|
|
7月16日
| .
|
|
|
|
|
|
|
KUTSAL
|
|
Geçmişde birilerinden duyduğum ama tam kaynağını bilemediğim bir siyer var ki, Hz. Muhammed’e yakışan, KUR’AN’ın mesajlarına uygun bir davranış olmaklığı ile “KUTSİYET” meselesine ışık tutuyor:
Sanıyorum; Hz. Muhammed (s.a.v) Taif’den Mekke’ye dönerken, havanın aşırı sıcak olmasının da etkisi ile yorularak, Taif civarlarında bir yerde bir ağacın gölgesine oturup biraz dinlenir. Dinlendikten sonra da kalkıp gider. Gâlibâ, 1 hafta falan sonra tekrar aynı yerden geçtiğinde görür ki, ağaca çaput, bez bağlamalar, ağaç dibinde mum yakmalar, ağacın etrafında dönmeler, ağaca sürtünmeler v.b var; “nedir bu, ne yapıyorsunuz sizler?” diye sorunca, biraz da mahcûb bir edâ ile “Efendim, Siz’in sevdiğiniz ağaç, Siz’e gölge olmuş ağaç saygıdeğerdir, sevgideğerdir, Siz’e sırt vermiş ağaç, yastık olmuş ağaç Siz’e sevgilidir ve düşündük ki Siz’e sevgili olanın ruhu, isteklerimizi geri çevirmez, YARATAN’a dileklerimizin kabûlü için vesile olur…” cevabları ile karşılaşır.
Hz. Muhammed ki, “yaş kesen baş keser” demiştir, Hz. Muhammed ki “kıyamet koparken dahi elinizde bir fidan varsa onu dikin” demiştir; ibret-i âlem olsun diye o ağacı oracıkta kesmiştir.
Sadece YARATAN’a tapınılmasını istemiştir; Kendisi’ni her dâ’im bir kul olarak görmüş, göstermiş, tavsîf etmiştir ki, Kendisi’ne tapınılmasın.
Hz. Muhammed’in resmi yoktur, neden? Kendisi’ne tapınılmaması içindir elbette. Pekiyi; Kendisi’nin resmini men ettiğine göre, sakalını, hırkasını, ayak izini v.b tavsiye eder mi Hz. Muhammed?
Hz. Muhammed’in, Peygamberliğine başlar başlamaz ilk işi, ilk icrâatı bu tip putlaştırılmış objelere tapınılmasına karşı mucâdele etmek olmamış mıdır? İlk mücadelesi dönemin sûfîanları ile olmamış mıdır?
Nedir “sûfîan”? Gaibden, görünmezden, bâtından, imândan, ulûhiyyetden para kazanmak, saltanat sağlamak girişimcilerine denmez mi “sûfîan” ? Ulûhiyyeti ticarîleştiren, meta hâline dönüştürenler değil mi idi cehiller, sûfîler?
Ve işte o zamanın şeytanları ve yahut sonraki bir başka dönemin şeytanları, bu Peygamberimiz’in gûyâ sakalıdır diye kıl tutamını, ayak izidir diye kalıba dökülmüş ayak izi, yayı, kılıcının kabzası v.s diyerek, Peygamberimiz’in arzusu hilâfına ve KUR’AN’ın vizyonu, ruhu hilâfına bir takım emtiâlar ortaya koyagelmişlerdir.
Emin olunuz ki, ağacı kesen Hz. Peygamber, bu durumu gördüğünde ya kahrından 20 yıl erken ölür ya da hiddetinden ALLAH’a sığınarak 20 kişinin canını alırdı!!!
*********
Geçenlerde birileri kutsiyet kavramını kullanarak akıllarınca muslîmanlık sergilediler. Kimisi samimi idi, kimisi fırsatçı. Kutsal avlu, dua avlusu falan dediler. Hırka-i Saadet dairesine 60 mt. mesafede şarap mı içilir dediler v.b.
“Dinime söven bari muslîman olsa” diye güzel bir özdeyiş vardır ve de “biz kırk kişiyiz, kırkımız da birbirimizi biliriz” özdeyişi vardır, “tencere dibin kara, seninki benden kara” özdeyişi vardır. Camiî avlularında, bahçelerinde esrar içmek, şarap içmek oluyor da, mezarlıklarda, kabristanlarda esrar yetiştirmek oluyor da ve bunlara karşı kılınız kımıldamıyor da!... Kim içiyor esrarı, şarabı camiî bahçelerinde, avlularında? Kim yetiştiriyor kabristanlarda hint kenevirlerini?
Alkol v.b gibi akıl giderici her türden yiyecek, içecek haramdır. Evde de, yolda da, izde de, kapıda da, bacada da, sokakta da, çarşıda da her yerde haramdır.
61 mt. de serbest 60. metrede yasak, “hop, dur kutsal var” demek de neyin nesi oluyor? İslâm’ın koruyuculuğunu sana kim verdi? ALLAH dinini koruyamıyor mu?
Sen Din’in emirlerini, öğütleri yerine getir; kendini kurtar. Berisinden sana ne? Herkes kapısının önünü süpürsün?
Dinî hassasiyetlerine saldırıldığını düşünüyorsan şayet; bu takdirde de, kanun var, nizam var, yasa var, polis var, jandarma var, adliye var, zâbitan var, şikayet merciîleri var.
Orada koskocaman İlber ORTAYLI var ki, topumuzu cebine 1000 def’a sokup sokup çıkarır.
*********
Şimdi; kendisini Anadolulu olarak vasfedenler kendilerine Din’in hâmîsi rolünü biçmişler, oynuyorlar. Adama demezler mi, alkol tüketimi Anadolu’da neden bu kadar yaygın? Kim içiyor peki bu kadar alkolü? Konçerto izleyicisi, dinleyicisi mi tüketiyor bu kadar alkolü? İstatistik bilimi var; çıkarsınlar şu tabloyu da bir görelim hangi vilayetlerde, kazalarda, kasabalarda ne kadar alkol tüketimi var? Turistikleri de ayıralım, turizm mevsimini de ayıralım, öyle yapalım istatistiği. Bir zamanlar Kars, Konya, Kırşehir nüfuslarına oranla şampiyondu alkol tüketiminde; oralarda da mı konçerto, senfoni perestler var dı?
Ha ama, bir konu da hakları var; diyorlar ki “bu senfoni orkestrası bir kerre de kolbastı çalsın”. % 100.000 kerre katılıyorum bu fikre ve dahi ATATÜRK’ün senfoni orkestrası, opera sanatçıları yetişmesini istemesindeki maksat da zaten bu idi; diyordu ki ATATÜRK “Bizim Halk Müziğimiz, San’at Müziğimiz operaya uyarlansın, senfonik müziğe uyarlansın ve Avrupaya bu müzik nakşedilsin” v.b…
Topkapı Sarayı’nda konser, konçerto, operet filan sergilenecekse doğasına uyulsun işin ve TÜRK EZGİLERİ çalınsın. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası kuruluş amacına uygun davransın. Senfonik orkestrasyonla, Batı enstrumanları ile mantık dizgelerini Biz’e nakşetsin, buna mukâbil TÜRK ezgileri ile duygu dizgelerimizi Batı’ya nakşetsin. ATATÜRK’ün hedefi budur.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 1月7日
| .
|
|
|
|
|
|
|
Ayrılma, Birleş.
|
|
Din seni somurtkan kılıyorsa, ruhsuzlaştırıyorsa, meczuplaştırıyorsa, delirtiyorsa, öfkeli – dışlayıcı – düşmancıl kılıyorsa; bu din ALLAH’ın dini olabilir mi?
Din savaştırıyorsa, bölüyorsa, ayırıyorsa; bu din ALLAH’ın dini olabilir mi?
Dinlerin maksadı savaştırmak mıdır, sevişdirmek midir? Dinlerin maksadı birleştirmek midir, ayrıştırmak mıdır?
Kimisi Museviyim diyor kendisini ayırıyor, kimisi İsaviyim diyor, kimisi Muhammediyim diyor, ayırıyor kendisini diğerlerinden; ALLAH’ın istediği bu olabilir mi?
Şimdilerde Yahudilik ile İslâm savaşı konuşuluyor, kışkırtılıyor; dinler savaşmak, savaştırmak için midir?
Birlik emretmeyen din olabilir mi, var mıdır? Peki niye ayrışıyoruz? ALLAH’ın birliği etrafında “BİZ” olamaz mıyız? “BİZ” yani ALLAH’ın kulları, eserleri, yarattıkları…
Dinler esenlik, huzur, refah sağlamak için vardırlar; şayet esen değilseniz, huzursuzsanız, sıkıntıda iseniz, hem bizzat şahsınızın ve hem de din adamlarınızın din algısında bir sorun vardır.
Bugün yeryüzünde savaşlar bitmiyorsa, geçim sıkıntısı var ise, can pazarı yaşanıyorsa, mala – cana – ırza taciz, tecavüz olayları her an yaşanıyorsa ALLAH’ın dini bilinmiyor ve / ve ya uygulanmıyor demektir.
ALLAH’ın dini tekdir, bir tanedir. Aşama, aşama ve türlü kişiliklerle, türlü adlar altında inen din, tek bir dindir. Ama maalesef din algısı insan sayısı kadardır!!!
ALLAH’ın arzusu ise tek bir din algısının oluşmasıdır; huzur, esenlik, bolluk ve meşru, ahlaki tüm ihtiyaçların karşılanmasının sağlanmasına yarayan bir rehberdir din. Evrenin, tabiatın doğru algılanmasından sonra buna uygun yaşamanın yolları aktarılmıştır bize din ile. Evrene, tabiata ve yani fıtrata ( yaradılışa ) uygun yaşamanın püf noktaları, ilkeleri aktarılmıştır bizlere din yolu ile. Ve bu bizler içindir, bizim çıkarımızadır, ALLAH’ın değil; ALLAH her hâl-û kârda ALLAH’dır.
Ama kalkıp türlü türlü şek’le, şemaile bürümüşler dini; neyse buralara girmek istemiyorum ama şu kadarını söyleyeyim ki ALLAH’ın dininin şek’lle, şemaille alakası yoktur, olmaz, olamaz; ALLAH sinelerin özü ile ilgilidir, sinelerin özüne bakar; şek’l, şemail bizler içindir, ALLAH için değil. Dolayısı ile de ALLAH bize şek’l, şemail önerisinde bulunmaz, O (c.c) sadece ilkeleri verir ve o ilkeleri hayata geçirmenin yollarını bize bırakır; tektipleştirmez.
Camilerin, kiliselerin, havraların işlev farkı yoktur, isim ve şek’l, şemail farkı vardır ve hepsinde de toplanılıp ALLAH’ın arzularının, emir ve yasaklarının daha iyi anlaşılmasına çabalamak adına sohbetler yapılması işlevi söz konusudur. Kimileri bunu yemek eşliğinde, kimileri müzik eşliğinde, kimileri sportif hareketler eşliğinde yaparlar; as’lolan maksaddır.
Neyse kalın sağlıcakla ve sakın ola savaşmayın; (ruhsal manada) sevişin. ALLAH sevenlerin en sevenidir.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 5月21日
| .
|
|
|
|
|
|
|
Ulan Sahtekâr Sûfî
|
|
Hz. Muhammed, Hira’nın dışında sadece yastığında ağlamışken; toplum içerisinde ağlamayı hem zayıflık, hem başkalarının üzülmesine vesile olması münasebeti ile Kendisi’ne ilgi, alâka, merhamet, şefkat hâlesi oluşturmanın ve bunu da liderliğe, güce, sultaya ve / ve ya ihtiyaçlarının karşılanmasına tahvil etmenin, sadece kadın ve çocuklara yakışan bir silâh olduğuna ve bunun gayri ahlâki ve sinsice bir tutum olduğuna hükmederek kaçınmışken; Sen, Sizler nasıl oluyor da adınızı “SÜMÜKLÜ”ye çıkaracak raddesinde timsah gözyaşları ile hüngür hüngür, hıçkıra hıçkıra ağlamayı erkekliğinize, Hz. Muhammed’e ümmet olmaya sığdırabilip Hz. Muhammed’in fedakârlığını, cefakârlığını, İSLÂM’ı anlatabiliyorsunuz; kadın ve çocukların silâhını kullanmak sûreti ile gûyâ samimiyet görüntüsü sergileyerek Hz. Muhammed’e, İSLÂM’ın çilesini çekmişlere duyulan şefkati, merhameti, saygıyı kendinize tahvil edip sonra da kendinizi veli, hocaefendi, âlim olarak takdim ediyorsunuz? ALLAH’ın gazabından korkmuyor musunuz? Yoksa; ALLAH’a inanmıyor musunuz?
Bir Müslümanın masonik, gizli, kapaklı yapılanmalarla ne işi olabilir? Olabilir mi? Bu tip yapılanmalar oluşturabilir mi? Ve bu yapılanmasını gidip A.B.D’den yönetebilir mi, Fransa’dan yönetebilir mi? İngiltere’den yönetebilir mi?
Her hitâbının, sohbetinin, sözlerinin %75’i Arapça olan birisinin TÜRKÇE OLİMPİYATLARI düzenlemesinin samimiyeti olabilir mi? TÜRKÇE YARIŞTAYI değil, TÜRKÇE OLİMPİYATLARI!!!
A.B.D’nin kucağında oturanların, Fransız’ın, İngiliz’in kucağında oturanların TÜRK’ün, İSLÂM’ın kılıcını çekebileceği düşünülebilinir mi? Kimin kucağındaysa onun kılıcını çeker; öyle değil mi?
Zorda kalan insan vatanına kaçar, memleketine kaçar; nereye kaçıyor bunlar? Bâri bir İSLÂM ülkesine gitseler; hiç değilse inandırıcı olmazlar mı?
Türkçe öğretiyormuş da, İstiklâl Marşı öğretiyormuş da, Türk Bayrağı dalgalandırıyormuş da, mışmış da mışmış; külâhıma anlat sen onları.
TÜRKLÜK ile, İSLÂM ile senin zerre kadar bağın, ilgin olsa Mesih, Mehdi, Kaim, Mansur yerine İON’un HERKÜL’ünü kullanırmıydın?
Buldun Hz. Muhammed delisi, ALLAH aşığı Anadolu Toplumu’nu, TÜRK Milleti’ni, elmalı şekerle kandırıyorsun; yâ ALLAH’ı nasıl kandıracaksın?
Şuna bakın yahu; www.sonpeygamber.info sitesine bile bağış menüsü / butonu koymuşlar; bunların dinleri, imanları para, allahları para, kitapları para.
Şimdilerde de vakıfçılığa el attılar; e tabiî çayın taşı ile çayın kuşunu vurmak zahmetsiz ve sermayesiz oluyor, ne âlâ!!!
Bugün Samanyolu Haber yayın organlarında Fethullah GÜLEN’in Çin’deki depremzedeler için bağışta bulunduğundan söz edildi; 15.000 $ bağışlamışmış!?! İmâmlıktan bu kadar paraları nasıl kazandın yahu; efendim yazılı ve görsel mesajlarının satışından elde edilen gelirler imiş!!!
Bunlar bir yerde felâket olsa diye dua da ediyorlardır emin olun; hemen bir yardım, bağış kampanyası düzenledin mi; ooooh ne âlâ!!!
Bu tip ahlâksızlıkları hemen her görüş sahipleri az ya da çok yapıyorlar ama en çirkin, en yakışıksızı, en ahlâksızcası ALLAH adına yapılanı; iğreniyorum…
İnsanların saf, temiz, masum duygularını kendi çıkarlarına tahvil edebilmek için ALLAH’ı, İSLÂM’ı kullananlardan iğreniyorum ve insanların içerisinde en tehlikeli, en acımasız, en gaddar, en zâlimlerde bunlardır; ALLAH’tan korkmayan başka neden korkar ki?
Taş olacaksınız, taş…
Saygıyla…
cancanBey
Not: Teşbihde hata aranmaz...
◙ Anasayfa
    
| 4月25日
| .
|
|
|
|
|
|
|
Rahmetullah
|
|
Peygamberleri ve hasleten de Peygamberimizi bizlere en iyi kim anlatabilir? Raviler mi? Hz. Aişe mi? Hz. Ali mi, Hüseyin mi, Zeyd mi? Yoksa ALLAH mı ve yani; KUR’AN mı?
Ben Peygamberimi kimin anlatımı ile tanımalıyım, kimin anlatımının doğru olduğuna inanmalıyım? Şüphesiz ki, ALLAH’ın. Değil mi? KUR’AN’dan daha iyi ne anlatabilir, kim anlatabilir bana-bize Peygamberimizi?
Peygambere itaat edeceksek, etmemiz emredilmiş olduğuna göre; Peygamberimizin arzu ve isteklerini nereden öğreneceğiz? KUR’AN’dan değil mi?
Birileri hadis ha hadis diyor, sünnet ha sünnet diyor; yahu iyi de neyin sünnet ve neyin sahih hadis olduğundan emin olmanın yolu nedir? KUR’AN değil midir?
Daha önce ki yazılarımın birinde Peygamberliğin bir neviî telefon olma özelliğinden, durumundan söz etmiştim; şimdi adamın biri diyor ki o telefon titreşiyordu, e bende titreşeceğim. Yahu senin o özelliğin var mı? O’na MMS geliyordu, sen de MMS alma özelliği yok. On’da bilmem ne kadar cigabayt bellek kapasitesi var dı, sen de yok. Ne sünneti yahu? Kime ne yakışırsa o? Yakışmayan şeyi Peygamber yapıyordu diye yapmak bizzat Peygamberin hoşuna gidermi idi, bir düşün!!!
Ha tamam; Peygamber sevgisini kendi üzerinde her dem diri-canlı tutmak adına Sünnet’e uymaya çalışmak anlaşılır bir durum ve de takdir-taltif edilesi bir durum. İyi de kendine yakışanı yapacaksın. Adamın 3 tel sakalı var, biri sağdan çıkıyo biri soldan biri ortadan; diyor ki Sünnetdir diye bırakıyorum!!!
Babacığım, Sen’i ancak ve ancak KUR’AN bağlar, başka da bir şey bağlamaz. KUR’AN dışı uygulamalardan ALLAH nazarında mes’ul değilsin. Ve ha’tta; dinden çıkadabilirsin…
Sözün özü; Peygamberle ilgili anlatımların tümüne şüphe ile yaklaşırım, sorgularım, tâ ki ALLAH anlatımını işitinceye, okuyuncaya kadar.
*********
Ayrıca; Fethullah GÜLEN hareketi ve cemaatinden söz etmek istiyorum biraz:
Doğrusu, camia mensuplarının hâl ve tutumları, hayata bakışları, alışları, duruşları hep hoşuma gitmiştir. Kendi hallerinde insanlardır çokçası. ALLAH’ı zikretmekten zevk alan, lezzet bulan insanlardır. Samimiyetlerine kalıbımı basarım. Ve daha da önemlisi; aralarına bir müşriğin ve ha’tta bir münafığın girebilmesi ihtimali %1 ya da 2 seviyesindedir ki; emin bir limandır.
Ancak; teokratik bir düzen arayışı, isteği, çabası söz konusu ise bu yanlıştır. Ve dahi; “önce can, sonra cânan” sözünden hareketle anlaşılmalıdır ki; Ümmetçilikden önce, Milliyetçilik gelir. Vatan yoksa Din de yoktur. Devlet’e kayıtsız şartsız bey’at, bizzat İSLÂM’ın emridir. Devlet’in yönetim, yönetişim biçimini beğenmiyor olabilirsin ama bu topyekûn Devlet’e kızmana ve Devlet’e karşı bir oluşuma girmene haklılık kazandırmaz.
Kaldı ki; teokrasi Hz. Peygamber’in sağlığında dahi uygulanmıyordu. Peygamberimiz insanlar içerisinde en büyük “laik”dir. Sistemi de laikdi. ALLAH’da laikdir; demiyor mu her fırsat da “İsteseydim tek bir ümmet yaratırdım” , demiyor mu “sana dinin, bana dinim” ? İnsanların günah işleme özgürlükleri vardır, tâ ki günahı, sosyal ve toplumsal hayata ve de bireysel haklara halel getirinceye dek. Bireysel ve toplumsal haklar, adı konulmamış ise de kutsal kitapların ışığı ile hazırlanmış yasalarla korunmaktadır. Bunları korumak için, teokrasi diye kimin uydurduğu belli olmayan bir düzeneği yaşama geçirmeye çalışmak abesdir.
Cumhuriyet ve demokratik sistem Din’i yaşamaya ve yaşatmaya en elverişli ve de en sağlıklı sistemdir. Aksine, teokrasilerde zulmün, müşrikliğin ve münafıklığın dik âlâsı yaşanır.
*********
Yeryüzünde 2,5 (iki buçuk) grup insan vardır, bunlar; Müslimler, müşrikler ve münafıklardır. Müslimler, yani mevcudatın esenliğini düşünen, isteyen ve buna uygun çalışan, didinendir. Müşrikler; ilâhlık iddiasında bulunan İblis’in etkisine kapılarak ALLAH’a ve mü’minlere karşı savaşanlardır.
Münafıklar ise ifratla tefrit arasında kalma durumundadırlar; müşrikde olabilirler, Müslim de. Müslimlerden olması Müslimlerin çabasına bağlıdır.
ALLAH kimseyi Şeytana uydurmasın; “Şeytan azapta” sözü tombaladan çıkmış bir söz değil hiç kuşkusuz, hâl bu olunca da azabının sona ermesi için Kıyametin bir an önce kopmasını sağlamaya çalışmaktadır Şeytan. Hâlbuki tek yapması gereken şey uyuşturucu v.b illetinden kurtulmasıdır. Bundan kurtulunca içki, kumar ve zinaya da yaklaşmaz ise keyfin tabiîsine kavuşacaktır.
Yazılacak çok şey var amma yoruldum.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 2月3日
| .
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ALLAH’ı modelistliğe, stilistliğe ya da giyim-kuşam koçluğuna indirgeyenler de Müslüman oluyorlar ya; vay gidi vay!!!
ALLAH’ın dediği şu; Kadınlığın/Dişiliğin erkeğinedir, kocanadır, helalinedir. Kadınlığın/Dişiliğin evindedir, yatak odandadır. Ev hayatındadır, iç hayatındadır. Bi’l-mukabil erkeğin durumuda aynıdır.
Yani, istenen; sosyal, siyasal, ekonomik v.b hayat alanlarında cinsiyetlerin herhangi bir çıkar maksadı ile koz olarak kullanılmamasıdır.
Kadının erkekle, erkeğin kadınla sosyal, siyasal, ekonomik v.b ilişkilerinde cinsiyet avantajlarını kullanmanın gayrı hakkânî sonuçlara yol açmasının önüne geçilmek sureti ile sosyal yapının sağlıklı bir hukukî zeminde yürümesi sağlanılmak istenmiştir. Ve bu maksatla da NUR Sûresi 31. Âyet başınızdaki akılla / kişiliğinizle kadınlığınızı, dişiliğinizi örtün/öne çıkarmayın; “sosyal kimliğinle hayata sun kendini, cinsel kimliğinle değil” denmiştir. Baş/kafa bir kadınlık aracı olamaz, saç bir kadınlık/dişilik aracı olamaz, ta ki; cinsiyetinize vurgu yapan makiyaj ve saç biçimleri edininceye kadar.
Şuh olunmaması istenilmektedir.
Cilt sağlığı açısından kokusuz kremler v.b kullanılabilinir. Bakımlılık, temizlik adına saç düzgün ve yakışır bir biçimde kesilebilinir, taranabilinir. Bu şartlarda saçın açıkta kalmasında hiçbir mahsur yoktur. Yeter ki, karşı cinse hile-i şeriyye yapılmasın.
Doğallık ve sadelik esastır; saç boyamak, perma, fön v.s gibi gayrı doğal uygulamalar ALLAH’ın istediği kadının, erkeğin işleri değildir. Nemlendirici kremler, cildi taze tutucu, kırışıklık önleyici v.b gibi sağlığa yardımcı kozmetik ürünler kullanılmasında hiçbir sakınca yoktur.
Giyim kuşamda da cinsiyete vurgu yapan, vücud hatlarını öne çıkaran giysiler hiledir, aldatmadır, eksiğini, zaafını cinsiyetini kullanmak sureti ile gizlemektir, göz boyamak, göz aldatmak, akıl yanılsaması sağlamaktır. Şeytanidir. Kırıtmak, eda, işve yapmak sosyal, siyasal, ekonomik v.b hayatta faul yapmakdır.
Bekâr kadın ve erkeklerin karşı cinslerine meşru maksatlara matuf ölçülü, edepli, insana yakışır tarzda işvelenmesi makuldur.
Çırılçıplak iken bile dişilik öne çıkarılmayabilinir:
Çıplaklar kamplarında insanlar birbirine mi saldırıyorlar? Kuyruk sallanmadıkça kimse kimsenin şehvanî dürtülerini harekete geçirmez. Kuyruk ise 10 kat tesettürün altında iken de sallanabinir.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 4月8日
| .
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir otele gidiyorsun, yatıp uyuyorsun ve mukabilinde bir fatura ödüyorsun.
Bir terziye, bir berbere, bir bakkala, bir manava, bir kasaba…
Hepsinde, o yerin işletmecisine bir bedel ödeniyor.
Dünyanın işletmecisine bedel ödemek yok mu yani? Yukarıda bahsi geçen ve geçmeyen; tüm karşılıklılık esasına göre yapageldiğin şeylerin müsebbibi olan; hayatın işletmecisine fatura ödemek yok mu?
Lokantanın sahibi var da, terzinin, berberin, kasapın, manavın sahibi var da, hayatın sahibi, dünyanın sahibi, evrenin sahibi, suyun, toprağın, yağmurun, şimşeğin, bulutun, ayın, güneşin sahibi yok mu? Ve tüm bu sahip olup bizlere sunduklarının faturasını kesmeyecek mi? Kesmiyor mu? Kesmedi mi?
VAKIA Sûresi içinde ALLAH bildiriyor gerçi; sonrakilerden pek az kimse cennete girecekmiş. Yani; sizlerden bir umudum yok doğrusu, sizlerin büyük çoğunluğu çırpınmama, üzülmeme değmiyorsunuz, ancak; her ne yapıyorsam, her ne yazıyorsam, her ne düşünüyorsam tamamı ALLAH rızası içindir. Sizler için değil. ALLAH’ın rızası için, yarattıklarına hizmet etmek gayretindeyim. Yoksa sizlerden çok az kimse hizmete, böylesi hizmete değersiniz.
Hâlâ, ısrarla yemeği yiyip fatura ödemeyeceğinizi söylüyorsunuz çünki!
Hâlâ, vur patlasın, çal oynasın derdindesiniz çünki!
Hâlâ, kafanızı kuma gömerek işletmeciden saklandığınızı sanıyorsunuz çünki!
Bir türlü günah işleme özgürlüğünüzden feragat etmek istemiyorsunuz çünki!
Bekleyin, ben de bekliyorum sizlerle beraber; hesap günü var mı yok mu?
Saygıyla…
cancanBey
Vakıa Sûresi
Bismillahirrahmanirrrahim
1-o vakıa bir koptu mu,
2-onun oluşuna yalan diyen dil olmaz.
3-İndirir, bindirir.
4-Yer şiddetle sarsıldığı.
5-dağlar serpildikçe serpildiği,
6-hepsi dağılıp toz duman haline geldiği,
7-siz de üç sınıf olduğunuz zaman,
8-ki, sağda sağın adamları, ne mutludur onlar!
9-Solda solun adamları, ne mutsuzdur onlar!
10-önde, en öne geçenler, işte o ileride olanlar!
11-12-Naim cennetlerinde yakîn olanlardır.
11-12-Naim cennetlerinde yakîn olanlardır.
13-Çoğu öncekilerden,
14-biraz da sonrakilerden,
15-cevherlerle işlenmiş tahtlar üstünde,
16-karşı karşıya kurulmuşlar.
17-Etraflarında taze kalan küpeli genç hizmetçiler dolaşırlar.
18-Main’den doldurulmuş küpler, ibrikler ve kadehlere,
19-bu içkiden ne başları ağrıtılır ne de içtiklerini tüketirler.
20-Meyve beğendiklerinden,
21-kuş eti istediklerinden,
22-iri gözlü huriler,
23-saklı inciler gibi,
24-işledikleri amellere mükafat için.
25-Orada ne boş bir laf işitirler, ne de günaha sokan bir söz.
26-Tek işittikleri söz: "Selam, selam!"
27-Sağın adamları ise, ne sağın adamları!
28-Dalbastı kirazlar,
29-salkım muzlar içinde,
30-uzamış bir gölge,
31-çağlayan bir su,
32-bir çok meyve,
33-bunlar ne eksilir, ne de yasaklanırlar.
34-Yüksek döşekler,
35-biz onları yeniden inşa etmişizdir.
36-Onları bakire kılmışızdır,
37-kocalarını çok seven aynı yaşta,
38-sağın adamları için.
39-Bir çoğu öncekilerden,
40-bir çoğu da sonrakilerdendir.
41-Solun adamları ise, ne solun adamları!
42-İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
43-kapkara boğucu dumandan bir gölge,
44-ne serin, ne de rahatlatıcı!
45-Çünkü onlar bundan önce varlık içinde keyiflerine düşkün şımarık müsriflerdi.
46-Büyük günahda ısrar ediyorlardı;
47-ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, gerçekten biz mi bir daha diriltileceğiz?
48-önceki atalarımız da mı?
49-De ki: "Muhakkak. öncekilerin ve sonrakilerin tümü,
50-belli bir günün belli bir vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
51-Sonra siz, ey sapık inkarcılar,
52-mutlaka bir ağaçtan, zakkumdan yersiniz,
53-karınlarınızı onunla doldurursunuz,
54-üstüne de kaynar su içersiniz,
55-susuzluk illetine tutulmuş kanmak bilmeyen develerin içişi gibi içersiniz.
56-İşte ceza gününde onların konuklukları böyledir!
57-Sizi Biz yarattık, hala tasdik etmeyecek misiniz?
58-Şimdi gördünüz mü o döktüğünüz maniyi?
59-Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan Biz miyiz?
60-Aranızda ölümü Biz takdir ettik ve Bizim önümüze geçilmez.
61-Kılıklarınızı değiştirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaratılışta var etmek üzereyiz.
62-Muhakkak ilk yaratılışı biliyorsunuz. O halde düşünsenize!
63-Şimdi gördünüz mü o ektiğiniz tohumu?
64-Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?
65-Dilesek onları elbette bir çöpe çevirirdik de ağzınızda şöyle geveler dururdunuz:
66-"Muhakkak biz çok ziyandayız.
67-doğrusu büsbütün mahrum olduk!"
68-şimdi gördünüz mü o içtiğiniz suyu?
69-Buluttan onu siz mi indiriyordunuz. yoksa Biz miyiz indiren?
70-Dileseydik onu acı bir çorak yapardık. O halde şükretseniz ya!
71-Bir de o çaktığınız ateşi gördünüz mü?
72-Onun ağacını siz mi inşa ettiniz, yoksa Biz miyiz inşa eden?
73-Biz onu hem bir ihtar, hem de alandaki muhtaçlara (çöl yolcularına) faydalı kıldık;
74-O halde Rabbini o büyük adıyla tesbih et!
75-Artık yok, yıldızların yerlerine yemin ederim;
76-bilseniz o, gerçekten çok büyük bir yemindir.
77-Ki bu, hakikaten çok değerli bir Kur'an'dır.
78-Korunan bir Kitapta;
79-ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez;
80-Alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir!
81-Şimdi bu kelama siz yağ mı süreceksiniz?
82-Ve rızkınızı tekzibiniz mi kılacaksınız?
83-O halde can boğaza geldiği vakit,
84-ki o zaman bakar durursunuz,
85-Biz ise ona sizden daha yakınızdır, fakat siz göremezsiniz!
86-87-Haydi, eğer dine boyun eğmeyecek, ceza çekmeyecek iseniz, çevirsenize o canı geri, iddianızda doğru iseniz!
86-87-Haydi, eğer dine boyun eğmeyecek, ceza çekmeyecek iseniz, çevirsenize o canı geri, iddianızda doğru iseniz!
88-Ama o Allah'a yakın olanlardan ise,
89-ravh , güzel bir rızık ve Naim cennet vardır.
90-Eğer sağın adamlarından ise,
91-artık selam sana, sağın adamlarından.
92-Ama o yalanlayan sapıklardan ise,
93-muhakkak konukluğu kaynar su
94-ve yaslanacağı cehennemdir!
95-Kesin gerçek budur işte!
96-Haydi Rabbini büyük ismiyle tesbih et!
◙ Anasayfa
    
| 4月6日
| .
|
|
|
|
|
|
|
Dincilerden inciler...
|
|
Diyanet İşleri Başkanı Sn: Ali BARDAKOĞLU buyurmuş ki; “…Bazı İslâm âlimleri hâlâ 21. asırda yaşamaya ayak diriyorlar, üçüncü, beşinci asırda yaşıyormuş gibi davranıyorlar…”
Tabirimi mazur görün ama başka türlü direkt anlatılamıyor bazı durumlar; atalar ne demişse güzel demiş, torunlar atalarından en güzel sözleri taşımış hep bizlere; “İmam osurursa cemaat sıçar”
Baş İmam efendi ruhbanlığı kabul ettikten sonra bu dine, DİYANET’in dinine İSLÂM denilebilinir mi? Denecektir ki efendim ben ruhban sınıfını kabul etmedim, ruhbanlığı kabul etmedim; ruhban sınıfı demedin de “İslâm Âlimleri” dedin, ne fark etti? Ha kel Ali, ha da Ali kel. Var mı bir farkı?
Sonra bu ÂLİM diye zikrettiklerinize bu sıfatı kim verdi, kim veriyor? ALLÂMELİK dağıtan makam, mercî, mevkî neresidir. Kimin ÂLİM olup olmadığını nasıl anlayacağız. Her ağzı iyi lakırdı yapanı ALLÂME olarak mı kabul etmemiz gerekiyor? İSLÂM tarihinden sahifeler parçalayanlara ÂLİM dememiz mi gerekiyor?
Müslüman İSLÂM tarihini bilmek zorunda mıdır; bilmezse Müslüman olamaz mı? Müslüman Ali’yi, Hasan’ı, Hüseyin’i, Zeyd’i, Ayşe’yi, Hatice’yi, Abdullah’ı bilmek zorunda mıdır? Sahabeleri bilmek zorunda mıdır? Bunları bilmezse, tanımazsa Müslüman olamıyor mu insanlar? Bunları tanımak, bilmek gerekliliği neden, nereden hasıl olmuştur? Ne getirmiştir, ne kazandırmıştır Ümmet-i Muhammed’e? İnsanlığın huzuruna, refahına, geçimine ne katkısı olmuştur? Ya da; ne getireceği, ne kazandıracağı umularak İSLÂM Tarihi diye bir bilim oluşturulmuştur? Nasıl bir medet umulmuştur? KUR’AN hangi imdadınıza yetişmemiştir de başka yerlerden medet umar olunmuşdur? Nedir, ne menem bir şeydir bu FIKIH ve türevi bilim kolları? Ne işe yaradılar? KUR’AN’da ne eksikti? Eksik mi yani KUR’AN?
Efendim, biz KUR’AN’ın ne dediğini anlamadık da, anlayabilelim diye ilim geliştirdik; İSLÂM tarihine bakmak sureti ile anlayamadıklarımızı anlamaya çalıştık mı diyeceksiniz? Demezler mi adama; sizin aklınıza gelen, ALLAH’ın aklına gelmedi mi?
Siz anlamaya değil de anlaşılmasına mani olmaktan öte ne yaptınız?
KUR’AN gayet net, gayet açıktır; anlayabildiğiniz kadarı bile kâinatda huzuru sağlamaya yeter. Kaldı ki; anlamıyorum diyen gönül katmıyordur işin içine. % 100 anlamak isteği ile yaklaşmıyordur olaya, üstün körü geçiyordur. Ayrıca; son derece açık, sarih KUR’AN. Tek yapmanız gereken herhangi bir kitabı okuduğunuz gibi okumak.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 4月4日
| .
|
|
|
|
|
|
|
İnsan kadar DİN.
|
|
Bu nasıl bir DEVLET’tir? Bu ne menem bir DEVLET’tir? Kimin eli kimin cebinde belli değil yâ hû? İsteyen istediği gibi, kafasına göre at oynatıyor!!! Meydanı boş bulmuşlar, at da oynatırlar ayı da oynatırlar. Meydancı yok ki ortada! DEVLET yok ortada; DEVLET olmaya çalışan insan sürüsü bol, elini sallasan DEVLET’e değiyor! Herkes ahkâm kesiyor ama birileri de DEVLET’i ele geçirmeye çalışıyor. Kimi DİN kisvesi ile, kimi ADAMLIK kisvesi ile, kimi ise farklı isimdeki kisvelerle DEVLET olmaya, DEVLET’i ele geçirmeye çalışıyor. DEVLET denilenler ise seyirci!?! Düşmüşler birbirlerine; atı alıp üsküdarı geçecekler güya!?!
Ben artık, hangi soruna kafa yoracağımı, hangi soruna değineceğimi, hangi hususda hangi yolu göstereceğimi şaşırdım. DEVLET lime lime. Neresine dokunsan elinde kalıyor.
*********
Ama dostlar, biliniz ki en büyük dost DİN olduğu gibi en büyük düşman da DİN’dir.
DİN’de standardizasyon sağlanmıyorsa, tek ses, tek nefes çıkmıyorsa, DİN en çok tartışma kaldıran bir mefhum ise, üzerinde anlaşılamıyorsa, biliniz ki “Yandı gülüm keten helva” !
Memlekete bakın; isteyen istediği T.V kanalını, Radyo kanalını, İnternet kanalını kurup dilediği gibi ahkâm kesebiliyor! Neymiş; özgürlükmüş!
T.V v.b bolluğu, enflasyonu yaşanıyor. Kıyasıya rekabet; hâl böyle olunca da her şey mübah oluyor. R.T.Ü.K ise gözünü sadece büyük T.V’ lere dikmiş, ufaklar um’runda değil. Ya da; yıllar yılı mürteci softalara fırsat vermemek adına kurunun yanında yaşı da yakan sistemden bunalmış, aşağılanmışların susuzluğu sonrasında DİN PINARI’ndan akan her sıvıyı kana kana içmek arzularından olsa gerek; gözleri, tat alma duyuları, kulakları, burunları körelmiş.
Denize düşen yılana, çöle düşen pınara sarılır misali, DİN PINARLARI görmezden geliniyor ya da DİN’in denetimi mümkün olamıyor!!! Öyle ya; DİN’in ölçütleri nelerdir? Herkesin anladığı kendine midir? Kimin ölçütü ile değerlendirelecektir DİN? HİLAL T.V’nin mi, MPL T.V’nin mi, TVNET T.V’nin mi, SAMANYOLU T.V’nin mi, MEHTAP’ın mı, MELTEM’in mi, MESAJ’ın mı, KANAL5’in mi, KANAL7’in mi? Saymakla bitmiyor meretler, o kadar çok var ki!!!
Hele o MPL’midir nedir? Ne tehlikeli bir kanaldır o yahu? Gerçi diğerleri çok mu masum, al birini vur ötekine! Ama MPL gibisi yok, çok tehlikeli çok.
Yok yahu Memleket’in başı belli değil, kıçı belli değil. Meydan boş kalmış. Hâl böyle olunca da “Şeytan aldı götürdü, satamadı getirdi…” tekerlemesini dillendirmekten gayrı ne kalır elimizde, dilimizde?
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 3月12日
| .
|
|
|
|
|
|
|
|
|
“Ne mutlu TÜRKÜM diyene!” . Peki niye? Çünki TÜRK “KABE”nin temelidir de onun için. Çünki TÜRK “BİRLİĞİN”in temelidir de onun için. TÜRK kimseyi şeytana çağırmıyor da onun için. TÜRK herkesi HAKK etrafında birliğe çağırıyor da onun için. TÜRK paylaşımcıdır da onun için. TÜRK HAKK’ın askeridir de onun için. TÜRK doğayı sever de onun için. TÜRK tüketmeyi sevmez de onun için. TÜRK üretmeyi, yaşamayı, yaşatmayı, oynaşmayı, sevişmeyi, güzelliği, iyiliği sever de onun için. TÜRK kendisine istemediği bir şeyi başkalarına da istemez de onun için. TÜRK kendisinde olan güzellikleri, varlıkları başkaları ile de paylaşmak ister de onun için.
“ALTIN ÇAĞ” a az kaldı, yakındır, gelecek, olacak. Hep beraber çok daha güzel günler yaşayacağız. ALLAH (c.c) rahmetini yağdırdıkça yağdıracak. İyi ile kötü, güzel ile çirkin, kurt ile kuzu bir arada hoşça vakitler geçirecek. Herkes birbirini sevecek; herkes yek diğer varlığı ALLAH’ın bir başka sureti olarak görecek. Her varlığı birbirinin tamamlayıcısı olarak görecek. Kimse zengin olmak çabasında olmayacak, herkesin arzusu sevmek ve sevilmek olacak. Kimse para biriktirmeyecek, sevgi ve dostluk ve kardeşlik biriktirecek. Herkes sevap biriktirecek. Kimse günah biriktirmeyecek. Kimsenin gözü malda olmayacak, kimsenin gözü ırzda olmayacak, kimsenin gözü canda olmayacak. Herkes vara var katmak için yarışacak. Herkes TEK’in parçaları olduğunu bilerek yaşayacak ve ayrılan, yok olan her bir parçanın TEK’ten eksildiğini bilerek yaşayacak.
CENNET’i dünyaya ikame edeceğiz. Kafamızda ki, dağarcığımızda ki CENNET tasvirini hayata geçireceğiz. Herkes CENNET’de imişcesine davranacak ve yaşayacak. Herkes CENNET’de imişcesine birbirine “selam” diyecek, dileyecek. TEK’in selameti için, TEK’in parçalarının selametini isteyecek. Parçalar salim ise, TEK’de salimdir. Parçalar zalim ise TEK’de zalimdir.
Ya HAKK hepimizin kalbini yoluna sabitle lütfen…
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 3月3日
| .
|
|
|
|
|
|
|
Kehf Suresi: 25. Ayet
|
|
İnsanlara ad ve soy adı verildiği üzre, toplumlara da ad ve soy adı verilmiş; veren kim?
İnsanlara ad ve soyadı verildiğinde hangi argümanlar dikkate alınmış? Yürüyüşleri mi? Renkleri mi? Neşeli, öfkeli, hüzünlü, başarılı, kuvvetli, ağırbaşlı, burnu uzun, kafası büyük, başı dik v.b gibi halleri mi?
En önemlisi insanlara ad ve soyadı verilmesi neden gerekmiş? Tanımak ve tanımlamak için, değil mi?
Tanımak demek, tanınanın temayüllerini öngörmek demek, değil mi? Tanınanın / tanımlananın temayüllerini öngörmek sureti ile belirli davranış kalıpları geliştirerek, hayatı otomize etmek demek, değil mi?
Hâl bu olduğuna göre; ırklara, milletlere, toplumlara ve ırkî, millî, mahallî kültürlere / tanımlamalara / temayüllere bakışımızın da gayesi hayatın sürdürebilirliliği açısından davranışlarımızı otomize etmekten gayrı bir anlam ifade etmemesi gerekirken, bu kültürler arası çatışmalar neden kaynaklanıyor olabilir?
Tek bir nedeni mi vardır bu sorunun yok ise, hangi saiklerle açıklanabilir? Buna bakalım:
Bireylerde olduğu gibi büyük bireylerde de (toplumlar da) en iyi ben bilirim, en büyük benim egosu vardır; bana uyulur ise hep beraber muzaffer, muvaffak ve mes’ut oluruz egosudur bu. Her birey ve her büyük birey bunu söylemek, iddia etmek için vardır aslında yaşamda!!!
İyi de herkes her şeyi en iyi bilen olursa ne olur? Ne olacak; “Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.” Gece saat 3’te de ötüyor horozun biri sabah oldu diye, adam kalkıp bakıyor ki henüz sabah olmamış, biraz daha yatayım diyor, bir diğer horoz 4’te, diğeri, 5’te, 6’da, 7’de, 8’de, 9’da, 10’da. Ha bire ötüp duruyorlar; sabahını şaşırdı insanoğlu!!!
Yarattığının özelliklerini bilen YARATAN ise, vak’tî saatinde uyansınlar diye insanları birliğe davet etmiş.
KABE, bu manada birliğin, tekliğin timsalidir ve fakat dörtgendir; doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi vardır. Bakış açısına göre kuzeydoğusu, kuzeybatısı, güneydoğusu, güneybatısı da vardır. Bakış açısına göre sağ köşesi, sol köşesi, ön köşesi, arka köşesi, üst köşesi, alt köşesi, altı, üstü de vardır. Bakış açısının çeşitliliği sayısınca tanımlanabilinecek kadar tarafları vardır KABE’nin. Ama KABE’ye sorsan “Ben TEKİM” diyecektir.
Nitekim TEK’dir de; neresinden bakarsanız bakın o bir tek KABE’dir. Yönünüz batıda da olsa, doğuda da olsa, kuzeyde de olsa, güneyde de olsa; her nerede olsanız da “o” orada tek başına durmaktadır.
Kıblesi KABE olanın, sabahı da, öğleni de, ikindisi de, akşamı da, gecesi de bellidir; milyonlarca horoz da ötse, bellidir.
TÜRK’de olsan, KÜRT’de olsan, ANGLİKAN’da olsan, KIZILDERİLİ’de olsan, ESKİMO’da olsan, ABORJİN’de olsan tek bir KABE’nin duvarları ya da duvarlarının parçasısın; taşısın, kumusun, kirecisin, çakılısın, damısın, zeminisin, kenarısın, köşesisin.
O halde aslına rücû etmelisin ki, felâh bulabilesin. KABE’ye dönmelisin ki, sabahını bilebilesin.
*********
Gelelim şu meşhur 301. md konusuna; Sayın CUMHURİYET SAVCILARIMIZ: T.C.K. 301. Md.nin tartışma platformu sadece ve sadece yasama organı olan T.B.M.M’dir ve tartışanları da ancak ve ancak MİLLET’in yasama yetkisi verdiği / tanıdığı MİLLETVEKİLLERİ’dir.
Bu kapsamın dışındakilerin bu tartışmayı aleniyet ölçüsünde yapmaları ve yaptırmaları bizatihi 301. Md. Kapsamı gereğince TÜRKLÜĞE hakarettir; Sana hakaret edebilirmiyim demek hakaretin kendisi değil midir? Ya da Sana nasıl hakaret edebilirim demek, yahut da Sana hakaret etmemin bedeli nedir diye sormak, ve yahut da Sana hakaret edeyim ama bunu hakaret kabul etme demek, sürekli bir biçimde TÜRKLÜK’ü aşağılamak ile TÜRK’ün TÜRKLÜĞÜNE dair bağışıklık sistemini, direncini çökertmek, yıpratmak faaliyeti olmuyor mu?
Hâl bu iken yüce TÜRK MİLLETİ’nin yüce SAV(unu)CILAR’ı n’apmaktadırlar, neyi beklemektedirler?
Ey yüce TÜRK SAV(unu)CULAR’ı, özellikle Hrant DİNK suikat’l’inden itibaren 301. Md.yi tartışmaya açanları, açık tutanları tesbit ederek tamamı hakkında işlem yaparsan TÜRK SAV(unu)CU’su olmuş olacaksın aksi halde sadece ve sadece PARANIN SAV(unu)CU’su durumundasın demektir. HAK’K’ın savunucu olun, NÂHAK’K’ın değil.
*********
Gelelim Sana TAYYİP Efendi; 301. Md.yi ancak ve ancak aşağıda ki şekilde değiştirebilirsin, aksi halde sırf bu sebeple 301 kerre yanacaksın, haberin ola!!!
TÜRKLÜĞÜ, CUMHURİYETİ, DEVLETİN KURUM VE ORGANLARINI AŞAĞILAMA
Madde 301 –
1)Türk’ün hayata bakma, hayatı algılama, hayatı tanımlama ve hayatı yaşama biçimlerine hiçbir surette eleştiri getirilemez ve ancak öneri getirilmesi serbesttir; Şöyle yapmayın denilemez ve/ve ya şöyle yaptığın için sen şu gibi ve ya şu kadar aşağılıksın anlamını ihtiva eden ifadelerde bulunulamaz ve ancak şöyle yaparsak daha iyi olabilir denmesi serbesttir. İfadenin niyetini ve kastını anlamak için gerekli ölçüt ise, ifadenin TÜRK için, TÜRK’e göre ve TÜRK tarafından yapılıp yapılmadığıdır. Aksinin bir kez ihlalinde 6 aydan 3 yıla kadar, ikinci kez ihlalinde 3 yıldan 15 yıla kadar, üçüncü kez ihlalinde ise 15 yıl ağırlaştırılmış hapis ve müteakiben vatandaşlıktan çıkartılması ile cezalandırılır.
2)Cumhuriyetin teşekkülü, teşemmülü ile buna tekabül eden her neviden Cumhuriyet teşkilatı ve teşmilatı yayın yolu ile eleştirilemez. Ancak; dilekçe ile müşteki ve davacı olmak ve bu dava sonuçlarını yayın yolu ile ilan ve ifşa etmek serbesttir. Aksinin bir kez ihlalinde 6 aydan 2 yıla kadar, ikinci kez ihlalinde 2 yıldan 6 yıla kadar, üçüncü kez ihlalinde ise 10 yıl hapis ve müteakiben vatandaşlıktan çıkartılması ile cezalandırılır.
3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
*********
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 2月28日
| .
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu tarikat ve cemaat menşeli Müslüman figürleri ne kadar da karikatüristikler değil mi?
Nurcusu olsun, Menzilcisi olsun, Nakşisi olsun, Kadirisi olsun, Rufaisi olsun, Mevlevisi olsun, velhasıl say kerre say; tamamı denecek kadar çok var, bu karükatüristik tiplerden.
Nedeni ise anlayabildiğim kadarı ile; tarikatlar, cemaatlar çocuk yaşta aldıkları ve terbiye ettikleri bu insanları kişiliksizleştiriyorlar bir biçimde ve üstelik bunun farkında da değiller ya da farkında iseler de bu marazi, karikatüristik figürleri kişiliğin âlâsı falan sanıyorlar galiba.
Normaldir gerçi be; şeyhleri ne olacak ki, bunların müridlerinden sağlıklı kişilikte birilerini umalım ki !!!
Bir kere yaratıcılık falan tevbeler tevbesi !!! Analitik mantık kurgusu desen ha keza !!! V.s. v.s.
Niye acaba diye düşünüyorum; galiba ALLAH’ı hep öcü diye tanıtmışlar; ALLAH cezalandırır ha cezalandırır, yakar ha yakar, cehennemde kavrulursun, kızgın saclarda secde edersin ve saire !!!
Sanırsın ki ALLAH şeytan ?!?
Çocuklar sevgi ile yetiştirilmemişler, sorumluluk duygularına güvenilmemiş, özgüvenlerini hep ALLAH diye diye çalmışlar, yıkmışlar…
E ne beklenecekti ki başka; pedagoji eğitimi mi almışlar? Hayır.
Ama adamlar gerçekten samimi bir ALLAH dostu, samimi bir mümin. Fakat ALLAH’ı da yanlış tanıtmışlar, dini de; İslâm dedin mi, TÜRKÇÜ’nün Yusuf AKÇURALI, Gaspıralı İsmail, Ziya GÖKALP v.s sayması gibi bunlarda sahabeler, tabiinler, yok İkbâl, yok Arabî, yok Kuttup, yok Nursî, yok şu yok bu tonla isim zikrederler !?!
Ne alakası varsa bu isimlerin? İslâm ne zaman bunlarla özdeşleşmiş ki? İslâm bunlar ile özdeşleşmişse ben Müslüman değilim kardeşim!!!
Benim bildiğim İslâm, KUR’AN islâmıdır ve ALLAH’a hamdolsun karikatüristik bir figüre de sahip değilim, yani; saçım uzunken favorim kısa değil, uzun çeneli iken badem bıyıklı değilim v.s.
Tuhaf kıyafetler, tuhaf traş biçimleri, tuhaf ses tonları, tuhaf ses vurguları; alayınız klinik vak’asınız lan. İslâm ne çektiyse sizlerin yüzünden, elinden, dilinden çekti. Düşün İslâm’ın yakasından.
İyi ki 28 Şubat yaşandı da nisbeten de olsa özeleştiri yaşadınız da eski meczupluklarınız ve meczuplarınızda azalma oldu. Ama el’an İslâm’a zararlısınız. Eğer ORDUMUZ kadar, TÜRK kadar Müslüman olsaydınız 1.500.000.000 müslüman bizim ayağa kalkmamızı bunca zaman beklemek durumunda kalmazdı.
Masona, musona, çirkefe, kabaya, sabaya fırsat oluşmazdı.
Hepiniz ATATÜRK kadar Müslüman olduğunuzda, olabildiğinizde 1.500.000.000 müslüman zaferini ilan edecek şeytana karşı.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 2月13日
| .
|
|
|
|
|
|
|
Nam-ı Diger...
|
|
Bir zât-ı muhterem türemiş; Ben de son zamanlarda fark ettim kendilerini; dikkat alanıma, ilgi alanıma girdi:
Geçenlerde bir T.V programında Hz. Hatice’yi daha çok sevdiklerini, Hz. Ayşe’yi ise Hz. Hatice kadar sevmediklerini falan söyledi. Gerekçe olarak ise Hz. Ayşe’nin Cemal vak’asındaki tutumundan ve ayrıca Peygamberimizi aldattığına dair oluşturulan şaibeden/iftiradan falan dem vurdu.
İzlerken, dinlerken kanım dondu; ne diyor yahu bu adam dedim? Gerçi bahse konu T.V programından daha öncesinde de dikkatimi çekmişti, yüzünü iyice izlemeye almış ve nedense kendisini DANAMARKALILARA benzetmiştim, casus olacağı, LAWRENS’lardan biri olabileceği fikri saplanıp kalmıştı aklıma, kısacası gözüm tutmamıştı.
Yani; anılan programdaki Hz. Ayşe’yi, Hz. Hatice’yi diline dolamasına çok şaşırmadım doğrusu; DANAMARKALI olabileceği ihtimalinden mütevellit şaşırtmadı Ben’i, ama kızdırdı, hem de çok kızdırdı; “ Sen kimsin ulan? Sen nesin ulan? Sen nesin, kimsin ki Peygamberimizin eşleri arasında birini diğerine tercih etme hakkını kendinde görüyorsun? Sen kimsin ulan? Sen nesin ulan? Sen’i ne bağlar, Sen’i ne ilgilendirir Peygamberimizin eşlerinin (r.a) hal-î mecâlleri? ALLAH Sana öte tarafta bunları mı soracak? Peygamberimizin eşlerinin arasında hangisini daha çok sevdiğine bakarak mı sana cennet ya da cehennem tercihinde bulunacak? “
Vesselâm; dedimki kendime bu adam DECCAL’midir, nedir? DECCAL bile bu denli saçmalayamazdı, saçmalamazdı, münafıklık yapmazdı, fitne çıkarmazdı? DECCAL ötesi bir varlık yahu bu yaratık ve dışlanması vacipdir ey cemaatî müslimin bu yaratığın. Ve hiçbir aklı başında insan, (ki bilerek insan diyorum, Müslüman demiyorum) bu adamın söylediklerini kabullenemez bırakın caferiyi, bırakın müslümanı, hiçbir aklı başında insan bu söylenenleri kabullenemez.
Ne Caferiliği, ne Şiiliği, ne Sünniliği, ne Alevîliği kardeşim; nedir bunlar, yemek tarifimidir? KUR’AN’da, bahsettiğiniz bu isimlerin, kelimelerin birisi geçiyor mu?
Din kimin dinidir? Din ALLAH’ın dini değil midir? Mezhepler ise Peygamberi esas alıyor değiller midir? Peygamberimizin belli durumlar karşısında aldığı tutumlara göre şekillendirilmiş değiller midir bir takım İmamlarca !?! Din Peygamberin midir ki Sen Peygamberin tutum, davranış ve sözlerine göre inanç şablonları çıkarıyorsun kafana göre!!!
Müslümanın inanç şablonu bellidir, kılavuzu bellidir; KUR’AN-I KERİM.
ALLAH sözünün üstüne söz olabilir mi? ALLAH ne gerekiyor ise; kendince gerekli gördüğü her bir şeyi KİTAB’da açıklamış, yazdırmış, söylemiş. O’nun sözünün üstüne söz mü söylenir? ALLAH anlatma ya da açıklama özürlümüdür ki birileri çıkıp ALLAH’ı ya da sözlerini açıklamaya çalışıyor? ALLAH kendisini ve sistemini sizin kadar anlatamıyor mu? ALLAH’ın mezhebimi var yahu, nereden çıktı bu mezhepler? Zamanın LAWRENS’leri mi çıkarttı? SIRPLAR’mı çıkarttı? Hz. Ali’yi öldüren SIRPLARDAN değil mi idi? Yahu Müslüman KUR’AN’da “akletmenin” önemine yapılan vurguyu nasıl es geçiyor? Akıl yoksunumudur Müslüman?
DİN ALLAH’IN DİNİDİR. DİN ALLAH’IN DİNİDİR. DİN ALLAH’IN DİNİDİR.
DİN PEYGAMBERLERİN DEĞİLDİR. DİN PEYGAMBERLERİN DEĞİLDİR. DİN PEYGAMBERLERİN DEĞİLDİR.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 1月7日
| .
|
|
|
|
|
|
|
İlimlerin Yaratanı
Sahibi, Öğreteni
|
|
Neymiş efendim; İSLÂM’ın kaynağı iki imiş!!! Lâfa bak hizaya gel derler yahu; İSLÂM’ın kaynağa ihtiyacı varmışcasına ya da KUR’AN yetersizmişcesine başka kaynak arama ve gösterme ihtiyacı hangi niyyetlerden hasıl olmuş olabilir acaba?
ALLAH’ın sözleri neyinize yetmedi de başka kaynak arama ya da gösterme çabası içerisine girdiniz?
ALLAH’tan daha iyi açıklayabilecek birileri vardı da onların açıklamalarını arıyorsunuz yani?
ALLAH anlatma özürlümü yani?
Neymiş efendim; İSLÂM’ın kaynağı iki imiş!!! Biri KUR’AN imiş diğeri de sünnetmiş!!!
Eee sünnetleri nereden öğreneceğiz peki: hadislerden imiş!!! KUR’AN’sız hadis, hadissiz KUR’AN olmazmış!!! ALLAH ALLAH, ALLAH ALLAH!!!
Siz ALLAH’a mı tapıyorsunuz yoksa MUHAMMED’e mi? Yoksa MUHAMMED ALLAH’mı?
Yahu ilk hadislerin toplanması Peygamberimiz Efendimiz’in ölümünden ne kadar sonradır, bunu düşüneniniz yok mu? Hicri 110’mudur, 130’mudur, ne dir? E peki anılan yıllarda ki ravilerin Peygamberimizi tanıma şansı var mı? O ona aktarmış, o ona aktarmış. Yani dere denize ulaşmış ama ulaşana kadar kâh eksilmiş, kâh kirlenmiş, kâh taşlanmış, kâh şu olmuş, kâh bu olmuş.
Kaldı ki; Peygamberimiz Sizden daha mı az akıllı??? Yani sizin akıl ettiğinizi O akıl edemedi mi; O’nun yazmadığı yazdırmadığını siz nasıl yazdırırsınız? KUR’AN’da ne eksik yahu?
ALLAH’ın sözlerine nasıl eksik diyorsunuz yahu?
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlühü” denmiş; peki hiç düşünmediniz mi neden “abduhû” denme gereği duyulmuş?
Kul MUHAMMED ve Resûl MUHAMMED ayrımı neden yapılmış?
Kul MUHAMMED senin benim gibi insandır ve dünyevi hasletleri vardır, yani dünyeviliğin etkisi altındadır. Ailesi vardır, toplumu ve toplumunun gelenekleri, kültürü vardır. Coğrafi şartları, iklim şartları, sosyolojik şartları ile bir kuldur. Ve kendi sözlerini, düşüncelerini, fikirlerini yazmamıştır, yazdırmamıştır, bilakis Kendisi’ni hep ve her zaman geri plana almak istemiştir, bu yönde gayret etmiş, emirler vermiştir. O (s.a.v) sadece bir köprüdür, ALLAH’ın ilminin aktarıldığı bir köprü.
Her topraktan her mahsul alınmaz. En iyi topraktan en iyi mahsul alınır. Ama alınan mahsul bilinir, toprak bilinmez, bilinse de Finike Portakalı, Bursa Şeftalisi gibi deyimlerle bilinir ama sonuçda yenilen şey ne Finikedir ne Bursadır, yenilen şey portakal ya da şeftalidir.
MUHAMMED Efendimiz (s.a.v) sadece Peygamberdir, ALLAH değildir; telefondur, telefonda konuşan değildir. İki yönü vardır: Şahs-ı Manevî ve Şahs-ı Maddî. Şahs-ı Manevîsi Resûldür, Şahs-ı Maddîsi ise Kuldur.
Hadisler elbette önemlidir ama hadissiz KUR’AN olmaz ya da Sünnetsiz İSLÂM olmaz denilince şirke düşmüş olursunuz.
Hadisler KUR’AN’a uyuyor ise ne âlâ, uymuyorsa at çöpe gitsin. Hem zaten ALLAH’ın KİTABI neyinize yetmiyor?
cancanBey
◙ Anasayfa
    
| 4月11日
| .
|
|
|
|
|
|
|
Daha AK ve Daha DİNDAR...
|
|
Kim daha dindârdır? Buna cevap verebilecek merciî elbette ALLAH (c.c) olmalıdır, değil mi?
Kişi kendisinin daha dindâr olduğunu vehmedebilir, bu son derece insani bir olgudur. Bunun yadırganacak bir tarafı yok. Ancak; bu vehme kapılanlara çoğu kerre meczup yakıştırması yapıldığı da bir başka olgudur. Elbette samimiyet de bu tip vehimlere yol açan sebeplerden masum olanıdır. Ancak; masumiyet her durum için söz konusu olamaz, hele de DEVLET yönetiminde bu tip değerlendirmelerde bulunmak hiç de masum görülemez. Çünki DEVLET yönetimi ciddi bir işdir; kullanacağınız sözler arasında ki nefes alış verişleriniz, yani virgülleriniz, noktalarınız dahi çok çok önemlidir.
Bir insan bir başkasından daha dindâr olduğu kanısına hangi verilere dayanarak varabilir:
Dininin buyruklarını daha çok yerine getirdiğini düşünerek, sanarak. Peki kendisini izleme şansı olan insan kendisi dışındakileri izleme yetisine sahip midir?
Kendisi dışındakilerin Din’in buyruklarını yerine getirmediği ya da kendisinden daha az yerine getirdiği kanısına varmak için, hangi verileri, yöntemleri kullanmak gerekiyor sorusunun cevabı verilebilmiş midir? Verilebilinir mi?
7/24 saat ibadet halinde olmak, sürekli ALLAH’ı zikretmek bir insanı bir başkasından daha dindâr yapabilir mi?
*********
Sözü uzatmayayım; Sayın T.B.M.M Başkanı Bülent ARINÇ dün “Ah cahil kafam” diye de hayıflanarak, Cumhurbaşkanımız Sn. Ahmet Necdet SEZER’i Saraybosna’ya yapacağı resmi ziyaret için Etimesgut havaalanından uğurlama töreni sırasında, H.Z Muhammed (s.a.s) efendimizin doğumgünü vesilesi ile yapılan anmalardan nasiplenmesi, Peygamberimiz’i yad etmesini sağlayarak Din’e bağlanması amacına matuf olmak üzere, Peygamberimiz’in gül sevgisinden yola çıkarak Peygamberimiz’i temsilen “Keşke O’na bir gül verseydim. «Siz’e uçakta arkadaşlık etsin» deseydim. Cahil kafam yapamadım. «O gülüde Türk Milleti adına merhum Aliya İZZETBEGOVİÇ’in kabrine koyun» deseydim. Ancak bu fırsat kaçtı.” demek sureti ile kamuoyuna Cumhurbaşkanımız’dan daha dindâr olduklarını ve de Cumhurbaşkanımız’ın Peygamber sevgisi ile alakasız biri olduğu izlenimi edindirmeye çalışarak Cumhuriyetimiz üst yönetimini dinsiz ya da kendilerinden daha az dindâr olarak sunmuştur.
Peki neden böyle yapmış olabilir?
1. Samimidir ve dolayısı ile Kendi inançları doğrultusunda yaşanırsa Türkiye’nin, muslimânların, insanlığın kısa zamanda huzura ereceğini sanıyordur.
2. Rejimi zayıflatarak yıkılmasına zemin hazırlamak ve rejimi değişmiş bir ülkenin....
Ne diyeyim? Yüce HAKEM ve MUKADDİM (c.c) hepimizi tez zamanda ıslah etsin, hidayetimizi ağartsın ve TÜRK’ü korusun, yüceltsin.
Not: İslam’da ruhban sınıfı yokmuş!!!!
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|
|