Hulki CEVİZOĞLU, Burak ELDEM, Serdar TURGUT, Engin ARDIÇ’a atfen ve anılan kişilerin nezdinde başta Genelkurmay Başkanlığımız olmak üzere Devletimizin ilgili tüm kademelerini konuya duyarlı olmaya çağırıyorum. Ve ayrıca; Burada yazacaklarımı okuyacak olan herkesin, yazacaklarımı diğer dillere çevirerek, insanlık ailesinin diğer tüm fertlerine duyurmaları sanıyorum ki insanın doğasından gelen kaçınılmaz bir görev olacaktır.
***********
02.Nisan.2004 günü Star T.V’de yayınlanan CEVİZKABUĞU isimli programın konusu Burak ELDEM’in kitabı 2012: Marduk’la Randevu idi.
Ve özetle Burak ELDEM; “Orta Amerika’nın gizemli antik uygarlığı Mayalar, şaşırtıcı astronomi bilgileri ve “zamanı izleme gelenekleri”yle, bugün hâlâ bilim adamlarını büyülemeye devam eden, son derece gelişmiş bir takvim sistemini miras bıraktılar bize. Dünyanın ve evrenin tarihini, yinelenen döngülere bağlayan bu ünlü takvime göre, insanlık her biri 5125 yıl dolayında süren dört çağı geride bırakmıştı. İçinde bulunduğumuz, “Beşinci Güneş” olarak adlandırdıkları çağ da, bizim takvimimize göre İ.Ö 3113 yılında başlamıştı ve 2012 sonlarında da büyük depremler ve volkanik patlamalarla sona erecekti.
Astronomi bilgisiyle öne çıkan bir başka eskiçağ uygarlığının, Babil’in yıldız gözlemcileriyse, güneş sistemimizde uzun aralıklarla ortaya çıkan ve dünyaya her yakın geçişinde büyük doğal afetlere yol açan “tanrısal” bir gezegenden söz ediyorlardı kayıtlarında. Bu gezegene Sümerler Nİ.Bİ.RU, Babilliler Marduk, Mısırlılarsa “Milyonlarca Yılın Gezegeni” adını vermişlerdi. Söz konusu gizemli dev gök cismi, bilim adamlarının 1930’lardan beri bulmaya çalıştıkları ünlü “Gezegen X” olabilir miydi?” diye düşünüyor ve soruyordu.
*********
Burak ELDEM’in tesbitleri doğrudur ya da değildir ama görünen bir gerçek var ki; insanlık ne yaptığını ve niçin yaşadığını bilmeksizin büyük bir tüketim çılgınlığıyla ve hatta küresel bir delilikle dünyaya-doğaya ihanet etmekte ve dünyanın-doğanın canını acıtmaktadır, canını bitirmektedir.
İnsanların tamamına yakın bölümü, hayatın gerekliliklerini kavramaya yeterli olmayan öğretilerle yetiştirilmekte ve hâliyle de hayatın gerekliliklerinden uzak ve tersine bir yaşam sürdürmekte ve dolayısıyla da hayatın nitelik tarafından bihaber nicelik tarafıyla, öz yerine şekil tarafıyla hemhâl olmaktadırlar.
"Nitelik ve Öz" ile uzak ya da yakın ilgisi kalmayan insanlık, yaşamlarının sürdürülebilirliklerini motive etmek maksadı ile benliğine kendisini anlatma ve yaşamlarını anlamlandırma çabalamaları içerisine girmektedir. Bunu ise, "Nitelik ve Öz" kavramlarından bihaber oldukları için "Nicelik ve Şekil" ile yapma gayretinde olmaktadırlar.
Oysa ; "Nicelik ve Şekil" değişkendir, tutarlılık arzetmezler. Nicel ve Şek’l değerler insanın kabulü sonrası değer olabilmektedirler, insanın kabulleri ise sosyo-psikolojik fenomenlerle değişkenlik arzederler. Örnek; altın madeni insanlığın mal v.b alışverişleri sırasında bu alışverişi belgelemek için kullanmaları ve dolayısıyla da satanın elinde daha çok altın madeni bulunması neticesinde satmaklığın-üretimin değerinin şek’li ifadesidir ki, satmaklığın-üretimin değerinin bu şekilde ifade edilmesi tercihi, o dönem insanlarının bulundukları coğrafyada altın madeninin az bulunması ve kolay işlenebilir olması, damgalanabilirliliği gibi nedenlerle oluşmuştur. Bunun yerine bir başka şey ikame edildiğinde de o şeyin kendisi değerli olmayıp şeyin temsil ettiği durumun değeri anlaşılır. Nihayet altın yerine para, çek, senet, kredi kartı v.b kullanımı yaygınlaşmış, altın daha çok süs eşyası olarak kullanıldığı için ve insanlığın şek’li alışkanlıklarını kolay terkedememeleri neticesinde göreceli bir toplumsal statü değerinin ifadesi olarak yer bulabilmiştir günümüzde.
Nicel ve şek’l değerlerin değişkenlinin insanın kabullerine göre olmasından, şek"lin gücünü özünden aldığından bihaber bırakılmış insanlık ailesinin son nesilleri yukarıda da bahsettiğim gibi varoluşlarına dayanak aramakta ve haliyle de bunu şek’l ile telafi edebilmektedirler.
Yani; artık hayat bir gösteriş haline gelmiştir. Ne kadar çok güç göstergesi sandığın şey sergilersen o kadar muteber ve makbulsun gibi sakat bir hayat görüşü ile davranmaktadır insanoğlu.
Buna göre de; gösterişli olmanın dönemlere göre değişkenleri her ne ise, o değişkenleri elinde bulundurmanın çabası, savaşı sürdürülmektedir.
Pahası ise "öz"dür. Öz karşılığında şek’l satın alınmaktadır.
Bu durum ise; insanlığı tüketim çılgınlığına sürüklemiş ve çılgınlaşan insanlık gösteriş uğruna dünyanın altını üstüne getirmekte, petrol ve madenleri v.b çılgınca tüketmektedirler.
Oysa; petrol, maden v.b, dünyanın iç organları, yaşam unsurları,uzuvlarıdır.
Ortalama insanın kan miktarı 5 - 6 kg.dır. Kan ile çalışan bir otomobil olduğunu varsayarsak; otomobili kullanabilmek adına insanın tüm kanını çekip kullanabilmemiz düşünülemez. Ancak, insanın sağlığını, yaşam kalitesini düşürmeyecek ölçüde ve vücudun verilen kanı karşılayabilirliğine uygun miktarda kan alınması düşünülebilinir. Çünki bir insan bir otomobil üretebilir ama bir otomobil bir insan üretemez ve insan otomobil üretebilme yeteneğinin dışında çok daha fazla yeteneklere de sahiptir ve ayrıca bir insanın yok olması bütünden bir parçanın eksilmesi demektir ve böylece bütünün sürdürülebilirliğinin sakat edilmesi demektir. Bütünlüğün bozulması parçalarıda olumsuz etkiler.
Dünya denilen organizmadan da, ihtiyaçlarımızı, dünya vucudunun alınanları yerine koyabilmesi-karşılayabilmesi süresinin hesap edilmesi sureti ile almamız, bindiğimiz dalı kesmememiz ve aksine onu güçlendirmemiz anlamına gelir.
Oysa; şimdilerde gösteriş ile güçlü olduğunu kanıtlamaya çalışan insanlık, otomobil, televizyon, bulaşık makinesi v.s kullanımında gerekliliklerini doğaya uygunluk yerine statü göstergesi ve konfor olayına indekslemiştir.
Gösterişin (şek’l) değişken olduğundan söz etmiştim, buna göre her dönemde bu malzemelerde değişkenlik arzetmekte ve bu insanın bu değişkenliğe ayak uydurması çabalarının bindiğimiz dalı zayıflatmasına yol açması kaçınılmazdır.
Konfor; insanın dünyaya geliş amacına aykırı bir fenomendir. Tembel yani fonksiyonunu yerine getirmede yavaşlık gösteren, iş görmeyi, çalışmayı sevmeyen, çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan kimselerin yarattığı bir olgudur konfor. Marazidir.
Nihai konforu hedeflemelidir insanlık ve bu yolda sıkıntı, eza, cefa çekmelidir. Sair konforlar geçici ve marazidir.
İnsanın dünyaya geliş amacı zaten nihai konforu elde etmeye çalışmaktır, nihai konfor ise insanlığın bütünselliği ile elde edilip insanlığın bütünselliğinin konforu olacaktır.
Yani; insan özünden, öz işinden uzaklaşmış olmakla, varoluş gerçeğinden uzaklaşmış, gurbete düşmüştür. Gurbette olana garip denir; insanlığın şu an yaşadığı garabetin sebebi özünden, öz işinden uzaklaşmış olmalarıdır.
Ve bu garabetin kendilerinde yarattığı infi’âlin tedavisi maksadı ile ilaç niyetine çeşitli etkinlikler denemekteler ve fakat her seferinde yanlış ilaç seçimi ya da ilaç yan etkileri nedeniyle yine ve yeni garabetlere kapılmaktalar ve hatta garabetleri derinleşmektedir.
Derinleşen garabetleri neticesinde ilaç arama-kullanma ivmeleri de artmaktadır.
Hal böyle olunca da, tüketim çılgınlığının boyutları inanılmaz bir şekilde bütünsel intihara varmaktadır.
"Nicelik ve Şekil" düşkünü haline gelmiş insanlık, her şeyin daha fazlası bende olsun dürtüsü ile dünyanın nesi var nesi yoksa kullanmaktadırlar, üstelik bunu "Şekil" için yapmaktadırlar.
İnsan vücudu her nasıl kendi kendisine yapılan kötü muameleye kendisini yok ederek itiraz ediyorsa, bir parçası olduğumuz dünyanın, evrenin, doğanın da aynı tepkiyi vermesi de sebep-sonuç/sonuç-sebep ilişkisi kurarak beklenilmelidir.
Ayrıca ; "Kızılca kıyamet" deyimi ile "Kızıl gezegen Marduk" ilişkisi kurulabileceği gibi yine hurafe olarak kabul edilen "iki erkeğin birbiri ile cinsel ilişki kurması esnasında yer ile gök birbirine değer, sürter, yaklaşır" biçiminde bir deyiş de kıyametin göklerden geleceğinin habercisi sayılabilinir.
Hz.Muhammed’in şu sözü çok şey anlatıyor aslında; "Herhangi birinizin elinde bir fidan varken, kıyamet kopacak olsa bile onu hemen diksin."
Bu ifade ile bize anlatılan, salık verilen; kıyametin gelmemesini ya da gecikmesini istiyorsanız fidan, ağaç dikmemizdir.
Çünki dünyanın ağzı ve ciğeri ağaçlardır. Boşuna mı demişler "Ne ekersen onu biçersin" diye? Keza, George ELIOT isimli bir kişi ise "Hiç bir zaman gökten gül yağmaz daha çok gül istersek daha çok fidan dikmemiz gerekir" demiştir.
Yani ; Burak ELDEM’in Hermetika felsefesinin Kendisi üzerinde ki etkileri doğrultusunda anladığı gibi 2012"de Marduk’un dünyaya kıyamet koparmak üzere gelmesi Tanrıların mekanı ya da makamında kararlaştırılarak %100 olacağı anlamını çıkarmak doğru değildir.
Doğa, evren bize istediğimizi sunar ve fakat tek şartı vardır doğanın bize ; kendisini iyi anlamak ve ona göre davranmak.
Sonuç olarak ; Bu gidişatımızla MARDUK"un ya da diğer bir deyişle KIYAMET"in 2012"de gelebilirliliği oldukça çok yüksektir.
Ama hemen bugün bu gidişatımıza dur diyerek, doğaya uygun yaşamaya başlamamızla ve bulabildiğimiz her boş alana fidan dikerek KIYAMET"i erteleyebiliriz.
Çünki ALLAH rahman ve rahimdir. Çünki doğanın görevi yaşamak ve yaşatmakdır.
Elle tutulabilen, gözle görülebilen olguların tamamı birer enerji kütlesinden ibarettirler. Dünya da bir enerji kütlesidir, Marduk da bir enerji kütlesidir ve bu enerji kütlelerinin birer ayrı parça ve şekil sureti ile bulunmaları, bizim henüz çözemediğimiz bir sisteme tabiidir. Enerji akışkan, geçişken ve değişkendir. Niçin ve hangi şartlarda değiştiğini, aktığını, geçtiğini tam olarak bilmemekteyiz.
Kesin olan bir şey var ise değişken ve geçişkendir.
Ve uzay denen boşlukta bulunan çeşitli gezegen, yıldız, göktaşı v.s’nin birbirlerine çarpmadan ve belli bir yörüngede hareket etmelerinin sırrı sadece enerjilerin birbiri arasında ki ilişkide gizlidir.
Marduk’u Dünyamıza yaklaştıracak olan da Dünyanın enerjisini değiştirmemiz ve belki pozitifden negatife çevirmemiz olarak da açıklanabilecek bir değişkenlik sonucunda olacaktır.
O halde yapılması gereken Dünya denilen enerji kütlesini özüne döndürmektir, negatif değişkenliğini tekrar pozitife dönüştürmektir.
Bunun yapılması halinde uzay varlıkları (gezegenler v.b) arasında bizim göremediğimiz enerji direkleri-kireşleri tekrar güçlenecektir. Dünya ve Marduk arasındaki enerji direği sağlamlaşmış olacak ve Marduk’un Dünyaya yaklaşması önlenecektir.
Diğer bir deyişle; Dünya kendisine ihanet eden insanlığı cezalandırmaktan, kendisini yok etmekten vazgeçecek ve kendisini yok etmek üzere davetiye çıkardığı Marduk’a gelme diyecektir.
Peki ne yaparsak, Dünya denilen enerji kütlesi tekrar saf ve arı hale dönüşebilir;
Yapılması gereken insanlığın topyekûn aynı anda hareket ederek hükümetleri, devletleri tarafından otomobil fabrikalarının kapatılmasını ve otomobil üretimin durdurulmasını sağlamaktır, çünki, dünyada zaten fazlasıyla otomobil bulunmaktadır. Yerine raylı sistemler kurulmasını sağlayarak bundan böyle toplu taşıma araçları ile ulaşımın sağlanması sureti ile petrol tüketimine son verilmelidir.
Bir otomobilin üretimi ve kullanımında çeşitli madenler ve yeraltı kaynakları kullanılmaktadır ki, bu kaynaklar dünyanın iç organlarıdırlar ve biz bunları gereklilik adına olmayıp gösteriş ve konfor adına kullanmaktayız.
Gereklilikten anlaşılması gereken sağlığın-hayatın idame edilmesini sağlayabilmektir. Yani, biz insanlığı süründürmeden ve üretim kapasitemizin düşmesine engel olmayacak kadar sağlımızı idame ettirecek gereklilikte yeraltı ve yerüstü kaynakları kullanabilmeliyiz.
Bunun aksi sadece gösteriş ve konfor içindir.
O halde tüm insanlık, aralarında hemen bu konuda iletişime geçmeli ve insanlığın, vatandaşı oldukları devletleri baskı altına almasını sağlamalı ve hemen otomobil üretiminin durmasını sağlamaktan işe başlamamız gerekiyor.
Yanısıra; yine insan sağlığının idamesini ve ömrünü arttırıcı etkide olan eşya, emtialar haricinde elektronik ve mekanik eşyaların üretimi sınırlandırılmalıdır.
Ve tüm insanlık fidan dikme seferberliğine çıkmalıdır.
Gösteriş ve şekil hırsı ile ve gösteriş ve şekil sağlama aracı olan para hırsı ile çabuk zengin olup daha gösterişli (güçlü!) olmak adına tarım ürünlerinde sun’î-fennî gübre kullanımına son verilmelidir. Hormon v.s kullanılmamalıdır.
Gösteriş adına tembelliğe hizmet eden mobilya ve türevi emtialarında yine sağlık açısından gereklilikleri dışında kullanımı sonlandırılmalıdır.
Ayrıca ısınma gereçlerinin ve yakıtlarında durumu gözden geçirilmelidir.
«Şimdilik bu kadar, zamanla eklemeler ya da çıkarmalar yapabilirim. Eksik, gedik yazmış olabilirim, bütünlüğünü kuramamış olabilirim ama anlayacağınızdan eminim.» Not: Bu yazı tarafımdan 03.04.2004 tarihinde yazılmıştır.
Saygılarımla.
cancanBey
◙ Anasayfa




