiyaçlarımız?
 
Verdiğimiz paralar ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek paraların çok üstünde ama ihtiyaçlarımızın çok az bir kısmı karşılanmış durumda, değil mi?
 
Üstelik; vergilerle yetinmiyorlar ve vergilerimiz ile oluşturulan tesis, müessese, araç, gereçlerin kullanımı için mükerrer biçimde para istiyor-alıyorlar.
 
Almadıkları sadece soluduğumuz havanın parası kaldı!!! Biz bu kafayla devam edersek onun için de yakında para isterler.
 
Şimdi de köprü ve otoyolların özelleştirilmesi gündemde; benim paramla yapılan köprü ve otoyolları satacaklar ve ben geçiş ücretini bu kez Devlet’e değil de “X şahıslara” vereceğim.

 

Devlet bu kez o köprülerden alabileceği paraların 10 yılda elde edilebilinecek olanını peşin almış olacak ve ayrıca yeni bir vergi kapısı bulmuş olacak.

 

Peki oradan elde edilen paralar nerede ve ne amaçla kullanılacak? Bir başka köprü ya da yol yapmak için mi? Diyelim ki evet; bana ne faydası olacak? Sonuç da yine benden geçiş ücreti alınmayacak mı, alınacak ve bir süre sonra o da özelleştirilecek ve yine ve yine ve yine.

Demiştim ya; “KISIR DÖNGÜ”.
 
Saygıyla…
 
cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

4月11日

Türk Kürttür; Kürt Türkdür.

.

TIKLA

Erkenek mi? Ergene mi?

 

 

Kürtler’in de Türk olduğunu “Adam” hepimizden daha sağlam biliyor. Türk ve Kürd’e aynı şiddetde düşmanlık edişinden belli olmuyor mu bu?

 

Kürd’ü tersliyor, Türk’ü tersliyor ve bunları yaparken bazen Müslümanlık argümanını kullanıyor, bazen ise Türklük argümanını kullanıyor. Oysa; ikisi ile de derdi yok; tek derdi var, o da; hükmetmek, egosunun tatmini.

 

Belli ki, çocukluk ve gençlik dönemleri çok acı geçmiş ve aşağılanmış. Hırslanmış, intikam alıyor. Çocukluk yıllarında acaba Kürtler’den birileri O’na ne yapmış olabilir? Ya da Türklerden birileri O’na ne zarar vermiş olabilir? Olabilir mi?

 

Ya da; ataları O’nun kulağına yaşadığı süre zarfınca neler doldurmuşlar? Nedir bu TÜRK düşmanlığı?

 

Yoksa; acaba Türk ve Kürtler’i Ye’cüc ile Me’cüc olarak mı anlattılar buna, gittiği tarikat ve cemaatlerde? Ne işlediler bunun beynine?

 

Malûmunuzdur; çeşitli İslâmî cemaat ve tarikatlarda ve de çeşitli İslâmî içerikli internet sitelerinde TÜRKLER ve KÜRTLER’in Ye’cüc ve Me’cüc olduğundan dem vurulmakta.

 

Böyle bir sapkınlığa sahip insanlar var; nerden almışlar bu bilgiyi, kaynakları nedir, bu meçhûl. En azından Biz’e meçhûl!

 

Ya da; acaba kanının, geninin güdülemesi ile mi düşmanlık ediyor Türk ve Kürd’e? Yani; Yehova’nın va’dettiği ADN cennetleri olarak kabul ettikleri Anadolu ve Mezopotamya’yı ele geçirmenin yolunun, buraların üzerinde yaşayanlarının devre dışı bırakılması ile olabileceği saiki ile mi yapıyor yaptıklarını?

 

Peki; düşünemiyor mu ki, bu toprakların üzerinde yaşayanları alt edebilse dahi, toprağın kendisi bunları kabul etmez. Çünki; toprağın adıdır TÜRK ve KÜRT. Toprak olmuşlar kimlerdi, TÜRK ve KÜRTLER değil mi idi?

 

Ergenekon’dan çıkışı her yıl 21 Mart’da NEVRUZ olarak kutlayanlar iki ayrı millet midirler? Bunun böyle olamayacağını O biliyor da, Biz niye bilmiyoruz?

 

Ayrılıkta zulmet, birlikte selâmet var. Birlikten kuvvet doğar; Türksüz Kürt ile Kürtsüz Türk yaşamı olmuş mudur varoluştan bugüne?

 

Şimdi; Kürtlerin kültürel hakları falan da neyin nesi, Kürd’ün kültürü Türk’ünkinden farklımıki? Dilinden başka nesi farklı? Dilinin farklılığı da ilkel Türkçe ile Arapça ve Farsça karışımından oluşmuyor mu?

 

Kaldı ki; dil mefhumu sadece anlaşabilmek için vardır. İlk insanlar tek bir dil kullanıyorlardı ve sonra XY yani vesvese ve yani şeytan, ilk insanların en az iki tanesine güvensizlik hissi vererek gizlenme gereksinimine yol açtı ve böylece de farklı bir konuşma-anlaşma dili geliştirilmiş olundu. Diğerinden gizleyecek bir şeyi olmayan neden farklı bir iletişim mefhumu kullansın? Sen Benim dilimi anlıyorken, Ben Sen’in dilini niye anlayamayayım? İkinci dili geliştirip konuşan mı tehlikeli, yoksa varoluş dilini kullanan mı?

 

Dünya tek bir dil kullansa bu fena mı olur, iyi mi? Herkes her yerde her istediği ile uzlaşabilse, anlaşabilse, iletişime girebilse fena mı olur, iyi mi?

 

İşitme engellilerin Türkü, Kürdü, İngilizi, Fransızı mı oluyor? Onlar hangi milletten olurlar ise olsalar da tek bir dil konuşmuyorlar mı? Konuştukları halde, biz ayrı bir milletiz mi diyorlar?

 

Dil sadece iletişebilmek için vardır, dil düşmanlık aracı, zulmet aracı değil, bilakis selamet-esenlik aracıdır, çünki insanlar konuşabildikçe anlaşabilirler.

 

Ben illâ ki bu dili kullanacağım diyebilmek için, bahis ettiğin dilin zengin olması, evreni kavraması lazım, bunun mukayesesi ise ancak neticede ortaya çıkar. Neticeyi mi bekleyelim illâ ki? Şimdiden anlaşsak ne olur? Kötü mü olur, iyi mi olur?

 

Dilini kullan, kullanma diyen yok. Zaten kullanıyorsun. Dilinin dışında her şeyimiz aynı ya da benzer değil mi? Dilin bile benzeş. Ergenekon’da beraber değil mi idik, beraber çıkmadık mı Ergene’den. Nevruzu ne için kutluyorsun; ateşin üzerinden ne diye atlıyorsun? Atladığın ateş Ergene’de demirden dağların erimesi için yakılan ateş değil mi? Demir eriyikleri ile birleşmiş ateşten atlamıyor musun? Atlayıp geçtikten sonra ilk karşılaştığın çiçekler Nergiz değil mi idi? Bayrak olarak kullandığınız renklerde ki sarı,yeşil ve kırmızı renkleri, nergiz çiçeğinin renkleri değil mi?

 

 

*********

 

Türk ve Kürtler’de böyledir; çocuklar dövüşür, dalaşır ve fakat ebeveynler çocuk döğüşlerine müdahil olmazlar ve üstelik ilişkilerinde hiçbir değişmede yaşanmaz, gene dostlukları baki kalır.

 

Dağda, ovada, bayırda, sağda, solda çocuklar dövüşüp durdu akşama kadar ve hep olduğu üzre ebeveynler yan yana oturmaya, çalışmaya, yemeye, içmeye devam ededurdular. Fakat zaman artık akşam vaktidir, çocuklar eve dönecekler. Ve artık evcek yani maaile görüşmek, halleşmek vaktidir; yeme içme, ziyafet vaktidir ve herkes birbirine davetlidir; kimi Türk gelinine, kimi Kürt damadına, kimi dünürlerine, kimi hısımlarına, kimi komşusuna, kimi akrabasına.

 

 

*********

 

Şimdi birlik zamanıdır, çünki çıkarımız, menfaatimiz hep olduğu üzre yine Bizim birliğimizdedir. Bizi Biz biliriz, bir de Bizi YARATAN!

 

Yok eğer Biz değil, Ben diyorsan “Hatice’ye değil neticeye bak” diye bir söz vardır Anadolu’da, bilirsin.

 

 

*********

 

Şeytanların ekmeğine yağ sürmeyelim.

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

6月11日

Kuzey Atlantik Birliği

.

TIKLA

Hilal ve Haç !?!

Haç ve Hilal ?!? 

 

Tek seçenek bıraktılar Biz’e; N.A.T.O.

 

Kuzey Atlantik Birliği’nin sözleşme metni son derece açık, sarihdir. Ve yıllardır süre gelen terör saldırıları karşısında, adı geçen bu BİRLİK edimlerini her ne hikmetten ise yerine getirmemiştir. Galiba; edimlerini yerine getirmemek sureti ile BİRLİK’e karşı rest çekmemizi sağlamaya çalışmakla; BİRLİK’ten ayrılmamızı istemektedirler!

 

“Bana hayrı dokunmayan kilisenin papazına çarpayım” özdeyişinin de işaret ettiği üzre; Kuzey Atlantik Birliği hep ve her zaman “Keleme (lahanaya) gelince hatır hutur ve fakat sapına (göbek sapı) gelince ciyak ciyak” durumunda olduğuna göre; çarparım N.A.T.O’ya.

 

Varlığının bir hayrı yok ise yokluğunun da şerri olamaz. Varlığın şerri kadar hayrı, hayrı kadar şerri olabilir ancak. Kosova’da Müslümanlara kıyım yapıldı seyrettiler, Bosna’da seyrettiler, orda seyrettiler, şurda seyrettiler, burda seyrettiler. Katliam bittikten sonra lütfedip geldiler ki, gelmeselerdi de olurdu. Olan olduktan sonra, “hadi yavrum, eve git de annen kıçına kil çalsın” dediler adeta.

 

1978’de kurulan bu hain, kalleş, sinsi örgüt: P.K.K kuruluşundan bu yana ÜLKEMİZ’i kana boyamakta, düşmanlığın en kirlisini uygulamaktadır.

 

1978’den beri, N.A.T.O.  antlaşmasının her maddesi gerek ayrı ayrı ve gerekse bir bütün olarak N.A.T.O’nun sırf bu konuya ilişkin toplanmasına ve durumu değerlendirmesine yetecek kadar kan dökmüştür P.K.K.

 

Ancak; tek bir toplantısının dahi gündeminde P.K.K terörü olduğunu bilen var ise beri gelsin! Ve ya; gündeminde olmuş ise ne yapılmış N.A.T.O. tarafından bugüne değin P.K.K’ya?

 

                                        *********

Biz niye N.A.T.O’dayız, bilen var mı? Var ise şayet; BİZ’e de anlatır mı? Yani; ÜLKESİ’ne de anlatır mı zat-ı şahaneleri? N.A.T.O’da ki varlık sebebibimiz nedir? Nasıl ve nerede yararlanmamız söz konusu oldu ya da oluyor ve yahut olacak?

 

Doğal olan birliktelikler benzerler arasında oluşur. Dikkat buyrun; oluşturulur demiyorum, oluşur diyorum. Bir an için varsayalım ki, oluşturularak sağlanan birlik olsun; benzerler arasında oluşturulmamış birlik, kumpastan öte bir anlam ifade etmez, edemez. Eder mi?

 

Lütfeder de birileri anlatırmı acaba BİZ’e; N.A.T.O’nun diğer üyeleri ile ne gibi benzerliklerimizin olduğunu? Kanımız mı benziyor? Huyumuz mu benziyor? Suyumuz mu benziyor? Neyimiz, neremiz ortak ya da benzer?

 

Eğer bir benzerlik söz konusu ise; Benim kanım akarken, en azından Onlar’ında gözyaşının akması gerekmez mi? Timsah olanından değil tabii, sahici olanından, ki sahici gözyaşı döken, gözyaşının akmasına neden olan ortamı yok etmek için, 25 yıldır kıçını oynatmaz mı?

 

                                        *********

 

Evet; “ya şimdi ya da asla” demenin vakti gelmiştir. N.A.T.O. antlaşması çok açıktır; hiçbir eveleme, geveleme götürmeyecek kadar açıktır. Yapılacak başkaca antlaşmalar bu antlaşmaya mugayir olamaz maddesi de bulunduğuna göre; “BAŞKA HİÇ BİR DEREDEN SU GETİREMEZLER”. Getiriyorlarsa da kendileri bilir; “cürümleri kadar yer yakarlar” ki önce kendi kıçlarını kurtarsınlar IRAK ateşinden…

 

İşte Onlar’a fırsat; hem kendi kıçlarını kurtarmış olacaklar ve hem de imzaladıkları antlaşmanın gereğini yerine getirecekler: TÜRKİYE topraklarına ayak basmadan, kuşbakışı bakmadan. İsrail’den Ürdün’e ve Oradan da IRAK’a girip kuzeye doğru hilâl şeklinde kara birlikleri ile topçu atışları ile, tanklar ile yürüyecekler. Biz ise Doğu Torosların hem kuzeyinden hem hem güneyinden itibaren hilâl şeklinde ve hatta W şeklinde yürüyeceğiz.

 

Karnımız acıktı epeydir tost yememiştik. Bakalım müttefiklerimizin aşçılığı nasıl? Tostun üstünün iyi kızaracağı kesin de altı ne kadar kızaracak acaba?

 

Gerçi girmezler N.A.T.O. ortaklarımız; “körün istediği bir göz ALLAH verdi iki göz” deriz ve böylece benzerlerimizle ittifak yapmak için bize gün doğar ve ha’ttâ Kürt kardeşlerimizde ittifakımızda yer alırlar, emin olun!

 

Bundan sonra N.A.T.O. düşünsün.

 

Saygıyla

  cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

5月30日

İzan, basiret ve 367

.

TIKLA

 

 

Yazmayayım, konuşmayayım, karışmayayım istedim ama olmadı, olamadı; ANAYASA başlangıcında “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;”  ve “FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.” denmiş olmasına rağmen bazen içimizden iz’ân ve basiret yoksunları çıkabiliyor ve gözlerini hırsları ile karartarak en kudsî, en değerli, en olmazsa olmaz varoluş dayanaklarımızı dahi tahrib edecek açıklamalar yapmaktan kaçınmıyorlar.

 

Sayın Başbakan beceriksizliğini örtbas etmek için ve bu yolla da liderliğini zafiyetten kurtarmak güdüsü ile hiç sıkılmadan T.C DEVLETİ’nin aklına dil uzatmakta bir beis görmüyor ve koca T.C DEVLETİ’nin aklından, Kendi aklını daha üstün göstermeye çalışıyor. Buna aymazlık mı denir, gafillik mi denir, softalık mı denir, hainlik mi denir, ne denir varın siz söyleyin.

 

Sayın Başbakan, en azından ANAYASAMIZ’ın fikir, inanç ve kararlarına, ötesinde sözüne ve ruhuna saygı duymayıp, mutlak sadâkata da sahip olmadığını her fırsatta göstermekten de imtinâ etmiyor ve bu yönde pervasızlaşıyor ve buna rağmen hâlâ VATAN ve MİLLET sevgisinin kuvvetinden dem vurarak ANAYASANIN işletilmesinin tekraren Kendisi ve fikir arkadaşlarına tevdî ve emanet edilmesi için HALKOYU’na müracaat ediyor.

 

HALKOYU’na müracaat ederken de diyor ki; “Ey HAKK ve mazlumûn dostu TÜRK MİLLETİ; T.C. DEVLETİ’nin AKLI Bana haksızlık yaptı, Bana zûlmetti, Beni gadre uğrattı.”

 

Sen, T.C. DEVLETİ’nin aklı ile yarışa gir ve sonra yarışı kaybet, ondan sonra da mızmızlanarak AKLI, BEDENE şikayet et!!! Böylesine deli derler ya hû!!!

 

Sen önce  TÜRK’ün aklına güvenmeyi öğren ve o akla sığın ki, rahatını, huzurunu, emniyetini BU MİLLET’in aklına borçlusun; bulunduğun makamı borçlusun.

 

ANAYASALAR bir milletin ya da bir topluluğun ortak aklıdır, fert fert akılların toplamıdır: TÜRK MİLLETİ’nin 13.500 yıllık birikimi ile tecrübesi ile oluşmuştur.

 

Sen okuduğunu anlayamayacak ve sonra suçu BU GÜZİDE MİLLET’in aklında arayacaksın!?! Üstelik BU GÜZİDE MİLLET’e Başbakanlık yapacaksın!?!

 

184 litre hacmi olan bir kaptan 367 litre su çıkmasını beklemek mi akılsızlık oluyor yoksa 367 litre suyun ancak 367 litrelik kaptan çıkabileceğini beklemek mi?

 

Farazâ; 184 tane sandalyen vardı ve 184 sandalyen ile oturumu açtın, birinci, ikinci oturumu da geçtin, geldin üçüncü oturuma, ne lâzım; 276 sandalye lâzım. E ne yapacaksın bu durumda?

 

Diyorsun ki; “353 sandalyem var, birinci, ikinci oturumları geçersem üçüncüde 276’yı fazlasıyla bulurum” iyi de bu kanuna karşı hülle olmuş olmuyor mu?

 

367 ile oturum açılır ve 367 oy şartı aranır seçilmek için, 367’i bulamamışsan bir daha aranır, ki Sana fırsat verilmiş olur, yok eğer gene bulamaz isen 367’nin için de 276 rakamı da olduğundan 3. turda onunla seçilirsin. Sen diyorsun ki bir demeden direk iki diyeyim; 2 dediğin şey iki tane birdir. Yukardan aşağı sayılacağında ise önce 3 dersin sonra 2 dersin. Yok 3 demeden 2 diyeyim dersen Sana “HOOOP” derler. 367 demeden 366 demek var mı? 367 demeden 276 demek var mı? Nerde var? O rakamlar birlerin toplamıdır. Tek tek toplayacaksın 367’i ondan sonra seçeceksin CUMHUR’un BAŞI’nı. Öyle “Alinin külahını Veliye, Velininkini Aliye giydirmekle” olsaydı bu işler şimdi TÜRK diye bir şey kalmazdı dünyada. Topla tüfekle yıkamamışlar bizi, ölümlerle eğlenmiş bir MİLLETİZ biz; Sen’in ampul kafanla mı yıkılacağız? Beyefendinin beyninde birden bir ampul yanıyor, “buldum, formülü buldum” diyor.

 

Bu insanlar yıllarca Hukuk Fakültelerinde ve sonrasında da uygulamalı olarak hukuku yemiş, yutmuşlar; hiçbir şeye saygın yok ise ilme saygın olsun da sus.

 

Anayasa Mahkemesi kararında da 2 tane karşı oy vardı, onlarda aynı kafa; ampul kafa.

 

Pedagojiden bihaber tarikat imamlarınca hayata hazırlanmış şahıslar; İSLÂM sizin yüzünüzden bu hâlde, KUR’AN’ı da böyle anlıyorsunuz çünki siz.

 

Vay efendim, öncekiler de böyle seçmişti, Bize’de hak doğdu Biz’de öyle seçeriz: öncekiler yanlış seçilmişler ancak bu yanlışlığın varlığına dikkat çekecek kadar tehlikeli bulunmadıklarından sessiz kalınmış ve olası uyanık geçinenlere karşı tuzak hazırlanmış; hadise bu.

 

E, ne de olsa TÜRK AKLI.

 

Ne demişti merhum Mehmet Âkif; “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!”

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

5月25日

Sizin CEHENNEM dediğiniz yere onlar EVİM der.

.

TIKLA

Menengiş Kahvesi

İyi Gelir! 

 

İlk RAMBO filminde idi galiba; Vietnam savaşından dönen RAMBO savaş psikozundan çıkamamış ve bu ruh hali ile çeşitli anormallikler sergilemekte idi, öyle ki her olayı savaştan enstantanelerle karıştıran, melanja uğramış bir psikomotor bozukluğu sonrasında, nöropsişik  anomalilerdi bunlar.

 

Dün gece, beynim kendiliğinden, savaştan çıkmış insanların ruh hallerini, hayata bakışlarını, hayata yükledikleri anlamların neler olduğu ve olabileceğini düşünmekle geçti.

 

Bir ara aklıma şu fikir bile geliverdi, her nedense; acaba savaştan çıkmış bu insanları bir “KAN HAVUZU”nda yüzdürmüş olsak kendilerini nasıl hissederler diye düşünmeye başladım. Ve kanımca kendilerinin oldukça hafifleyeceklerini, kendilerini cennette hissedecekleri sonucuna ulaştım. Çünki; KAN’dan, KAN fikrinden öylesine etkilenmişlerdi ki, adetâ KAN’a dair her mefhum psikomotorlarında melanja yol açmıştı ve bu durumu ancak ters bir şok çözebilirdi diye düşündüm!!!

 

KAN diyorlar başka bir şey demiyorlar, KAN esir almış adetâ kendilerini, hattâ KAN lâfı geçtiğinde öylesine tuhaf mimikler, jestler, yüz, kas ifadeleri yansıtıyorlar ki, acaib, tuhaf haller!!!

 

Resmen bir melanj durumu söz konusu; beynin elektrik taşıyan hatlarının kısa devre yapması ile iki ya da daha fazla hattın birbirine kaynaması sonrasında ulaşması gereken akımın ulaşamayıp tek devrede kalması durumunu yaşıyorlar. O hatların tekrar elektrik akımını ulaştırabilmesi için ya yeni bir şok gerekir ya da  kimyasal bir katkı. Ve işte aynı şoku sadece KAN DENİZİNDE yüzmek ya da boğulma tehlikesi yaşamak yaşatabilir diye düşündüm; yanıldım mı acaba?

 

Ve ayrıca; melanj, menanj, menenjit, menengiş, menengiç kelimelerinden yola çıkarak menengiç kahvesini çok tüketmelerinin faydalı olabileceğini de düşündüm!!! Ki melanj Fransızca da baharat/buhurat karışımı ya da karışım ya da bahar/kaynama/buhar , baharat/buhurat manalarını ifade eder. Ama sonuç olarak beyinde yaptığı işlev kısa devre sonucunda birbirine kaynayarak tıkanan birden çok beyin sinirlerini (elektrik tesisatını) tekrar kaynatarak açılmalarını sağlamaktır.

 

Beynin kimyası hassastır; uzun süre hüzün yaşamış birinden samimi kahkahalar beklemek hayalciliktir. Hangi halin musluğu çok açık kalmışsa o musluğun contasında bozulma meydana gelir ve böylelikle de hep o hal yaşanır. Conta tamirini ise beyin kendiliğinden yapamaz, ancak; sürekli yaşanan halin tam zıttı olan bir başka hali uzun süreli yaşatarak diğer contanın kendini onarmasını bekliyebiliriz ki bu da kuvvetli sevgiden kaynaklanan sabır ile tesis ettirilebilinir. Yani bir başkasının, başkalarının yardımı gereklidir ya da kimyasal katkı gereklidir.

  *********

  Bu adamlar deli değillerdir; çok akıllıdırlar ve hattâ KÂİNATIN SANTRALİ konumunda ki ALLAH ile bağlarının koptuğunu fark edecek kadar akıllıdırlar. Bir başka santrale bağlandıklarını bilebilirler ama kurtulamaz ya da kurtulmak istemezler. Çünki KAN onları esir almıştır.

 

*********

 

Ülkemiz de maalesef savaş sonrası için gerekli hazırlığımız yetersizdir ki; kimse kendisini savaşa göre konumlandırmaz. Çünki; savaşa konumlanmak fıtrî değildir. İnsan barışa odaklanmalı, barışa konumlamalıdır kendisini ve zaten fıtren bu böyle de olmaktadır. Ama, hayat hep ve her zaman fıtratının güdümüne kendisini terk etmiş insanlarla yaşanmamaktadır. Bir biçimde fıtrî sapkınlıkların olabileceği varsayılarak, buna dair önlemler geliştirmek icap edegelmektedir.

 

G.A.T.A. Psikiyatri Ana Bilim Kürsüleri buna çözüm üretemeyebilir ki, nihayet onlar da askerdirler.

 

Topyekûn sivilizasyon seferberliği başlatmalıyız ve bunu bütün siviller olarak, her kesimden askerlere karşı, her kesimden militaristlere karşı yapmalıyız, yoksa; bu KAN esirleri hayatımızı KAN KIRMIZISI’na çevirecekler.

 

Gerek P.K.K. militanlarında olsun ve gerekse tüm terör, tedhiş, savaş işçisi konumunda ki herkesin acilen melanjlarına çare bulmak durumundayız ve bu da daha fazla sivilizasyon ile olur.

 

“NEFRET GÜCÜ” ne karşı “SEVGİ GÜCÜ” n de yer almak ile mümkün olabilir ancak bu. Ve işte o zaman “NEFRET” in mi, “SEVGİ” nin mi daha güçlü ve daha zeki ve daha akıllı olduğu ortaya çıkar. Ne dersiniz “SEVGİ” mi güçlüdür, “NEFRET” mi? Nerede yer alacaksınız?

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

5月23日

ALLAH belanızı versin!

.

TÜSİAD

Sahibinin Sesi

 

 

ULUS’da, ANAFARTALAR caddesinde, ANAFARTALAR çarşısının ön cephesinde akşam vakitlerinde Kürt kardeşlerimiz işporta tezgahı açar ve dandik megafonlarından yükselttikleri sesleri ile birçok vatandaşa çirkin gelen ve Çağatay Türkçesinden müteşekkil şiveleri ile “Ne alırsan ikiyüzeli, ne alırsan ikiyüzeli” diye yırtınırlar. Ve fakat seslerinde de hep bir ürperti ve hep bir çekingenlik vardır, çünki hoşlanılmadığının da farkındadırlar. Ama yaşam mücadelesidir  yaptıkları; çekingenlikleri kadar girişkenlikleri de sözkonusudur ki, girişkenlik isyanı da barındırır bünyesinde. İsyandır çünki; vergisiz kazanç kapısıdır ve Bize rağmendir. Vergili kazanç kapılarında da vergiyi bir şekilde iç ederler zaten.

  Tam da onların işporta tezgâhı açtıkları yerde patlatılan bomba ile tepkinin Kürtlere çekilmesi sağlanılmak istenmektedir belli ki? Ve böylece Kürtlere yönelen tepkilerin boyutu artacak ve belki iç savaşa dönüşecektir bu tepki.

DECCAL hiç boş durmazken, durmayacakken, büyük adamlığı oynayan küçük adamlar güruhu ise olay yerine gelip birkaç klişe laf ettikten sonra lidercilik oyununa devam ededururlar. Olan olmuş, ölen ölmüştür; kalan sağlar bizimdir!!!

  DİYORUM Kİ; İNAT ETMEYİ BIRAKIN DA, DEVLETİN YETENEKLERİNİ, DECCALİ YOK EDİNCEYE KADAR TESLİM EDİN BANA!

  *********

  Umurların da mı? Onlar lidercilik oyununa devam edecekler tabii ki; “ Bu tepe benim tepem” , “Bu kale benim kalem” demeye devam edecekler. Kendi küçük krallıklarının kralı olmaya devam edecekler tabii ki; “Kalan sağlar bizimdir” diyecekler ve ruhsal tatminlerine devam edecekler.

  Hiç duydunuz mu siz “Yoğurdum kara” ya da “Ayranım ekşi” diyen yoğurt ve ya ayran satıcısını? Ben başarılı olamıyorum en iyisi çekileyim de milletin vebâlini daha fazla üzerime almayayım diyeni? Toplumun, milletin, insanlığın, hayatın sorumluğunu üzerime alıyorum fakat bunun hesabını verebilecek miyim TANRI’ya diyen birini tahmin edebiliyormusunuz ATATÜRK’den sonra?

  Varsa, yoksa nefis tatmini peşindeler. Güya hizmete soyunmuşlar!!! Evet hizmete soyunmuşlar ama kime? Bize mi?

  Gözümüzün içine baka baka “hadi lan ordan siz kimsiniz” dercesine Patronlar Kulübünün memurluğuna devam ediyorlar. Patronlar Kulübü siyasi parti liderlerini ayağına çağırıyor ve “gel bize brifing ver, projelerini anlat ki, eğer beğenirsek, işimize gelirse ellerimizde ki kitle yönlendirme araçları ile Sen’i iktidâr yapalım” demeye getiriyor, hatta diyor ve buna icâbet eden parti liderleri ise beyaz atlı prenslerine hazırlanan gelin edâsı ile en cafcaflı tarafından PATRONLARININ huzuruna çıkıp arz-ı endâm ediyorlar.

  Düne kadar TÜSİAD’a karşı çıkıyormuş gibi yapan Recep Tayip ERDOĞAN efendi, bugün üvertür sanatçı olarak açılış yaptı. Sırada CHP, DP, MHP var!!!

  E normal gerçi; yaşadığımız yer TÜSİAD Cumhuriyeti çünki!!!

  *********

  Hayat ne kadar basit ve ne kadar yavan aslında; herkes kendi sınıfında, bölgesinde öne çıkmak için yarışıyor. Herkes kendi sınıfının, bölgesinin jargonu ile konuşuyor. Herkes en iyi ben bilirim, en güçlü benim, benim sözüm dinlenilmeli çabası içerisinde bulunduğu sınıf ve bölgelerde. Sanayici ve işadamı sınıfının jargonu farklıdır; en zengin olmak isterler. En iyi kuaför, en iyi bakkal, en iyi antrenör, en iyi sporcu, en iyi gazeteci, en çok tiraj, en çok reyting, en çok tıklanmak v.s.

Herkes EN olmanın çabasında. Ama kendi sınıfında ya da bölgesinde! Kimse evrenin ya da dünyanın EN’i olmak için farklı jargonları öğrenme telaşında değil ya da kapasiteleri yetersiz. Ve kimse kendisinden akıllısını sevmiyor, istemiyor, çünki kimse burnından kıl aldırmıyor, herkesin burnu kaf dağında ve herkes alçak dağları ben yarattım edasında. FİRAVUN, “Ben Tanrıyım” demişti. İnsan böyledir işte; YARATAN’ı ile yarışır çaktırmadan. Nefis böyledir işte; fırsatını bulsa “Ben TANRI’yım, TANRI benim” diyecektir. Söz ile olmasa bile davranışları ile diyorlar zaten, ALLAH ile yaratma yarışına giriyorlar; koyun kopyalama, insan kopyalama çalışmaları hangi saiklerden ortaya çıktı sanıyorsunuz? Araba, robot v.s üretmek, teknolojinin keşfi hangi sâ'iklerin tezahürüdür sanıyorsunuz?

    Saygıyla…

 cancanBey

Anasayfa

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© 
Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem

4月12日

TÜRK, ŞEREFİ İÇİN ÖLÜR!!!

.

Barzani

Geçenlerden 30

Geçmeyenden 40 Akca... 

 

Terörün karşılığı terördür. Kürt terör yapıyorsa ona aynı şekilde karşılık verilmelidir. Türkiye’nin değil ama TÜRK’ün en büyük hatası, teröre karşılık düzenli ve yasal ordulardan medet ummasıdır.

 

TÜRK, orayı burayı suçlarken, nedense kendisinde hiç hata aramaz; terör örgütünü bile DEVLET’ten bekler?!?

 

IRAK Cumhuriyeti’nin kuzeyinde bir Kürt bölgesi kurulmuş olması bu anlamda ekmeğe yağ sürülmüş olması olarak değerlendirilmelidir; TÜRK terörünün hedefi artık bellidir; anlasınlar bakalım düzenli orduya karşı terör nasıl yapılıyormuş!

 

Kürt terör örgütü dış güçlerden ve/ve ya dış Kürtlerden destekleniyorsa, TÜRK terör örgütünün de dış güçlerden ve/ve ya dış TÜRKLER’den destek alması terörün doğası sonucudur.

 

Ha’tta mali ihtiyaçlarını karşılamak için Kürtlerden alacakları haraçlar yeterli olabilir.

 

Bunun dışında yapılacak uygulamalar; Kuzey IRAK’a düzenli ordularla girmek ve ya Kürtlere savaş ilân etmek bu aşamada akılcı değildir, çünki; TÜRK VE KÜRT savaşı KIYAMETİN davetçisidir.

 

Bu arada unutulmamalıdır ki; Kürtlerin yaklaşık % 60 ilâ 65’i TÜRKTÜR. Yani bu nedenle de TÜRK ile KÜRT savaşı kardeş kavgasıdır.

 

Terör örgütüne karşı savaşmak başka şeydir Kürde karşı savaşmak başka şeydir.

 

Deniyorki milis güçler şehirlerde, kasabalarda yerleşikdirler; Devlet doğası itibari ile korkunç değildir, babadır. Oysa; eşkıya korkunçtur. Yerleşikler Devlet’in can almayacağını bilirler ama eşkıya öyle değildir. Bu nedenle de kaçınılmaz olarak milisleşmek durumundadırlar; gönüllülükleri söz konusu olmayabilir büyük yüzdeler itibari ile.

 

Milislere karşı korkunç olmak için caydırıcı cezalar gerekmektedir ki, uygulanabilirliliği bakımından, hayata geçirebilirliliği bakımından çetrefilli bir iştir ama olmalıdır. Ve fakat en kestirme yol, korkacakları TÜRK terör örgütünün PKK kadar acımasız olmasıdır.

 

TÜRK terör örgütü tamamen TÜRKLER’den teşekkül etmelidir; çerkes v.s istemezük.

 

TÜRK terör örgütü salt Kürd’e karşı kurulmuş olmamalıdır; TÜRK için, TÜRK’e göre, TÜRK tarafından olmayan her duruma karşı donanmalıdır. Ve her yerde olmalıdır.

 

ANCAK; kat’iyetle KÜRD’e karşı kurulmuş olmamalıdır; terör örgütü ve destekçilerine karşı kurulmuş olmalıdır.

 

Yanına Aztekler’i, İnkalar’ı, Mayalar’ı da v.b almalıdır.

 

Neden savaşı kendi coğrafyamızda kabulleniyoruz ki? Bizden savunma oyuncusu, kaleci çıkıyor da forvet çıkmıyor mu? Âlâsı çıkar hemde; nice uç beyleri bu kutlu günü beklemekteler bulundukları coğrafyalarda. Nice akıncı boyları ateş emri beklemekteler. Ama artık kimse bir yerlerden bir şeyler beklemesin; herkes bulunduğu yerlerde liderinin etrafında toplansın. Lider seçimi bu iş için kayıtsız şartsız bir araya gelinmesinden sonra kendiliğinden gelişecektir. Öncelik bu iş için liderin kim olduğu, kim olacağına bakılmaksızın bir araya gelmektedir. Herkes apartmanında, sokağında, caddesinde, mahallesinde, kasabasında, köyünde, kentinde, sülalesinde bu amaç doğrultusunda harekete geçmelidir. Ve fakat, hareket KÜRD’e karşı değildir, teröre karşıdır. Vergi vermeyen, elektrik, su parası vermeyen v.b Kürtler de terörist kapsamındadır. Hepsinden bugüne kadar vermedikleri vergileri katmerli kerre almak her TÜRK’e haktır.

 

Artık; TÜRK’ün para kazanmak ve bunun gibi hayat gaileleri ile uğraşmak dönemi bitmiştir. Bundan böyle TÜRK, şehitlerinin, gazilerinin, hırsızlıkların, uyuşturucunun, kaçırılan vergilerin hesabını sormak için yaşayacak ve hırsızlığın, haraç kesmenin ne demek olduğunu gösterecek!!! Düzenli ordularda ki gencecik askerlerimize karşı en azı 15 yıllık gerillalarla pusu kurmanın ne demek olduğunu bilecekler. Kalleşliklerinin timsali mayınların aldığı canların, bacakların, ayakların hesabını verecekler.

 

Ya TÜRKSÜNÜZ ya da değilsiniz. SEÇİN BİRİNİ. Hangisi size uygun?

 

TÜRK isen, TÜRK gibi yaşa TÜRK gibi öl; geçim işleri kadın işleridir, kaldı ki TÜRK’ün kadını da gerektiğinde TÜRK gibi ölmeyi bilir.

 

TÜRK: dünyanın selameti senden soruluyor/sorulur; savaşın HAKK’ın savaşıdır. Gazan mübarek olsun.

 

Son söz: Tek ve değişmez komutan Hilmi ÖZKÖK Paşadır. Savaşı biz başlatırız O bitirir. Ateş bizden ateş kes demesi On’dan.

 

 

Saygıyla…

 

cancanBey

Anasayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Directory of General BlogsReligion Blogs - Blog Top SitesDirectory of Philosophy BlogsTurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

© Ahir Zaman ( Son Çağ ) & Ashab-ı Kehf & ERGENEKON       

© Deccal  

© Mehdi & Mesih     

© KIYAMET    

© Süfyaniler   

© Bana dair...               

© M.H.P. & Ülkücüler & Milliyetçiler   

© Gazeteci & 301. Md.   

© Fa'iz  

© TÜRK Gücü     

© Dua     

© Gündem