|
|
June 22
| .
|
|
|
|
|
|
|
Ne buyurdunuz?
|
|
Çabuk olun; ortalık kan gölüne dönecek ve bunun vebâlini kime kaldıramaz / taşıyamaz. Şayet yaşarsam hepinize hesap sorarım / soracağım.
Deccal By R.T.E’dir. İki kaşının arasında kâfir yazacaktır me’âlli hadîsin işaret ettiği www.tahribat.com adresindeki tahribat ve ayrıca www.rte.gen.tr adresindeki R.T.E’dir; tahribat ma’lûmunuzdur ki yıkımlar anlamına hâ’izdir, rte’yi ise ridde’nin versiyonu olarak alabiliriz ama o zorlama olabilir. Kesin olan www.tahribat.com adresinin kas’d edilmesidir bah’si geçen hadîsde.
Diğer bir hadîs ise; Deccal’in Mekke ve Medineye giremeyeceğini içerir ki, bu da İzmir ve tarafımca ma’lûm ama şimdilik kaydıyla mahfûz tutacağım ilçe ve beldesini kast eder. Recep Tayyip ERDOĞAN İzmir’i, sittin sene seçim yapılsa asla ve kat’a alamaz. Dahası, tarafımca ma’lûm olup mahfûz tuttuğum ilçe ve beldeye şahsen / fiziken de giremez, giremedi, giremeyecek.
Bir başka hadîs-i şerîf de ise; Deccalin pek bilgin olmayacağı ama kadınlar ile köylüleri (varoşları) kandıracağı bahsedilmektedir; By R.T.E’nin nerelerden oy aldığı ve kadınların kendisine hayranlığı ma’lûmumuzdur ki, esrarkeşlerde şeytan tüyü, ya’nî diğer bir deyişle karizma mevcuttur.
Başkaca hadîs-i şerîf ise, Deccal’in nâralarını konu etmiştir ki; By R.T.E’nin nâraları da artık hepimizin ma’lûmudur.
Farklı bir hadîste de; Deccal’in güneşi hapsetmesi söz konusudur ki, bu da, gazete ve sâ’ir büyük medya kanallarının, By R.T.E’nin şerrinden ya da sunduğu menfaatlerden ötürü, güdümüne girmesidir.
Daha da açıklayabilirim ama inanmak istemeyen her hâl-û kârda inanmayacaktır. Sözün özü; çabuk olun, çünki tahtı, saltanatı, canı için dünyayı birbirine katacak; İran’daki karışıklıkların, Pakistan’ın, Hindistan’da ki bombalama eyleminin, Gürcistan – Osetya – Abhazya karışıklığının, Hamas – İsrail çekişmesinin, ve’l-hâsıl yakın çevremizdeki karışıklıkların tamamında parmağı, dili, nifağı var.
A.B.D’yi Ortadoğu’ya çekmeye çalışıyor, İran’ı A.B.D’ye vurdurmak istiyor; tek maksadı varlığının idâmesi ki; iktidârdan düştüğü anda öldürüleceğini düşünerek hareket ediyor.
Dünyanın artık sonundayız; By R.T.E karıştırdı ortalığı. Eğer; çabucak uzaklaştırılır ise yerinden ve sonsuza kadar izole edilirse kurtuluş vardır. Yoksa; bu savaş O’nun ve tüm deccallerin ölümü ile sonlanacaktır.
*********
Sn. Deniz BAYKAL ve Sn. Devlet BAHÇELİ: Çok yakın çalışma arkadaşlarınızdan esrarkeş olanlar ve yani deccal ordusundan olanlar var; gözleri buğuludur, dumanlıdır, koyu yeşilimsilik vardır ya da koyumsudur ve ama buğuludur. Gözler sürmelidir ve çoğunlukla esmerdirler. Beyaz tenlileri soluk beyazdırlar. Sarı tenliler pembemsilikle grimsilik arasındaki bir tene sahipdirler. Gözleri çoğunlukla buğulu, koyu, dumanlı yeşildir; gözlerin altında bir göz daha var gibidirler; derinliklidir gözleri.
Bu durumda, ne kadar faydalı olabilirsiniz bilemiyorum; çok çok güvendiğiniz küçük gruplarla hareket etmelisiniz.
Şayet mümkünse; yeni ve temiz bir parti kurmalısınız ya da kurulmuşlardan birine birleşerek geçmelisiniz ama çabuk olmalısınız. Seçeceğiniz, test edeceğiniz kişilerle yeni bir parti elzem gibi görünüyor.
Mevcutlarınıza fazlası ile sızma var; CHP’de kısmen daha az ve MHP’de oldukça fazla sızma var. MHP’deki sızmanın da ötesinde, deccal partisi olmuş.
Sn. Osman PAMUKOĞLU’nun Parti’si de tazyîk ve kuşatma altında…
Çok yeni, yepyeni bir partinin acele kurulması şart ve bu birleşmenizle olabilecektir; veriler Siz’de, en sağlıklı kararı Siz’ler alabilirsiniz. Ben sadece ışık tutuyorum.
Yeni partinin adı da "Cumhuriyetçi Halk Partisi" ya da "Cumhuriyet ve Halk Partisi" olsun, lideri de Sn. Deniz BAYKAL olsun.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  May 30
| .
|
|
|
|
|
|
|
İyi seyirler!
|
|
Yaz ha, yaz; yazıyorumda ne oluyor ki? İnsanlar inanmamak için bulabildiğince bahane buluyor, olabildiğince argüman geliştiriyor?!?
Ya’nî; Bana inanıldığında kaybınız ne olacak; anlamak mümkün değil?!? Bana inanıp da tarafıma yapabileceğiniz tek iyilik Anacığımı ve Ben’i deccallerin elinden kurtarmanız olabilir ve ama kendinize yapabilecek iyiliğin haddi hesabı yok; Bana inanıp www.atsizcilar.com , http://site.mynet.com/mehdisahibizaman , www.gizliilimler.tr.gg , http://site.mynet.com/zahirvebatin, www.turania.com , www.habervaktim.com, www.habervakti.com, www.tahribat.com ‘un ardındaki şahsı bulmanız yahut Recep Tayyip ERDOĞAN’ı uyuşturucu testlerine tabiî tutmanız yeterlidir.
Recep Tayyip ERDOĞAN’ın meşhur “kutsal balyoz” hadisesi vardı hani; neyin nesi idi o olay? Uyuşturucu ile ilgisi olabilir mi? Sara krizi dendi, kan şekerinin düşmesi dendi ama ne olduğu hakkında doyurucu bir bilgi sunuldu mu? Ve o tetkikler elde edilebilinmiş ise, uzman narkotik hekimlerine gösterildi mi?
Başbakan, neden Devlet’in sağlık kuruluşlarından kaçarki? Meselâ, şöyle delikanlılar gibi G.A.T.A. ‘da neden bir chek-up’dan geçmez?
Başbakan’ın her şeyi gizemli; böyle başbakan mı olur? Devletin’den neyi saklayabilir başbakan? Başbakanların Devlet’ten gizleyebileceği birşeyler olabilir mi?
Ama efendim, Devlet R.T.E’yi istemiyor ki, nasıl güvensin; Devlet’le kavgası olan birisi haindir zaten, Devleti’ne güvenmeyen birisi düşmandır, haindir.
By R.T.E’yi G.A.T.A’ya chek-up’a zorlayabilecek bir devletde kalmadı zaten ortada; bu hususda muktedir olabilecek tek mercî var, Genel Kurmay Başkanlığı. Ve fakat, maalesef Genel Kurmay Başkanlığımız müthiş bir tereddüte dûçâr vaziyetde. Zaten, tereddüte düşürmek için durmaksızın çabalayanlar var ki, en başta gelen By R.T.E’dir.
Ya’nî; bu kadar şaibeli bir başbakanı olacak bir ülkenin, bu kadar gizemli bir başbakanı olacak ya da bir başbakan geldikten sonra ülke tuhaf şeyler yaşayacak; laik - anti laik, sûfî – anti sûfî, Türk – Kürt, Ergenekoncu – Fethullahçı v.b gibi bir sürü çatışma yaşanacak, T.S.K’nın güzide subayları ne idüğü belirsiz, uyduruk bir da’vâ nedeni ile içeri tıkılacak, bilim adamları, sanatçılar, gazeteciler, sendikacılar ve’l-hâsıl vatansever olarak bilindik kim varsa, bugüne değin P.K.K’ya ve bi’l-umûm iç-dış tehlikelere karşı mücadele eden kim varsa içeri tıkılacak ve fakat zoka yutmuş gibi, afyon yutmuş gibi, ölü toprağı serpilmiş gibi, sinema filmi (kurtlar vadisi) izler gibi, sus-pus olacak Devlet-i Âlî’miz! Olacak şey mi bu?
Gerçi; Devlet-i Âlî’mi kaldı ortalıkda? Sadece, Genel Kurmay Başkanlığı var; tek ümit o. Aksi hâlde ise; iş vatandaşa düşecek ki; seyreyleyin gümbürtüyü!
Muhalefet partilerinin Sn. Genel Başkanları, âcilen Genel Kurmay Başkan’ı ile aynı anda bir görüşme yapıp bu işi artık bitirmeliler.
*********
Yâ A.K.P. Milletvekillerine ne demeli; vicdanınız ne diyor ey A.K.P. Milletvekilleri? Vicdanınız bugüne değin sizi hiç yanılttı mı? Gerçi, bu devirde vicdanına danışanlar pek milletvekili olamıyor amma, ha’sbel-kader vicdanına kulak verecekler çıkabilir diyerek, umîdvar olmamız gerek, değil mi?
Hâlâ, vatan, vatandaş, hemşehri, akraba sevgisi, kaygısı duyan; hâlâ çocuklarını, torunlarını, doğmamış nesebini (kendini) seven, sorumluluk sahibi, ALLAH ve hesap korkusu, kaygısı, saygısı taşıyan, sine-i millete dönebilecek çapta milletvekilleri vardır değil mi?
Onurlu, kişilikli, ilkeli, erdemli olup da parmak kaldırma – indirme kuklasına dönüşmemiş ya da dönüşmüşse de durumundan hicâb duyacak ve bir kerre dahi olsa TÜRK’e, Mûsliman’a, İnsan’a yakışır davranacak birileri vardır değil mi?
*********
Topyekûn anomali yaşıyoruz yâ hû, R.T.E. Başbakan olduğundan beri; dur diyecek yok mu? Normali özleyen, arayan yok mu?
Sıradışılıklar, olağandışılıklar devam mı ededursun? Yoksa; artık normalleşmeliyiz, normalimize dönmeliyiz demenin zamanı gelmedi mi?
Ne zaman normalleşelim? Kıyametten sonra mı!?!
Neyi bekliyorsunuz? Ne olmalı, ne olacak da, neyi bekliyorsunuz? Mehdi ve Deccal filmini mi izliyorsunuz? Siz seyirci misiniz? Deccal’e ve deccallere dur demeyecek misiniz? Dilsiz şeytan mısınız?
Çocuklarınız, torunlarınız, nesebiniz size ne der acaba?
*********
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  May 26
| .
|
|
|
|
|
|
|
Yıkmak kimin harcı?
|
|
MU’yu bilmezsin, ATLANTİS’i bilmezsin, Tahsin MAYATEPEK’i bilmezsin, SÜMERLER’i bilmezsin, YAFES’in çocuklarından türediğimizi bilmezsin ve ama NUH’dan önceki varlığımızı da bilmezsin; bilmezsin oğlu bilmezsin!
Tek bir şey bilirsin; imânı nur saçan / zekâ parıltıları sergileyen kişileri kaskasa almayı, kumpasa sokmayı, tuzağa çekmeyi. Ve Onlar’ı kontrol altında tutmayı,sindirmeyi, bastırmayı bilirsin. Ve Onlar’ın fikirlerinin taklîdçiliğini bilirsin.
Revâcda olan fikir her ne ise, onun bayrakdârlığına soyunursun; kraldan çok kralcı olursun!
Aslında tek bildiğin kokain, hint keneviri, alkol, kumar, zinâ, fuhuş (gösteriş), hırsızlık, öldürmek, gasp, soygun, hile, tuzak, iftirâ, gıybet, kadın satıcılığı, kadın parası yemek, kadın dövmek ve ama nâmûs kavramını da, dürüstlük kavramını da, fazîleti de kimselere bırakmazsın!
İSLÂM revaçda ise ümmetçisin, TÜRKÇÜLÜK revâcda ise milliyetçisin; sen ne ayaksın?
Kurt postuna girip çakallık yaparsın, kuzu postuna girip sırtlanlık yaparsın.
Hilâfet, şeriat istersin, çünki; A TAKIMLARINIZ’da olduğu gibi düzeni çakallarınızla sağlarsınız ama kendi düzeninizi! Şerîat kurulacak ve bugünün esrarkeşi, kokainmanı, alkoliği, hırsızı, katili, pezevengi yarın şeriat polisi olacak başımıza; Recep Tayyip ERDOĞAN nâmıyla ma'rûf, Mesih-i DECCAL ise Halife olacak! Vay; canım benim!
*********
Mehdi & Mesih’i 79 yaşındaki Anası ile aç bırakan, işsiz bırakan Siz değilmişsiniz gibi! Etrafa Mehdi & Mesih’i karalayanlar ve O’nun aslında Deccal olduğunu imâ eden sizler değilmişsiniz gibi!
Mehdi & Mesih’e DECCAL muamelesi çekenler siz değilmişsiniz gibi!
TÜRKÇÜLÜK, Milliyetçilik kisvesi altında TÜRKÇÜLERİ Silivri’ye tıkanlar siz değilmişsiniz gibi!
İnternete ses ve görüntü kayıtlarını verenler siz değilmişsiniz gibi! Çaycı, güvenlikçi, müstahdem, şoför, kaloriferci, müracaatçı v.s geri hizmet kadrolarında istihdam ettiğiniz keşlerinizle casusluk yapmıyormuşsunuz gibi!
Fethullahçılar sizin beyazınız, siz Fethullahçıların siyahı değilmişsiniz gibi!
*********
Evet; TENGERE’yi bilmezsiniz, BAY ÜLGEN’i bilmezsiniz, ERLİK HAN’ı bilmezsiniz, KUT’u, İDUK’u, UMAY’ı bilmezsiniz.
Tüm dinlerin TENGRİCİLİK’den türediğini, evrildiğini bilmezsiniz.
Lanet olası esrardan, kokainden kafanızı kaldırıp ERLİK HAN’ın güdümünden çıkmazsınız.
Düşün lan TÜRKLÜĞÜN yakasından; düşün insanlığın yakasından.
Kıskançlık sizde, hased sizde, kem göz, pis nefes sizde; aşağılık duygunuz yüzünden kimsenin başarılı olmasını çekemiyorsunuz; herkesi paçasından aşağı çekiyorsunuz!
Ala-vera, dala-vera, ali-cengiz oyunu, cingözlük sizde, çünki siz cinsiniz!
Cinler kendilerini melek sanıyor, iblisi ise ALLAH! Öyle ya; yoğurdum kara diyen olmazmış.
İyi de; kutsal kitaplar “o ağaç” dan neyi kastediyor; esrarınız / sırrınız olan hint keneviri, kokaini, afyonu v.b kastetmiyor mu?
*********
Her köşe başına bir cin / şeytan yerleşmiş, gûnâh tuzakları kurmuş; niye gûnâhkârsın diye suçluyorlar sonra da! Ve sen geldin, biz senin kafana silâh dayamadıkki diyorlar!
Evet, ey Millet; M.H.P. bir cin partisidir, cinler hemen her partide varlar ama ziyadesi ile M.H.P’de varlar; ele geçirilmiş bir partidir M.H.P; Melûn Harâmîler Partisi.
*********
ATATÜRK edebiyatı yapıyorsun, Nihâl ATSIZ edebiyatı yapıyorsun; pekiyi; demiyor mu ATATÜRK “Bu rahna yedi bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir.” / demiyor mu H. Nihâl ATSIZ “Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı.” / demiyor mu Harbiye Marşı “Tufanları gösteren tarihlerin yâdıyız.” ?
*********
Şimdi; Ben bunları yazdım diye Ben’i öldürecek misiniz? Ulan haysiyetimi, onurumu, şerefimi, hürriyetimi, özgürlüğümü, kişiliğimi, şahsiyetimi öldürdünüz be! 79 yaşındaki ANAM’ı süründürüyorsunuz be? Siz verirseniz iki lokma ekmek yiyor yaşıyoruz, vermezseniz açız; bundan öte onursuzluk mu olur? Gerçi siz zalimler, gaddarlar bundan öte zalimlik, gaddarlıkda bilirsiniz, yaparsınız; onursuzluğun bundan ötelerini de yaşatırsınız; verebileceğiniz kadar ruh acısını da, can acısını da verirsiniz, vereceksinizdir.
Ölümden öte köy mü var ulan?
Sergileyin lan bütün pislik hünerlerinizi, linç ettirin beni millete; öldüğümde vücudumda 1000 yara, kemiklerimde 1000 kırık olsun; yeter ki sizin pis yüzünüz, maskelediğiniz pis yüzünüz ortaya çıksın!
*********
Ben bu yazıyı boşuna yazmadım; neler yapıyorlar neler, bir bilebilseniz! Ama hep soyutlar, somutlaştırabilinecek olsa da izâfî kalır. Gerçi can kulağıyla dinleyene hepsi somutlaşır. Yeterki can kulağı ile dinleyecek birilerini göndersin ALLAH (âmîn).
Ne sıkıntılar, azaplar çektiğimi bir Ben bilirim bir de ALLAH; resûller, nebîler, velîler her ne çekmiş ise bunların elinden, dilinden çekmişler.
ALLAH’a da tuzak, hile kuramazsınız yâ! Mevlâ çok kerimdir; bilmezsiniz.
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  May 06
| .
|
|
|
|
|
|
|
KUTSAL
|
|
ALLAH hakkında ve de Kutsal Kitaplar / Sözler, Âyetler (Belirtiler) hakkında konuşurken dikkatli olunulmak zorunluluğu kutsiyetin doğasının gereğidir.
Kutsiyet kavramı dokunulmazlık anlamına da tekabûl eder çünki.
Tanrı ne faşisttir ne de rüşvetci!!!
Şunları yaparsanız ya da şunları yapmazsanız size ödül olarak şunu veririm demiyor ALLAH; söylediği şudur; şunları yaparsanız ve / ve ya şunları yapmazsanız gönencinizi / cennetinizi ya da zulletinizi / cehenneminizi sağlamış olursunuz. YARATAN yarattığı her varlığın gönenç içerisinde olmasını arzular.
Gönençden ve zulletden sadece maddesel ma’nâ çıkarmamak lâzım; ruhsal anlamda da gönenebilir ya da alçalabilirsiniz.
ALLAH, teâlâdır ve aynı zamanda azze ve celledir.
ALLAH insanı cemâl ve celâl sıfatından yaratmıştır. Ya’nî insan yin ve yangdan muteşekkildir. Evren ve evrende her ne var ise ALLAH’ın cemâl ile celâl sıfatlarını bünyesinde barındırır.
Ve ALLAH merhamet sahibi olması nedeni ile yaşamın bu sırrını Nebîler’i ve Resûller’i vesilesi ile bizlere bildirmiş ki, celâl sıfatına yakalanmayalım.
Celâl sıfatı ile cehennem diye nitelenen, yürekde yanan kor ateş ile sürekli mutsuzluğu, cemâl sıfatı ile de cennet diye nitelenen, yürekte çağlayan serin sular ile sürekli mutluluğu oluşturmuştur ALLAH.
Şöyle de düşünebiliriz; ikisi de ateşdir ama birisi ısıtıyor, diğeri yakıyor ya da ikisi de ışıkdır ama birisi aydınlatırken diğeri gözleri kamaştırıyor / köreltiyor.
Yaratırken cenneti ve cehennemi sistemimize yüklüyor; sağımız cennet, solumuz cehennem. Sağduyumuzla davrandığımızda tüm işlerimiz rast gidiyor, solduyumuzla davrandığımızda tüm işlerimiz ters gidiyor.
KUR’AN’da yapmamız ve yapmamamız doğrultusunda tavsiye ve emredilenleri yerine getirme hâlimize göre vucûd kimyamızda ve anatomik yapıda değişikler oluşuyor. Toprağa verildiğimizde ya da toprakla buluştuğumuzda, TOPRAK vucûd kimyamız ve anatomik yapımıza göre tasnifde bulunuyor…
Ya’nî hem diri iken ve hem de ölü iken cennet ve cehennem olgularını biz tercih ediyoruz, ancak; karada yaşayan suda ölür, suda yaşayan karada ölür!.. Hem suda hem karada yaşayanlar da var elbette!...
Şimdi Nebe Sûresi 32-33 ve 34. Âyetler’de yemişlerden, yiyecek ve içecekten söz ediyor; bereketli bahçe ve bağlardan söz ediyor. Kadın, kız nereden çıkıyor? Hepsi aynı ebatda, ölçüde turunçlar (yemiş olan) var deniyor orada…
Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakütesi Tefsir Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Salih AKDEMİR’i görevlendirin; seçeceği üyeler ile atayacağınız üyeler ayrı ayrı heyet oluştursun ve sonra her iki heyet raporlarını, çevirilerini v.b Salih Hoca’ya takdim etsinler.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  April 28
| .
|
|
|
|
|
|
|
YASA
|
|
Yarınlarda Anadolu’da gözü olan, aç gözlü, emperyalist milletlerden, devletlerden birileri Ülkemiz’i istîlâ edecek olur ve Ordumuz çaresiz kalır da, iş milis kuvvetlere düşecek olursa diye TÜRKİYE’nin her vilâyetinde, kazasında, bucağında gömülü silahlarımız vardır.
Ve bu silahlar ise milis kuvvetlerin kullanımına uygun hafif ve yarı ağır silahlardır.
Şimdi; Sen, Sizler tek erk olmak için, kendinize mehdi & mesih gibi ûnvanlar atfederek halîfe ve şeyhulislâm olabilmek adına, Sizlerin karşısında olanları, olabilecekleri alt etmek için bir terör örgütü uydurup, uydurduğunuz terör örgütüne de delâlet etsin diye Yurd’un dört bir yanında, yukarıda belirtilen amaçlar ile gömülmüş silâhları, uluslar arası şerîklerinizin uydu teknolojileri desteği, lojistik desteği ile ortaya çıkararak ne yaptığınızı sanıyorsunuz?
Bugünlerde herhangi bir düşman kuvvet girecek olursa Yurdumuz’a, hangi silâhlarla mukavemet edeceğiz? Ve Siz bunun hesabını nasıl vereceksiniz? Gözünüz bu kadar mı karardı?
Vay efendim; bu silâhlarla şunları yapacaklardı, bunları yapacaklardı! Medyummusunuz, kâhinmisiniz, falcımısınız?
Terör örgütü diye niteleyerek derme, çatma oluşturduğunuz şahıslar hangi eylemi yapıp da üstlenmişler? Böyle terör örgütü mü olur?
Terör örgütleri Devletlere karşı oluşan varlıklardır; topladığınız adamlar ise Devlet’i orasından burasından yönetmiş kişiler. Madem bunlar hâ’in idiler de T.C nasıl oldu da ayakta kaldı, gelişti; uluslar arası arenada söz sahibi bir ülke oldu?
Bugün dünyanın büyük devletleri T.C. ile yatıp, kalkıyorsa bunları siz mi sağladınız?
Siz olmasa idiniz, T.C. şimdilerde tek süper güç ve dünya da T.C. tek kutup olmuş olurdu…
Efendim bakın işte günlüklerden bu çıktı, telefon konuşmalarından şu çıktı? Herkes hergün 40 tane hayâl kuruyor ve üstelik aynı hayâli gören ya da kuran binlerce insan var; suç mu bu?
Ne malûm o bombaları, mayınları Sizin ya da sizlerin güdümündeki birilerinin patlatmadığı? Nitekim; her bomba ve mayın patlaması oylarınızda patlama yaptı, oylarınızı yükseltti! İçeri aldığınız adamlar oylarınızı yükseltmek için mi patlattılar o bombaları!?!
Yoksa bir taşla iki kuş mu vurdunuz? Yâ’nî hem rakiplerinizi ekarte ettiniz ve hem de oylarınızı arttırmış olmadınız mı?
*********
Adnan OKTAR ise 30 yıllık Mehdi imiş!
Yâ’nî kendisi o tarihte İstanbul’a gitmişmiş ve o günden bugüne Mehdilik görevini ifâ ediyormuş!
30 yıldan beri Mehdi var imiş de neden savaşlar, açlıklar, yoksulluklar, kan, gözyaşı, acı, zûlüm hâkimmiş yeryüzüne ya da en azından Ülkemiz’e?
Oysa; “Mehdi işi sıkı tutacak. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 175)” ve “Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)” denmiyor mu Hâdis-î Şerîflerde?
E Sen ne menem bir Mehdiymişsin ki 30 yıldır kan, gözyaşı, acı, yoksulluk v.b var?
Çık aradan Adnan OKTAR yahut Mehdi’nin işini kolaylaştıran olarak kal. Karar Sen’in! Mehdi’nin işini zorlaştıranlar, zorlaştırmak isteyenler, Mehdi’ye karşı çıkanlar kimlerdi?
Ha evet; Ben 1979’da İstanbul’a geldim ama Mehdi olduğumu 3-4.Temmuz.2006 gününde öğrendim. Ve evet; 1980’de Köstence’ye, yâ’nî başkent ANKARA’ya geldim ve o günden bugüne kısa ayrılıklar dışında hep burada ikâmet etmekteyim.
Hâdislerde Konstantiniyye diye geçer, Konstantinapolis diye değil. Konstanta Başkent anlamına karşılık gelen eski Grekçe / Rumca bir kelimedir. Kudüs kelimesi Kontanta’nın evrilmiş hâlidir. Her iki kelime de Başkent anlamlarına tekâbûl ederler. Konsülün bulunduğu yerdir Konstanta. Günümüz konsülleri Başkentlerdedirler.
Konsül ise hükûmet kabinesine verilen isim / tanımdır. Ülkemizde her pazartesi günü konsültasyon vazifelerini ifâ eder bakanlar kurulu / hükûmet kabinesi.
*********
Aklımda bir ton söylenecek şeyler var amma çoğu kere unutuyorum.
Ha; değineceğim diğer bir konu ise deccallerdir ki, maddî varlıklar açısından, mevkî, makam açısından yücelmemem için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar. Çünki; yücelirde mevkî, makam elde edersem kendilerinden intikam alacağım zannından hareket ediyorlar!
Deccaller dostummuşcasına davranıyorlar, iyiliğimi isterlermişcesine konuşuyorlar lâfımın geçtiği yerlerde. Öyle sinsice, öyle kahpece tavırlar ortaya koyuyorlar ki… Ama ALLAH’ın hesabı, tuzağı daha kuvvetli ve geçerlidir.
Kaldı ki; Ben ölümü göze almışım. Açlık, yoksulluk neki?
Ayrıca; Mehdi Muntâzâr deyimi “Beklenen Mehdi”ye karşılık değil, “Gözetlenen Mehdi”ye karşılık gelir. Muntâzâr kelimesi nâzâr altında tutulan demektir. Yâ’nî göz altında, gözetim altında demektir.
Oysa Ben gözaltının daha da ilerisi olan el altında durumundayım. Ellerinin altındayım. Bir neviî hapis hayatı yaşamaktayım; aldığım nefesin sayısını ve hattâ nefesimin kokusunu dahi biliyorlar. Her hareketim kontrol altında.
İşsiz olduğum için ve Anacığımın merhum Babam’dan kalan 3 kuruşluk maaşı sadece kira, su, elektrik giderlerine yetmesi (hattâ yetmemesi) nedeni ile parasız, pulsuz geçen hayatım deccallerin kucağına düşmeme neden oluyor. Onlar ne kadar harçlık verirlerse o kadarı ile yapılabilecekleri yapabiliyorum.
İşsiz kalmamı, parasız kalmamı binbir vesile ile sağlayanlarda yine kendileri tabiîki. Ancak bu sûretle gözaltında, elleri altında tutabilirler, tutabiliyorlar. Çok nâçâr kalırlar ise hapse atarlar bir vesile uyduraraktan.
Benim buralarda yazmadığım, yazamadığım ne gerçeklerim, ne sıkıntılarım var oysa. Ama yüce Mevlâ kerîmdir.
Bana bolca hayır dua edin lütfen.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  April 27
| .
|
|
|
|
|
|
|
Hayırdır?
|
|
Deniz Feneri denen kuruluş – vakıf para toplarken “Biz İslâm’ın savunucularıyız, İslâm’ı iktidara getirmek istiyoruz. Bunun için ise T.V. kanalları ve Parti kurmak gerekir ve bunlara da para gerekir; Bize yardımcı olur musunuz?” diyerek mi toplamış bağışları? Yoksa; “Ezgin, bezgin, üzgün, aç, biilac, yoksul, fakir din kardeşlerimize yardım topluyoruz.” diyerek mi toplamış bağışları?
Elbette 2. şıkdaki söylevleri ile toplamışlar. 1. şık için kimse yardımcı olmaz ve “git Arabistan’dan, İran’dan al bağışlarını” derler. Yahut “ne garantin var kardeşim, nasıl emin olacağız Sizin başarılı olacağınızdan ya da Müslimânlığınızın kuvvetinden” derler, değil mi?
Bağışları toplarken yalan söyleyip, toplanan bağışları gösterilen amaç dışında kullananlar, acaba vergilerimizi hangi amaçlara matuf kullanıyorlardır?
Vergileri toplarken hizmet maksadına matuf toplamıyor mu Devlet? E bağışçılara yalan söyleyenler, vergi mükelleflerini, vatandaşı niye aldatmasın?
Vakıfçılığa zaten önceki yazılarımın birinde değinmiştim; sağolsun bugünki Hürriyet’de Sn. Mehmet Yakup YILMAZ’da değinmiş, okumanızı salık veriyorum.
*********
Recep Tayyip ERDOĞAN aman Ben’i iktidârdan indirmeyin, indirirseniz kellemi koparırlar dercesine, kim ne isterse herkese istediğini veriyor ama gücüne göre veriyor. Ya’nî bankalara, işadamlarına, medya sektörüne daha çok veriyor, fakire az veriyor; gücüne göre.
Hayırdır, kimin parasını dağıtıyorsun Sen? Babanın parasını mı dağıtıyorsun? Benim hizmet almak için vermiş olduğumu vergileri Sen birilerinin gönlünü etmek için dağıtmaya amirmisin?
Devleti olması gerektiği biçimde yönetseniz bunlara gerek kalır mı idi?
Bir ton da FON var? Bu ne biçim Devlet’tir yâ hû? Bütçe ne güne duruyor? Nedir bu FON ayağı?
Fonlar, vakıflar, sandıklar, dernekler v.s. Devlet içinde Devlet misâli! Matruşka bebekler gibiler; dernekden başlıyor, vakıflara, sandıklara, fonlara ve en sonunda da bütçeye dayanıyor Devlet.
Neyse yâ hû; herkes hak ettiği biçimde yönetilir.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  April 22
| .
|
|
|
|
|
|
|
HALKÇILIK
|
|
Türkiye’de halklar yok ise, “Halkçılık” ilkesi neden var? Neden ATATÜRK’ün Partisi’nin adı Cumhuriyet Halk Partisi? Neden “6 Ok” amblemi kullanılmış?
Halk kelime anlamı itibâri ile “yaratılmış insanlar” demek değil midir? Halk, Halik, Hulk, Hilkat, Ahlâk v.b gibi kelimeler aynı kökten gelmiyorlar mı?
Elbette Türkiye Cumhuriyet’i coğrafyası sadece Kayılar ve Dokuz Oğuzlar’a analık etmedi. Bu coğrafya misafirsever, mazlumsever olmaklığından da, başka farklı sebeplerden de türlü topluluklar üretmiştir / halk etmiştir. Kezâ bu coğrafya bütünü ile sadece TÜRKLER’den müteşekkil değildi, sadece TÜRK doğurmadı.
Ama be kardeşim; etkinlik ve edilgenlik nicel nitelikle doğru orantılıdır. Değerce (en azından) hep bir fazlaydık ve bu bize etkinlik sağladı ki, bu ALLAH vergisidir; kıskanmak, komplekse kapılmak yersizdir; varın hesabınızı ALLAH’a sorun.
ALLAH yarttığı her olguya çeşitli misyonlar yükleyip, çeşitli roller biçer, biçiyor. Her insanın mutlaka ama mutlaka eksi ve artı yanları vardır; topluluklarda / halklarda da böyledir.
TÜRKLER’e siyâset san’atını ve devlet olma v.s vasfını vermiş; bu kabâhat ise, cezasını kesmek istiyorsanız, adres TÜRKLER midir? ALLAH’a ceza kesmeye de kalkışmazsınız gâlibâ değil mi?
Sizlerin de; TÜRKLER’de olmayan farklı üstün özellikleriniz var; kıskanmalımıyız? Her bireyde, canlıda, cansızda olduğu gibi topluluklarda / halklarda da birbirini tamamlama özelliği var; bu özelliklerle tamam olabiliyoruz. Sensiz Ben, Bensiz Sen yalnızlık demektir, güçsüzlük demektir. Sizsiz Biz, Bizsiz Siz güçsüzlük demektir, yalnızlık demektir; “sürüden ayrılanı kurt kapar”.
Kaldı ki anamız bir, babamız ayrı olsa da. Belki de babamız da birdir; bilebilir miyiz? Hem ne önemi var ki, ne olduğumuzun, kim olduğumuzun, nerden geldiğimizin? Bildik bileli biriz, beraberiz, biziz. Önemli olan nereye gideceğimiz ve ne yapmak istediğimizdir. Ya’nî ideal birliğidir. İnsanın idealleri ise bellidir; onurlu ve gönençli bir hayat. Hak, hukukdur as’l olan.
Şimdi TÜRK kelimesine takılmanın anlamı nedir? Ön adın Kürt son adın TÜRK, ön adın Çerkes son adın TÜRK, ön adın şu ya da bu ama son adın TÜRK. Yok TÜRK olmasın da TÜRKİYE olsun demenin âlemi nedir? TÜRK kelimesini Biz Size çok görmüyor da, kıskanmıyor da, adımızı kirletebileceğinizi, lekeleyebileceğinizi pas geçerek sizlere yakıştırıyoruz da daha ne istiyorsunuz?
Üstelik biz TÜRK derken bundan etnik ma’nâ da çıkarmıyoruz; TÜRK dediğimizde TÜRKİYE’de, diger TÜRK topraklarında ve hattâ Misâk-ı Millî’de kim varsa onu / onları anlatıyor ve anlıyoruz.
TÜRKLÜK bir yasanın adıdır,törenin adıdır, kültürün adıdır, yaşam biçiminin adıdır ve biliniz TÜRKLÜK şerefdir ki, TÜRKSÜZ tarih sayfası bulamazsınız. Hep vardık, çünki TANRI’dan hiç uzaklaşmadık, buyruklarını, öğütlerini savsaklamadık. Bu nedenle de yok olmadık, var kaldık. Sizi de var tutuyorsak bundan neden gocunasınız ki? TÜRK oldunda neyin, neren eksildi?
Kaldı ki; seni benleştirmiyoruzki, bizleştiriyoruz. Kürtlüğün bâkî, Çerkesliğin bâkî, Rumluğun, Pomaklığın, Zazalığın, Araplığın gene bâkî. Ya’nî sen Türkleşirken ben de bi tarafdan Kürtleşiyor, Araplaşıyor, Çerkesleşiyor, Pomaklaşıyor, Rumlaşıyor, Zazalaşıyorum ve böylece ortaya tek bir TÜRKLÜK çıkıyor. Çünki sizlerde de binbir faidede, güzelikde hasletler var, neden sırt döneyim.
İsimlere takılmanın ma’nâsı nedir; şeytan çok mu fitledi, fiştekledi? Herkes büyüğüne saygı duyacak; bu topraklarda büyük olan TÜRK’dür. Büyüklerde küçüklerine sevgi duyacak, şefkat gösterecek; olayın özü bu. Küçük büyüğünü, büyük küçüğünü tamamlayacak.
Parmağın birine baş parmak demişler, birine işaret parmağı, birine orta parmak, birine yüzük parmağı, birine de serçe parmak. Şimdi serçe parmak “ben illâ ki baş parmak olacağım” derse, diyorsa bunda mantık, makûliyyet, meşrûiyyet aranır mı?
Bir parmağın eksilmesi o eli güçsüz bırakmaz mı? Herkes TANRI’nın yüklediği misyonuna razı olsun kardeşim ve ama kendini de geliştirsin, mükemmelliyeti de arasın elbette ama bilsin ki serçeden ne yüzük ne orta ne işaret ne de baş parmak olur; olsa olsa biraz daha güçlenerek daha çok işe yarar. ALLAH’ın istediği de yararlı olmaktır, birlikçi olmaktır. Sen û Ben da’vâsı İblis işidir. Sıyrıl benliğinden de ikilik çıkarma; ne ağzının tadını ne de ağzımızın tadını bozma!
Dünya-âhiret kardeşimizsiniz; Âdem’den beri kardeşimizsiniz. Biz hiç kardeşlerimizi ezmedik, üzmedik; oldu ise de bilerek isteyerek olmamıştır. Yok edici, yıkıcı bir kavim olsak şu ân yeryüzünde TÜRK’den başka isim kullanacak halk olmazdı. Kaybettiysek şefkatimizden, merhametimizden kaybettik; daha ne istiyorsunuz? TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin adını dönüştürmeyi mi?
Dokuz oğuzlar, Kayılar’dan ayrılmak istiyor. Neden diyoruz; dilimiz farklı diyor yahut burnumuz farklı diyor, yahut gözümüz farklı diyor!?! Üzüm üzüme baka baka kararır ya da ağarırmış; benzeşelim kardeşim. Benzeşmek süre ister, sabır ister ve herşeyden evvel kibrin def edilmesini gerektirir. Ayrılırsan kurta, kuşa kaptırırsın kendini; biz seni, sizi düşünüyoruz.
Ayrıca; ayrılmak isteyen hesabı kapatmadan gidemez. Alacaklı ise alacağını alır, verecekli ise vereceğini verir. Alacaklı olanı ALLAH bilir ve alacaklıya yardım eder, güç verir.
Cennete de bir yol gider, cehenneme de bir yol gider. ALLAH cennet yolunun birlikten geçtiğini söylemiş. ALLAH’a karşı gelenin cezası ise cehennemmiş. Buyrun ayrılın.
Bu CUMHURİYET’e bağlı olan herkese TÜRK denir; Kürt TÜRK'ü, Çerkes TÜRK'ü, Pomak TÜRK'ü, Laz TÜRK'ü, Rum TÜRK'ü, v.s TÜRK'ü. Ben seni TÜRK kabul ediyorum da daha ne istiyorsun?
Senden korkuyorumda mı sana TÜRK diyorum? Şerefsizimde mi sana TÜRK diyorum? Herkes sözünün, davranışının nereye gittiğini bilsin ve şeytana uymasın; küçükler büyükleri hep yorarlar ve üzerler ama büyüğe hoşgörmek, affetmek düştüğü için susuyoruz.
Konuşma hakkımızı kullanmıyoruz; kullandırtmayın. Sizi seviyoruz, çünki ALLAH’ı seviyoruz. YARATILANI SEVİYORUZ YARATANDAN ÖTÜRÜ. Ancak; sevdiklerim sürekli sevgimi istismâr ederse de YARADAN’a sığınır gereğini yapmaktan kendimi alıkoymam.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  April 15
| .
|
|
|
|
|
|
|
HAKK kazanacak!
|
|
Ey! Kendilerine “Ben mûslimanım” diyenler ve fakat İSLÂM’dan bihaber olanlar, İSLÂM diye ruhbanların kokmuş salatalarını yiyenler, safsatalarını dinleyip “hocalar dini”ne murîd olanlar:
Ve ey! Yukarıda sayageldiğim sâ’iklerle İSLÂM’ın altını oyanlar, üstünü yontanlar / kanatlarını kıranlar, tüylerini yolanlar / yolunmuş kuşa çevirenler; İSLÂM’ı yiyemeyeceksiniz artık; sıra İSLÂM’ın sizi yemesine geldi… SAVULUN bre gafiller! SAVULUN bre kafirler!
Hadîs derler; işlerine gelen hadîsi kendilerine furkan ederler de, işlerine gelmeyenleri görmezden gelirler.
Demiyor mu Hazreti Peygamber, “Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 59)” ?
Benim yardımcılarıma eziyet etmek, onları ERGEN’e / KEHF’e koymak / tıkmakla anti-İslâm hâlinizi, ortaya koyduğunuzu farketmiyor musunuz? Yoksa; umursamıyor da ALLAH’a ve Mehdi’sine ve Mehdi yardımcılarına açık açık savaşmak cur’eti mi sergiliyorsunuz?
E peki bu savaştan gâlib çıkmak şansınızın olduğunu nereden çıkarıyorsunuz? ALLAH’a güç yetirebileceğinizi nasıl düşünebiliyorsunuz? Aklınızı mı yitirdiniz?
Yoksa şeytan mısınız? Yoksa deccal misiniz?
*********
Kehf kelimesi cezaevine tekabûl etmektedir, rakîm ise iddi’â’nâme / da’vâ ma’nâsını ihtivâ eder. Kehf kuyu ya da kuyu gibi (uçurumluk) yerler için kullanılan bir tabîrdir. Dört etrafı dağlarla, kayalıklarla, dik yamaçlarla çevrili alanlar için kullanılan bir deyimdir. İçinden çıkılamayacak alanlar için kullanılır.
Silivri cezaevi ERGENEKON’dur / Kehf’dir.
Ergen kelimesi erleşememiş, kıvama gelmemiş, pişmemiş, hâm, çiğ, toy kişilerin bu durumlarını aşmasından sonraki dönemleri için kullanılan bir deyimdir.
Ve işte; hâm, çiğ, toy, pişmemiş, kıvama gelmemiş kişilerin ergenleşmesini sağlamak üzere cezaevi, tutukevi, çille hânelere kapatılması eski Türkçe de ERGEN’e koyun anlamına tekabûl eden ERGENE KON’dur.
Kıtmir diye adlandırılan ise BOZKURT’dan başka bir şey değildir; Ergenekon da’vâsı ile içeri alınanların ortak değeridir, BOZKURT.
*********
Kehf Sûresini incelediğimizde, 21. Âyet bize şunları anlatır: Böylece kendilerini haberdâr ettik ki, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve kıyamet gününün şüphesiz bulunduğunu bilsinler. O sırada kavimleri kendi aralarında bunların olayını tartışıyorlardı. Bunun üzerine dediler ki: "Üstlerine bir bina yapın; Rableri onları daha iyi bilir!" Düşmanlarına karşı galip gelenler: "Biz muhakkak bunların üzerine bir mescit yaparız." dediler.
Şimdi; 21. Âyeti birlikte yorumlayalım:
Hz. Muhammed’in, “Ahir zamanda ümmetimin başına, sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir. O zaman Allah, daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduran benim soyumdan birisini gönderecektir. (Ali bin Hüsameddin Muttaki, Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)” demesinden de anlaşılacağı üzere, dar gelen yerlerden kasıt “SİLİVRİ CEZA ve TUTUKEVİ”dir.
Böylece kıyamet gününün ve Mehdi’nin çıkmasına dair ALLAH’ın va’dinin hak olduğunun haber verildiği kimseler SİLİVRİ’dekilerdir ve onlar aynı zamanda Hz. Muhammed’in selamladığı kimselerdir.
Ve Biz Türk Millet’i yine Âyet’de belirtildiği üz’re, kendi aramızda Ergenekon olayını aylardır tartışıyoruz. Tartışırken de Silivri Cezaevi inşâ halinde idi. İnşâat hızlandırılarak tutuklular buraya nâk’ledildi ve böylece Âyet’in 3. ve 4. aşaması da tamamlanmış oldu.
Yine Kehf Sûresi 25. Âyet de ise 300 artı 9’dan söz edilmektedir ki, bu da T.C.K. 309. Md.sine tekabûl ediyor. Ergenekon Da’vâsı’ndan yargılananlar bu madde kapsamınca yargılanıyorlar…
Not: Şüphe edenler, Âyet’i negatif yorumlamak isteyenler çıkacaktır. Takdîr ALLAH’ındır.
*********
Ve artık; KEHF’in Yiğitlerinin çıkma vakti gelmişdir. Haydin Yâ ALLAH, yâ BİSMİLLAH…
Yazı Tarihi: 15.Nisan.2009
*********
Ben yukarıdaki yazıyı yazdıktan bir süre sonra, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramından hemen önceki cum’a gününde, cum’a namâzı için câmîîde iken, imâm efendi cum’a hutbesinde gençlikten söz ederken sözü Ashab-ı Kehf’in gençlerine getirdi. İçimden güldüm; Kehf Sûresi 10 ve 14. Âyetlerde geçen “Fitye” kelimesi fetâ, fettâh kelimelerinin çoğuludur ki “yiğitler, fatihler” anlamına karşılık gelmektedir. Gençlikle alakası yoktur; yiğitliği gençliğe, gençlere yakıştıran zihinsel alışkanlıkdan olsa gerek, öyle anlaşılmakta, anlaşılmak istenmektedir. Doğrusu “yiğitler, fatihler” demektir.
Ayrıca; Sizden kim Deccal'e yetişirse KEHF SURESİNİN EVVELİNİ ONUN ÜZERİNE OKUSUN, bu surenin sonu Deccal'in fitnesinden kurtuluşunuzdur. (Sünen-i Ebu Davud, 5/121) Hadîs-i Şerif’inden de anlayacağımız üzre Kehf Sûresinin son âyeti: Kehf – 110: De ki: "Ben ancak sizin gibi bir insanım, bana ancak ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor, onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, güzel bir amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiçbir şirk karıştırmasın!" önerilmiştir ki; "Biz TÜRKLER sizler gibi insanlarız ve Biz TANRI'nın tek olduğunu, evrenin, dünyanın TANRI'nın arenası olduğunu ve bu arenada HAKK dostu olunduğunda, âdil olunduğunda RABB'in sevgisine, iyiliklerine mazhar olunabileceğine inananlarız ve sizlerede bunu öğretmekle yükümlüyüz." diye meâl edebiliriz. Böyle meâl edince de vurgulananın insan hakları olduğu görülecektir. İnsan haklarından faydalanmaya ise en çok yaşlılar ve çocuklar muhtaçtırlar, hapsedilenlerin büyük çoğunluğu yaşlı ve hali ile de hastadırlar. Bu nedenle son âyet salık verilmiştir ki, zaten olabildiğince “insan hakları”nı, kullanmak sûreti ile Deccal’in zulmünden, hapisden kurtulabilmektedirler.
Bu sizin için bir şey ifade eder mi, dilsiz şeytanlığa devam edecek misiniz?
Yoksa hâlâ, inkârcılığınıza devam edecek ve orada yiğit değil gençler denmeketedir mi diyeceksiniz? Yâ ALLAH’ı nasıl kandıracaksınız?
Kehf’in yiğitleridir ERGENEKON tutukluları, Silivridir ERGENEKON. Silivridir Kehf Mağarası.
(Yazı Tarihi: 09.Haziran.2009)
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  March 22
| .
|
|
|
|
|
|
|
Kim kazanacak?
|
|
Yâ’hû öldürülmek, enkaz haline gelmek, getirilmek v.b. sizler için kötü son! Ben yola çıkarken tüm bunları düşünmekten dahi uzaktım; anlarmısınız evren için gözyaşı dökmeyi, anlarmısınız beklenenin siz olduğunu farkettiğinizdeki kutlu görevin / sorumluluğun, yüreğinizi serin / ferah suların fışkırdığı bir pınara dönüştürdüğünü ve o pınarın gözlerinizden sessizce akarken ALLAH karşısında utandığını?
Ve yola çıktığınızda, sizden / kendinizden daha önce sizin beklenen şahıs olduğunuzu bilenlerce güçsüz bırakılmış olduğunuzu bilmeden, el yordamıyla güzellikler evreni oluşturmaya çalışmanın ne olduğunu anlarmısınız? Üstelik, karşınızda dağlar vardır; sade bir vatandaşın, yokluklarla ve hasta annesi ile yaşam mücadelesi veren birisinin, aniden ALLAH aşkı ile, ALLAH rızası için, sırtına evreni yüklendiğini anlarmısınız? Karşınızda, koca koca koltuklara kurulmuş ve etrafı dalkavuklarla sarılmış onca kral, şah, padişah, lider, hükümran vardır; koltukları, menfaatleri sarsılmaktadır; kurdukları düzen çatırdamaktadır; fakirleri, yoksulları, ezilenleri gözetmek durumunda kalmışlardır. Oysa; onları fakirleştiren, yoksullaştıran, ezenler kendileridir; yaşadıkları duyguyu anlarmısınız? Ve o duygularla nasıl hırslandıklarını anlayabilir misiniz?
Deccallerin, yani uyuşturucu kullanıcılarının Mehdi’yi deccal diye, deccali de mehdi olarak sunabilecek maharetlerinin olduğunu bilir misiniz, anlar mısınız?
Şu an da tüm deccallerin Tayyip ERDOĞAN’a çalıştığını bilir misiniz? Yeryüzünün en büyük haksızlığına uğramış kişisinin Ben olduğunu anlayabilir misiniz?
Tayyip ERDOĞAN denen şahıs tamamen Benim ruhumla hareket ediyor; yazdıklarımı birebir kopya ediyor, yazdıklarımla oy toplayıp hüküm sürüyor ve ayrıca; anlayamadığım bir biçimde (belki de anladığım) düşüncelerim, tavırlarım dahi adama sirayet ediyor ve bu belli durumlarda oluyor. Anladım ne olduğunda böyle olduğunu ve artık onu yapmıyorum. Şu an sadece yazdıklarımdan besleniyor.
Beni harekete geçirerek, yazmama sebep olan saikler ile Tayyip ERDOĞAN’ınki aynı şeyler mi? Tayyip kendi kişisel saltanatı için yaptı, yapıyor yapılanları, yaptıklarını…
Ben asla ve kat’a ERGENEKON sürecinde içeri alınanları içeri almaz, bi’l-akis onları iktidâr yapmak isterdim, istiyorum (ayıklayarak tabiî). Sevgi ERENEROL’un içeride olması yüreğimi eziyor… Mustafa ÖZBEK’in içeride olması yüreğimi eziyor…
Evet; çoğunlukla M.H.P camiasında bulunanlarca etrafı sarılmış ve her hareketi kontrol altında tutulan birisiyim. Önümü, yolumu keserek Tayyip ve düzenine hizmet etmektedirler! Öleceğimi, öldürüleceğimi bilerek yaşıyor, yazıyorum.
Uyuşturucu kullanmayan ve ALLAH yolunda olanlarca Mehdi’yim, uyuşturucu kullanıcılarının gözünde ise TipiTip’im, yani casusum, kendi tabirleri ile kolpacıyım!?!
Öldüremiyorlar çünki; Ben’den yararlanıyorlar, her bir sözüm, eylemim Tayyip tarafından taklid ediliyor. Ruh ikizi durumundayız Tayyip ile; ruhuma hortum takmış Ben’i oynuyor bulunduğu sahnelerde! Tuhaf bir ilim ile midir, anlayamıyorum tam olarak ama gerçek bu!
Neyse; el yordamı ile ve türlü kuşatma, baskı, eziyet altında ancak bu kadar olabiliyor…
Saygıyla…
Önemli linkler: Tıkla
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  March 16
| .
|
|
|
|
|
|
|
Ruh ikizleri!
|
|
Adam, Mehdi’nin işini zorlaştırmak için elinden geleni ardına koymuyor; hapse ve hattâ tımarhaneye kapattırmak istiyor. Hapse ve tımarhaneye girmemişse Mehdi değildir diyor. Ötesine de geçiyor ve diyor ki; “Bir kimseye Mehdi demek, o kimse cennetlikdir, imtihana tabiî değildir anlamına geleceğinden büyük günah işlemiş olunur ve bu haramdır…”.
E peki, nasıl olacak Adnan efendi? Mehdi nasıl ortaya çıkacak ya da çıkarılacak? Ya’nî Sen’den başkasının Mehdi olarak kabul edilmemesi için midir tüm bu safsatalar?
Adam hadis kuluçkası gibi; habire hadis yumurtluyor; âmennâ! İyi de yumurtladığı hadisleri yorumsuz, net, çıplak biçimde yumurtlasa sorun yok. Ancak; yumurtaları boyuyor, ya’nî; kafasına göre hadis yorumluyor ve yorumu ile birlikte veriyor hadisleri!?!
Yorumlamaları ise Mehdi’nin Mehdiyetinin kabulünün engellenmesi cihetinde varyetelerden ibâret. Ne yaparsa yapsın; ALLAH neyi kader etmiş ya da edecek ise o olacak, ama şu farkla; tekamülü geciktiriyor.
Gerçek Mehdi’nin varlığını gizlemekle cinler âleminin, mûşriklerin, kâfirlerin, mûnkirlerin başlarına geleceğini varsaydıkları olumsuzlukları bertaraf etme çabasında âdetâ! İyi de; ey günahkârlar âkıbetinizden kaçabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Ben ölsem ya da öldürülsem; sizin âkibetiniz değişir mi, kaderiniz değişir mi? Cehennemden kaçışınız mı var? Şu an cehennemde değil misiniz? Cehennemdekilerin feryadları değil mi safsatalarınız?
Akı kara, karayı ak, maviyi yeşil, yeşili mavi, kırmızıyı mor, moru kırmızı gösterebilen mahâretinizin ALLAH’ın kaderine mâni olabileceğini mi sanıyorsunuz? Debelenip duruyorsunuz!
Mehdi’nin son çıkış alâmeti hapsedilmek, tımarhaneye kapatılmak olacakmış! Mış mış da mış mış!
Yolunu da gösteriyor, diyor ki; “bir kadın O’na iftira atsın”. Diyelim attı, n’olacak? Diyelim ki; hapse de girdi, tımarhaneye de girdi; n’olacak? Cehennemden kurtulabilecek misiniz? ALLAH’ın nurunu söndürebilecek misiniz?
Deccal ordusuna karşı savaşıyorum, direniyorum; olan garib Anacığım’a olacak ve galiba O bu savaşı kaybedecek ama eğer Ben bu savaştan Anam’ı kaybederek çıkarsam, bunu Sizin yanınıza koyarmıyım; Sizi ALLAH’a havale eder miyim?
Bu Adnan OKTAR bir tarihde kokainle falan anılmışdı; aslı var mıdır, yok mudur bilemem ama ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye de bir özdeyişin varlığını kulakda küpe tutmak lâzım. E zaten; Ben de uyuşturucu kullancılarının deccal olduklarını söylemiyor muyum?
Zaten Din bunların yüzünden Cennet’e değil de, Cehennem’e götüren hâle gelmiş, getirilmiş; “kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz” misâli.
Tutturmuş bir DARWİNİZM diye gidiyor; DARWİN’in reklamını yapıyor! Belli bilim çevrelerinin, entellektüellerin dışında kim bilirdi DARWİN’i? DARWİN ha DARWİN diye diye, DARWİNİST yapmaya çalışıyor milleti!?!
Madem Mehdi sensin Adnan efendi; tam sırası çak şu DARWİN’e okkalı bir tokat göreyim Sen’i! Hadi bütün Yahudi ve Hristiyanlar sayende Mûslimân oluversinler!
Neyi bekliyorsun; gerçek Mehdi’den kopya çekmeyi mi? Oldukça fazla kopya da verdim aslında, değerlendirebileceksen?
Gölge etme başka ihsan istemezük; hadi canım, hadi ağır ol molla desinler! Mevcudunu da kaybetme; pirince giderken bulgurundan olma…
Oldukça kurnaz birisi ama… Yabana atılır cinsden değil. Ola ki; Devlet Kendisinden bıkacak olup, hapse ya da tımarhaneye falan kapatırsa, “bakın işte Mehdi benim” deyivermeye zemin hazırlıyor. Ve yanısıra da; Devlet bunu göze alamasın da, hapse ya da tımarhaneye kapatmasın diye ön tedbir alıyor; gazetelere de çarşaf çarşaf “Yargı”ya yönelik ilânlar veriyor! E hani Mehdi darlık, sıkıntı, yoksulluk çekecekti; maazAllah çarşaf çarşaf ilânlara yetecek kadar paranız da var!
Hasılı; çık aradan kardeşim, çık da ömrünün bir anında bir zararın olmasın!?! Ha bu arada; yine de teşekkürler… Kaş yaparken göz çıkarmak var da, göz çıkarırken kaş yapmak yok mu! Teşekkürler Adnan Hoca!
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  March 07
| .
|
|
|
|
|
|
|
Mesut ULUKAN
cancanBey
|
|
Sn. Devlet BAHÇELİ’nin 5 kez Genel Merkezdeki kapısından, 3-4 kez de Meclisdeki Makam kapısından geri çevrildim!?!
Kendisinin bilgisi dahilinde midir, arzusu hilafına mıdır; bilemem?!?
Sonuç olarak Beyefendi ile görüşemiyoruz; hâl böyle olunca da aklıma gelenler sanıyorum makûl görülür / görülmelidir:
Acaba; Devlet Bey’e “Gelmek, görüşmek istemiyor; aktif siyaseti, protokoler zeminleri sevmiyor; merak etmeyin durumu iyi; biz O’na «el bebek gül bebek» bakıyoruz…” falan mı diyorlar? Ve hattâ; belki de tarafıma verilmesi için bir şeyler veriliyor da Bana ulaştırılmıyor mu?
Bu sorular makûl değil mi?
Ben Yunanistan da, İtalya da, İngiltere de ve ya herhangi bir Avrupa ülkesinde olsa idim, ya da Hindistan’da, Çin de olsa idim imparator yaparlardı ya hu Beni.
Bir çeşit Ortadoğu ülkesi durumunda olan Ülkemde ise bir lokma ekmeğe muhtaç durumdayım; Siz siz olun sakın olaki ALLAH’dan Peygamberlik, Mehdilik v.b gibi misyonlar üstlenmeyi istemeyin, dilemeyin!?!
Denecektir ki; E Sen ALLAH rızası için yapmıyor musun vazifeni, üstlenmedin mi misyonunu; ALLAH ile olan ilişkimden sizlere ne? ALLAH’ın yapması, yapmaması gerekenler ile sizlerin ki aynı şey mi? Siz Mehdi’ye şahid olmuşlar olarak üstünüze düşeni yapmakla mükellef değil misiniz?
Adamın biri diyor ki; “Sen’in kader planına bizlerin müdahale etmeye hakkı yok!”. Gel de cevaplama bu acaip, saçma, cacıktan sinsiliği! Hayırdır; ALLAH ne zamandan beri Levh-i Mahfuz’u Sen’in, sizlerin ellerine verdi? Benim kader planımda ne olduğu, ne olmadığını nereden biliyorsunuz? Benim kaderim, Sizin de kaderiniz olmuş olmuyor mu? Benim açlıkla boğuşmamı, Anam ile birlikte zillet çukurunda debelenmemizi seyretmenizin size faturası olmayacak mı, Bana açlık, yoksulluk çektirmenizin, haysiyetimle oynamanızın size faturası kesilmeyecek mi; ALLAH niye seyrettiniz ya da niye acı çektirdiniz demeyecek mi? Kaldı ki; tüm bunlar için Mehdi olmama da gerek yok.
Mehdiyim ya da değilim, sonuç olarak bilgimden, ilmimden istifade ettiniz mi, etmediniz mi; ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Peki; ilminden, bilgisinden istifade edebilmek için yıllarca tonlarca maaş v.s ödediğiniz adamlara niye ödüyorsunuz bedellerini?
Nankörlüğünüzün bedeli olmayacak mıdır; vicdan rahatsızlığınız sizi eritip bitirmez mi (müşrikler hariç)?
Ey Recep Tayyip ERDOĞAN; benim bahçemin mahsulünü satarak afra tafra yapmanının, çalım yapmanın, caka satmanın, saltanat sürmenin vicdanında yarattığı bir rahatsızlık yok mu? Ben görüyorum ki var; var diyorsan nefsine köle olmakdan Kendini kurtarıp gereğini yapmak için Sen’i durduran nedir?
Ben hiçbir siyasi lidere ulaşabilecek durumda değilim; hepsinin kapısında bir ton çomar var (meslekleri çomarlık değil, davranışları ile çomar oluyorlar). Kapılarındaki çomarlar ya hiç binadan içeri sokmuyor ya da içeri girmişsem de, usülünce savuşturuyor. En gıcık olduğum ise “konu nedir” diye sormaları; sana ne ulan konudan, sen kimsin; senle görüşeceksem senle görüşürüm, lidere bahsedeceğim konuyu sana niye söyleyeyim, senmisin ki lider?
*********
Tersi-Yüzü mevzuû:
Her insanın yanında bir sağduyu, birde solduyu vardır; sağduyusu kendisidir, solduyusu en yakınındaki kişidir. Sekreteler, özel kalem müdürleri, genel sekreterler, genel sekreter yardımcıları, çaycılar, şoförler; kişiinin statüsüne göre solduyusunun makamları, görevleri de değişkendir.
Sn. Deniz BAYKAL şanslı imiş ve belki de bu durum Türkiye’nin şansı; Mehmet SEVİGEN gitti. Dikkatli olun Sn. BAYKAL yeni Sevigenler olmasın etrafınızda…
Ey kendisinin uyuşturucu kullanmadığını bilen Siyasi Liderler: Kendinize güveniyorsanız parti teşkilâtlarınızdaki tüm herkesi uyuşturucu kullanıcılığı testlerine tabiî tutunuz. M.Y.Kurulu, parti meclisi, yüksek disiplin kurulu, başkanlık divanı, çaycı, şoför, sekreter, aşcı, kaloriferci v.s her kim var ise parti kapısından içeri girerek, bedelli bedelsiz rol alan hepsini uyuşturucu testlerine tabiî tutunuz. Aksi hâlde Ben ya da bir başka faydalı kişiler o kapılardan içeri sittin sene giremezler. Girmesin zaten diyorsanız, onu bilelim!
*********
GATAkulli mevzuû:
Şimdi; «vatandaş!», ola ki bir biçimde beni teste tutacak olurlar da, bu kokainmanmış derlerse diye tedbiren GATAkulli diye bir tabir tutturdu ki, halk inanmasın, asker-ordu zaten «vatandaş!»a karşı, ona da GATAkulli yaptılar desin diye zekice, kurnazca bir tezgâhın peşine düştü ama başarılı oldu da.
Gerçi; Ordumuz için farketmez birilerinin ne dediği, ne demediği. Millet «vatandaş!»a GATAkulli yapıldı dese ne olur demese ne olur; as’lolan sonuçtur.
«vatandaş!»a GATAkulli yapacak olan T.C. Ordusu’nun ayağının altına paspas olurum Ben. «vatandaş!»ın kokainman olduğunu keşke GATAkullisiz ortaya koyabilseler ama olmuyorsa GATAkulli ile bile olsa yeğdir.
*********
Demiştim ya; Ben Liderler’e ulaşamıyorum. Geriye tek seçenek kalıyor adresimle, resmimle ortaya çıkmak. Ya herro ya merro!
Öldürmeye gelen öldürmeye gelsin, ondurmaya gelen ondurmaya gelsin!?!
Buyrun adresim:
Mesut ULUKAN
Atıf Efendi Cd. 34. Sk. No: 52
Yeni Kıbrıs Köyü / Mamak
ANKARA
Saygıyla…
cancanBey
Anasayfada da resmimi göreceksiniz/görüyorsunuz.
Not: Herhangi bir telefon kullanmıyorum. Parasızlıkdan satmıştım, bir daha alamadım.
Önemli NOT: Şayet öldürülecek olur isem, vebalim en başta Devlet BAHÇELİ’de olmakla birlikte Bana bey’at görüntüsü vermiş olan tüm yakın çevremdekiler ve de Hz. Muhammed (s.a.v.) torunu olduğumu bildikleri halde Bana uzak duran Sûfiân takımının üstündedir.
Son NOT: DECCAL denilen şahıs ya Devlet BAHÇELİ’dir ya da Recep Tayyip ERDOĞAN ve ya belki de Deniz BAYKAL, yahut bir başkası; ATSIZCILAR.COM’un ardındaki şahıs her kim ise odur DECCAL ve kanımca o şahıs By RTE’dir.
Bir son not daha: M.H.P. ve çevresinin kuşatması ya da korumasındayım. Doğrusunu ALLAH biliyor.
◙ Anasayfa
◙ Anasayfa
    
|  March 05
| .
|
|
|
|
|
|
|
Ülkücü Ben'den Değil...
|
|
Benim gönlümdeki ülkücü ile mevcut ülkücülük arasında dağlar kadar fark var: Benim hayalimdeki ülkücülüğü resmetmiyor M.H.P. kadroları, sempatizanları, tabanı, yönetimi, teşkilat üyeleri; denize düşen yılana sarılır halindeyim…
İslâm’ın da, Türklük’ün de, Ülkücülük’ün de taşıyıcılığını üstlenmeyi çıkarları doğrultusunda kabullenmişlerin içerisinde çok çok az ve azlıklarının yanısıra da etkisiz durumdakiler müstesna olmak kaydı ile asıl arzuladığım “ülkücü insan” modeli maateessüf C.H.P. ve D.S.P. kadrolarında ve tabanında yer almışlar.
Muhakeme ve mukayese kabiliyeti yüksek, analitik düşünce kurgusuna sahip ve de en önemlisi bencilâne olmayıp, dünyevi olmayıp, evrensel refah için kendisini feda edebilecek nitelikdeki insanlar maalesef M.H.P’nde de, diğer sağ partilerde de çok az bulunmaktalar; olanlar da bir biçimde harcanmış durumdadırlar; ya şehit olmuşlar, ya idam edilmişler, ya mahpus damlarında süründürülmüşler ya da en azından Parti Yöneticiliklerinden uzak tutulmuş ve yahut da etkisiz, silik, çaresiz bırakılmışlar, yani; ideallerine fedai olmaklıkları ile her türden haksızlığa baş eğip, göğüs germişler.
Çok isterim Ertuğrul ÖZKÖK, Tufan TÜRENÇ, Cüneyt ÜLSEVER, Özdemir İNCE ve bunlar gibi kişilerin Ülkücülüğün, İslâm’ın öncüleri olmasını; çok isterim KUR’AN’a, Hz. Muhammed’e, İslâm’a ilk bakışlarında nötr bakabilmelerini. Çok isterim İslâm’ı bizlere İzmirliler’in öğretmesini…
Aksi durumun adı, “yağmurdan kaçıp doluya tutulmak”dan ibaretdir.
Oysa; İzmirliler ile, ATATÜRK tarikatı ile İslâm’ı anlamak ve yaşamak Cennet’e en kestirme yoldan ve acısız, sancısız ulaşılmasını sağlayacak. Oysa; Türklük’ün özü olan İslâm hepimizi en hızlı biçimde müreffeh ve insan kılacak.
İslâm asıl sizlerle İslâm olacak; sizsiz olduğunda, tekamül süreci gecikecek ve insanlık refaha, cennete ulaşmak adına sıkıntı çekmeye devam edecek.
Gelin İslâm’ı da, Türklük’ü de, Ülkücülük’ü de mevcutlara bırakmayın; bu milleti kurda kuşa yem etmeyin. Gelin insanlığa yaptığınız katkılara, ALLAH vergisi muhakeme ve mukayese kabiliyetinizi, İslâm’ın hizmetine sunarak, yenilerini ekleyin ki, bumerang etkisi ile arzuladığınız sunuçlara daha hızlı ulaşılabilinsin.
Sizsiz İslâm, hep yaralı, hep eksik, hep kırık-dökük. Sizsiz İslâm sahipsiz bir çocuk gibi öksüz ve yetim. Sizsiz İslâm garip ve fakir. Sizsiz İslâm kaba, hoyrat ya da softa. Sizsiz İslâm çocuksuz aşıklar ya da camii avlusuna terkedilmiş bebekler gibi. İslâm Sizsiniz, Siz İslâmsınız. Türklük Sizsiniz, Siz Türklüksünüz.
Komayın İslâmı da, Türklük’ü de esrarkeşlerin, alkoliklerin, kumarbazların, pavyoncuların, hırsızların, arsızların kucağına / korumasına.
ATATÜRK’ü anlamak demek, İslâm’a sancakdâr olmak demek. ATATÜRK’ün ruhunu şad etmek, Sizin İslâm ile vuslatınızla olabilecektir.
Aksi durum, en hızlı koşan ata hırsızın, katilin, arsızın v.b sahip olması, binmesi demektir. Onların bindiği at herkesi cehenneme götürür, Sizin binmeniz hâlinde ise hepimiz cennete gideriz.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  January 13
| .
|
|
|
|
|
|
|
Maide 22. Âyet
|
|
Çözüm basit: Filistinlileri seven onları, İsraillileri sevende onları alacak koynuna; hepsi bu. Mâdem siz birbirinizi görünce köpeğin kediyi, kedinin fareyi gördüğünde yaşadığı duyguları yaşıyorsunuz ve fakat buna rağmen yaşadığınız yerleri de diğerine bırakmayı onursuzluk olarak kabul ettiğiniz için birbirinizi yok edinceye kadar mucâdele edeceksiniz; ve onursuz Bizler (!) ise ikili dayatmaya kapılacak ya Filistin’i ya da İsrail’i tutacağız öyle mi? Ya sıtmaya razı olacağız ya da ölüme öyle mi?
Ha’s’tirin oradan demezler mi adama? Siz kimsiniz de sizin peşinize takılacağız; kedi ile köpeğin ya da kedi ile farenin yahut da kırmızı ile boğanın savaşına taraf mı olacağız yani? Ha’s’tirin oradan; mâdem paylaşamadınız bunca zamandır ve gürültü patırtı yapıp duruyorsunuz; kovuyoruz sizi bu binadan! Ha’s’tirin gidin!
İyi de bizim gidecek yerimiz yok ki diyecek durumda da değilsiniz; Araplar ile Persler Filistin’i alsın koynuna, A.B.D. ile A.B’de İsraillileri alsın koynuna…
N’apacaz yani; tepemizde yıllardır yaptığınız gürültüye daha ne kadar katlanacağız? Belki de siz danışıklı dövüştesiniz; hangimizi desteklerler ise otomatikman liderliğimizi kabullenmiş olacaklar kurnazlığındasınız? Yani bizi sizi desteklemeye, tarafdârınız olmaya mecbur bırakıyorsunuz; Fenerbahçe ile Galatasaraydan başka takım yok mu? Milli Takım yok mu sandınız?
Biz sizin peşinize niye takılalım; siz bizim peşimize takılın dıllolar! Zurnalara bakın hele; tatlı su kurnazlarına bakın; siz döğüşeceksiniz, biz size tarafdâr olacağız ve böylece otomatik olarak, biriniz bir kesime diğeriniz diğer kesime lider / lokomotif olmuş olacaksınız; ananız alıştı kaz etine, babanız alıştı buzağı buduna! Dıllolar sizi!!!
Çıkın gidin o topraklardan, h’as’tirin gidin; dünyanın başkenti olacak o bölge. Birleşmiş Milletler Genel Merkezi oraya taşınacak; Birleşmiş Milletlerin kuracağı Silahlı Kuvvetlerin karargâhı, komuta merkezi orası olacak, Birleşmiş Milletlerin Din İşleri Kurulu, Hükümet Binası, Bakanlıkları, Yargıtayı, Sayıştayı, Danıştayı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Merkez Bankası ve seairesi orada olacak; ne sana ne de sana; ha’s’tirin oradan!
Sizinle mi uğraşacağız biz? Huzurumuzu kaçırıyorsunuz, ağzımızın tadını bozuyorsunuz; zaten yoklukla, yoksullukla cebelleşiyoruz, bir de sizinle mi uğraşacağız; h’as’tirin!
*********
Gelelim İşsizlik Fonuna; çoğu açgözlünün iştahını kabartmış vaziyette işsizlerin hazinesi! Açgözlüler dediğime göre işsiz olmadıklarını anlamışsınızdır; CEO’ların, bankacı, sigortacı, ekonomist taifesinin ağzının suyu akıyor; timsah gibiler âdeta!
2007 Genel Seçimleri için bir Parti’nin Genel Başkanı’na nabız yoklaması için gittiğimde, “Ne yapıyorsun şimdi” sorusuna muhatap olup “6-7 aydır işsizim” cevabını vermiştim; buna mukabil olarak “İşsizsin aday mı oluyorsun?!?” diye müstehzi bir cevap duymuştum ve sorusuna cevap fırsatı bile bulamamışdım!!!
Böyledir işsizler; sahipleri yoktur işsizlerin ALLAH’dan başka. Dolayısı ile de işsizlerin bizatihi kendileride ve bi’l-umûm varlıklarıda kurdun, kuşun iştahını kabartır; itelerler, tepelerler, kakalarlar…
Muhtereme cevabı buradan vereyim: İşsizi kim temsil edecek saygıdeğer beyefendi? Karnı tok olanlar açların halini nereden bilecekler saygıdeğer beyefendi? Siz mi bizim hakkımızı gözeteceksiniz saygıdeğer beyefendi?
Aslında gönül ister ki isminizi de vereyim de işsizlerden zırnık kadar oy çıkmasın size ama belki nedâmet duyarsınız diye şimdilik kaydı ile buradan zikretmeyeceğim adınızı! Gerçi; diger Genel Başkanlarda aynı tavrı takınırlardı ya!
Neyse, gelelim konumuza; işsizlik fonu işsizlere, iş yolu ile ve / ve ya direkt olarak geçimlik temin etmek maksadına hâ’izdir.
Ve fakat; işsizine iş bulmakla, vatandaşını aç bırakmamakla yükümlü Devlet en fazla 12 ay işsizlik ödeneği vermektedir ki o da asgari ücret tutarındadır; asgari ücret ise köpeklerine harcadıkları mama fiyatına tekâbül etmekte midir; bilmiyorum!
Oysa işsize iş buluncaya kadar geçimini temin etmekle yükümlüdür Devlet; ya iş bulacaktır devlet ya da geçimliğini / yaşamının idamesini sağlayacaktır işsizin Devlet; tabii Devlet ise!?!
Efendim mesleği yok, iş buluyoruz ama mesleği yok, gitmiyor ya da iş beğenmiyor: Meslek edindirme kurslarına mecbur edersin makul bir süre işsizlik ödeneği vereceğin kişilere ve meslek sahibi olduktan sonra da buyur burası işyerin dersin; demiyorsan sonsuza kadar işsizlik ödeneği verirsin. Kaldı ki işsize seveceği - sevdiği mesleği, yapabileceği işi, mesleği kazandırmakla da yükümlüsün ve bu lüks falan da değil; bağnaz kafalı isen, şark kafalı isen işsizlik ödeneği bile lüksdür evet! Ama Baba dediğin çocuğunun geleceğini hazırlamakla yükümlüdür, hazırlayamamış meslek edindirememiş, iş sahibi kılamamışsa, aç bırakacak, süründürecek, eşkıyâlığa sürükleyecek, şeytanların tuzağına itecek değildir Baba. Şeytanların kucağına itilmiş evlatlar Babasını öldüredebiliyorlar; ALLAH şeytana uydurmasın kimseleri.
Belediyelerin meslek edindirme kursları var ve bunlar arttırılarak çeşitlendirilebilinir. Ayrıca; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü eli ile de, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı eli ile de yürütülebilinir bu hizmetler; takdir veri sahibindedir.
Ben hâlen işsizim ve Anacığım ile birlikte debelenmekteyiz; elim kolum tutuyor ve devlete de hainliğim söz konusu değilken istediğim işdir, yardım değil. Devlet’e hizmet ettiğim süreler içerisinde ne gibi yanlışım olmuştur da, Devlet, söz konusu Ben olduğumda 40 dereden su getiriyor? İş verin Bana, veremiyorsanız ya da vermiyorsanız, işsizlik ödeneğini iş temin edinceye kadar verin ve talep beklemeksizin yapın bunu; insanları dilendirmeyin. Yardım edeceğinizde de talep beklemeyin ve en önemlisi kimseyi yardıma muhtaç hâle düşürmeyin; anlatabildim mi?
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
◙ Günce
Not: Bundan gayrı kıyamet kopsa dahi kılım kımıldamaz, çünki “lanet ettim içimdeki bi’l-umûm sevgilere”. Almadan vermek ALLAH’a mahsûsdur. Canım bahasına sırt vererek, sunduğum ilimler ile kılavuzluğumda; Devlet yöneterek saltanat sürenler bundan sonra Bensiz yönetsinler Devletlerini ve diger yönettiklerini. Aptallıkdan istifa ediyorum.
ALLAH hidayetinizi ağartsın.
◙ Anasayfa
    
|  January 07
| .
|
|
|
|
|
|
|
Ayrılma, Birleş.
|
|
Din seni somurtkan kılıyorsa, ruhsuzlaştırıyorsa, meczuplaştırıyorsa, delirtiyorsa, öfkeli – dışlayıcı – düşmancıl kılıyorsa; bu din ALLAH’ın dini olabilir mi?
Din savaştırıyorsa, bölüyorsa, ayırıyorsa; bu din ALLAH’ın dini olabilir mi?
Dinlerin maksadı savaştırmak mıdır, sevişdirmek midir? Dinlerin maksadı birleştirmek midir, ayrıştırmak mıdır?
Kimisi Museviyim diyor kendisini ayırıyor, kimisi İsaviyim diyor, kimisi Muhammediyim diyor, ayırıyor kendisini diğerlerinden; ALLAH’ın istediği bu olabilir mi?
Şimdilerde Yahudilik ile İslâm savaşı konuşuluyor, kışkırtılıyor; dinler savaşmak, savaştırmak için midir?
Birlik emretmeyen din olabilir mi, var mıdır? Peki niye ayrışıyoruz? ALLAH’ın birliği etrafında “BİZ” olamaz mıyız? “BİZ” yani ALLAH’ın kulları, eserleri, yarattıkları…
Dinler esenlik, huzur, refah sağlamak için vardırlar; şayet esen değilseniz, huzursuzsanız, sıkıntıda iseniz, hem bizzat şahsınızın ve hem de din adamlarınızın din algısında bir sorun vardır.
Bugün yeryüzünde savaşlar bitmiyorsa, geçim sıkıntısı var ise, can pazarı yaşanıyorsa, mala – cana – ırza taciz, tecavüz olayları her an yaşanıyorsa ALLAH’ın dini bilinmiyor ve / ve ya uygulanmıyor demektir.
ALLAH’ın dini tekdir, bir tanedir. Aşama, aşama ve türlü kişiliklerle, türlü adlar altında inen din, tek bir dindir. Ama maalesef din algısı insan sayısı kadardır!!!
ALLAH’ın arzusu ise tek bir din algısının oluşmasıdır; huzur, esenlik, bolluk ve meşru, ahlaki tüm ihtiyaçların karşılanmasının sağlanmasına yarayan bir rehberdir din. Evrenin, tabiatın doğru algılanmasından sonra buna uygun yaşamanın yolları aktarılmıştır bize din ile. Evrene, tabiata ve yani fıtrata ( yaradılışa ) uygun yaşamanın püf noktaları, ilkeleri aktarılmıştır bizlere din yolu ile. Ve bu bizler içindir, bizim çıkarımızadır, ALLAH’ın değil; ALLAH her hâl-û kârda ALLAH’dır.
Ama kalkıp türlü türlü şek’le, şemaile bürümüşler dini; neyse buralara girmek istemiyorum ama şu kadarını söyleyeyim ki ALLAH’ın dininin şek’lle, şemaille alakası yoktur, olmaz, olamaz; ALLAH sinelerin özü ile ilgilidir, sinelerin özüne bakar; şek’l, şemail bizler içindir, ALLAH için değil. Dolayısı ile de ALLAH bize şek’l, şemail önerisinde bulunmaz, O (c.c) sadece ilkeleri verir ve o ilkeleri hayata geçirmenin yollarını bize bırakır; tektipleştirmez.
Camilerin, kiliselerin, havraların işlev farkı yoktur, isim ve şek’l, şemail farkı vardır ve hepsinde de toplanılıp ALLAH’ın arzularının, emir ve yasaklarının daha iyi anlaşılmasına çabalamak adına sohbetler yapılması işlevi söz konusudur. Kimileri bunu yemek eşliğinde, kimileri müzik eşliğinde, kimileri sportif hareketler eşliğinde yaparlar; as’lolan maksaddır.
Neyse kalın sağlıcakla ve sakın ola savaşmayın; (ruhsal manada) sevişin. ALLAH sevenlerin en sevenidir.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  December 27
| .
|
|
|
|
|
|
|
Bulacaksın da ne olacaksın?
|
|
Anlaşılan o ki; ortalık karışacak: E, tabîî ki yazık olacak. Ama yapılacak çok şey de yok; egolar coşmuş, benlikler ön almış; herkes kendisine, kendisini isbât çabasında.
Meğer ne kadar çok aşağılık duygusunda imişiz; herkes isbât peşinde kendisini; kime; kendisine! Ben yaptım, becerdim, oldum diyecek ya!!! Breh breh breh!
Ne oldun peki sen? Seni yendim diyecek ya; yendin de ne oldun? Hiiiç; yendim bu yetmez mi? Yâ hû yendin de ne oldun? Diyecek ki galip oldum; galip oldun da ne oldun?
Ulan ALLAH olacak değilsiniz ya, olabilecek değilsiniz ya! Neyin peşindesiniz? Kardeş kardeş yaşayın işte; rahatlık mı depdi sizi? Kiminiz Kürt diyorsunuz, kiminiz Türk, kiminiz İslâm, kiminiz Laiklik, kiminiz Che Guevera, kiminiz Çatlı, kiminiz ateist, kiminiz paganist, kiminiz satanist, kiminiz şaman, kiminiz yaman, kiminiz Atsızcı, kiminiz Türkeşçi, kiminiz demokratik sol, kiminiz sosyal demokrat, kiminiz tutucu, kiminiz devrimci; çeşit çeşit kokuda çiçeklersiniz, böceklersiniz; birbirinizi sonra çok özlersiniz; demedi demeyin!!!
Herkes kılıçlarını çekmiş, bileyliyor. İlahî kıvılcımı bekliyorlar; kıvılcım çaktı mı, “anında görüntü olacak” gibisiniz âdeta; buradan öyle görünüyor, başka yerlerden farklı mı görünüyor, bilmem. Bana öyle geliyor ki; 2009 yılında petrol karşılığında kan isteyecek dünya gezegeni sizden ve olabildiğince de alacak ama yazık olacak.
Döğmeli (damgalı/façalı), döğmesiz (damgasız/façasız) mücadelesi yaşanacak nihayetinde; bakalım döğmeliler mi galip gelecek döğmesizler mi?
İnşa’ALLAH yanılırım da hiçbir şey olmaz ve kardeş kardeş geçinip, gülüp oynarsınız. Bence böyle yapın.
Ben egemen olacağım diyor her grup; egemen olunca ne olacaksın, mareşal mi? Mareşal olunca ne oluyor; ölmüyor musun? Kral olunca, şah olunca, padişah olunca, sultan, han, bey, ece, leydi, prenses olunca ölmüyor musunuz?
Altın soslu som balığı yiyen ile, soğan ekmek yiyenlerin kıçından farklı şeyler mi çıkıyor ve bu çıkan şeyler aynı kanalizasyonda kardeş kardeş gezinmiyorlar mı? Birbirine üstünlük mü taslıyorlar orada! İkisi de bok sonuçda ve buluşacakları yer kanalizasyon. Kral ile soytarısı toprak olmuyor mu; biri killi, biri humuslu toprak mı oluyor? Sonuçda toprak olmuyor musunuz? NEYİN PEŞİNDESİNİZ ULAN?
Biri ben kıllıyım diye övünüyor biri kılsızım diye, biri yeşil gözlüyüm diye, biri mavi gözlüyüm diye, biri esmerim diye, biri beyazım diye; soğuk ve karlı dağlar yaşayanlarını kıllı yapar, göl, dere, bağ, bahçe, orman civarı yaşayanların gözü yeşil olur, deniz etrafında yaşayanların gözü mavi olur, güneşi az gören memleket insanları beyaz tenli ya da sarışın olur ve saire; övünecekseniz yararlılığınızla övünün, bütüne kattığınız artı değerlerle öğünün; hanginiz bir fidan dikti?
*********
Şu internet kahpeliğine de bir son verin: fikirler özgür olsun; âmennâ. Ama fikrin sahibinide bilelim ki sağlıklı değerlendirme imkânımız olsun ve böylece kimse kalleşlik, kahpelik yapamasın; kuyuya taşı atanın kendisi çıkarsın taşı, bizi uğraştırmasın – kan dökmesin.
Sanal Türkiye %90 civarında gecekondulaşmış, âdeta; kimin hangi arsaya hangi zamanda hangi evi kondurduğu belli değil. Pat diye birileri bir isimle site açmış; veriyor, veriştiriyor; freni patlamış, ayarı kaçmış; şizofren midir, paranoyak mıdır, keş midir, alkolik midir, in midir, cin midir; belli değil?!?
Sanal coğrafyamızı bilelim ve bu coğrafya da “Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü” olsun. Devlet kavramı sanaldır, zihinseldir. Zihinde var olmayan gerçekde var olamaz. Sanal âlem Devlet’i ele geçiriyor; geçirsin mi?
Niye “sanal / mevhum” olsun ki, biz paranoyak mıyız, şizofren miyiz?
Türkiye’den “.tr” uzantısı olmayan sitelere erişim olmamalı ki, ak koyun kara koyun belli olsun: adıyla, sanıyla internetin tapu dairesine gidip sitesini kursun yüreği varsa ve kuracakken de sağlık raporu falan aransın ve de yılda 1 kez raporunu ibrâz etsin.
Öyle kafasına göre bir mahlas / rumuz alıp girememeli IRC serverlara, bloglara, e-posta servislerine falan.
Marketing yayın yapan sosyal ağlar falan, P.T.T ya da benzeri kurumların birine distributorlük versin ve ücreti karşılığında üye olunabilsin bu tip hizmet sunularına.
“Ben yaptım oldu” demek var mı yâ hû? Medeniyet diyeceksiniz ve fakat buna mukâbil her şey kuralsızlık kuralına tabîî olacak; olur mu? Din demek kural demek, yasa demek; kural yapan ve yaptıkları kurallara tabîî olanlara Medenî deniyor; kurallılığa da Me”DİN”e / şehir deniyor.
Kurallar, bütünü gözeterek, sürdürülebilirliliği gözeterek yapılır; bütünün sürdürülebilirliliği. Mevcud durumda ise bütünsel delilik, paranoya, şizofreni sonrasında, bütünsel intihar gelir; belki de CERN bunun adıdır!!!
Neyse; âriflere târif gerekmez.
ALLAH yâr ve yardımcımız olsun.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  December 19
| .
|
|
|
|
|
|
Camiiler kışlamız, müminler asker...
|
|
Bakın şimdi; bugün Cuma Namazı sırasında İmam Efendi belliki gayrı resmi biçimde zikredilmesi istenen hutbesinde “…İstanbul’da 11-12 kadar Camii kundaklandığını ve bunu kendilerinin bildiği ama zikretmediği bir takım şer güçlerin yaptığını ve bu şer güçlerin amacının Camii cemaatini sokağa çekmek olduğunu ve fakat bu oyuna düşmeyeceklerini ama gerekirse de bunun kararının Camilerde alınacağını…” falan söyledi:
Ne anlaşılmalı bu söylenenlerden? Dolduruşun, kışkırtmanın dik âlâsı böylesi değil midir; “sizi kışkırtmaya çalışıyorlar aman oyuna gelmeyin ha!” ?
Deccal çift hamle yapmış; camii imamlarını ürküterek cemaatinin desteğini istemesi ya da sağlaması neticesi ile sûfian takımının mutassıp cemaatle birlikte satanist, esrarkeş v.b gibilere saldırıyoruz adı altında cumhuriyetçilere, çağdaşlıkçılara, Atatürkcülere, Ergenekon yandaşlarına saldırtacak buna mukâbil satanist, esrarkeş v.b gibilerin tepkisini sağlayarak mütedeyyin kesime, imamlara, hacılara, hocalara saldırtacak. Yaman bir plan. Şeytani bir plan.
Peki ne yapmak lazım; yapılacak olan belli; Deccal belli, en azından sanal adresleri belli ve diyorum ki Devlet isterse en zorlayıcı halde dahi 13 saatte bulabilir Deccali.
Peki bulmuyorsa ne düşünmeliyiz; düşünülecek tek şık kalır geriye; Deccal, Recep Tayyip ERDOĞAN’dır.
Recep Tayyip ERDOĞAN ve çevresindeki birkaç kişi daha “Hurufî” değiller midir? Ve Hurufiler dünyadaki tüm dilleri anlayabilenler değiller midir? Sesli anlatımın yazıya, harflere dökülmesinden sonra her dili anlayangiller değiller midir? Ve her dili yazabilenler değiller midir?
Dünyanın neredeyse genelindeki bu olağandışı halleri nasıl açıklamalıyız; bir hurufinin her tarafa elinin değmesi olarak açıklanamaz mı?
Ya hû; Ben daha ne anlatayım Siz’e, anlamak istediğiniz kadar anlayacağınıza göre daha fazla yazmanın bir âlemi kalmadı.
ALLAH’ın dediği olacak sonuçda. Hayırlısı ne ise o olsun.
Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Deccal olduğunu anlayabilecek, kabullenebilecek olanınız var mı? “O deccal değilse O’na Deccal diyen Deccal’dir” düşüncesinin ilk akla gelebilecek düşünce olmasını bile göze alarak O Deccal’dir diyorum; anlayabiliyor musunuz?
Bulun www.atsizcilar.com, www.tahribat.com, www.ilhan-arsel.org sitelerinin arkasındaki kişiyi o halde kardeşim. Bulun da Deccal değilse o şahıs Ben’i taşlayın ve ama her kim ise Deccal’i bulun.
Ey kendisine Ben Devletim diyenler, Devletin yetki ve yeteneklerini ellerinde tutanlar; n’olur yani bu konuya ciddiyetle eğilseniz; sadece talîmât vereceksiniz ya hû!
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  November 30
| .
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bilir misiniz bu duyguyu? Yaşadınız mı hiç? Ben bu duyguyu / hâli çok uzun zamandır yaşıyorum; bu satırları okuyacak olanlardan depresyon diyecekleriniz olacaktır ama benim hâlimin gerçekliği var; biliniz.
Çünki; çembere alınmış vaziyetteyim:
Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim; etrafımda rahmânî olarak sadece Anacığım var, haricindekilerin ve hasleten de her hâlimi kontrol altında tutanların Deccallerden oluştuğundan söz etmiştim. Kuşatılmış, çembere alınmış vaziyetteyim ve kurtuluş nâmına zerre kadar ışık görünmüyor, çünki yok. Ha, ALLAH’dır; bir sürpriz, bir mucizevî çıkış yolu sunabilir. Yaşayıp göreceğiz. ALLAH sonumu hayr eylesin.
Garip Anacığım; ömrünün son demlerinde çilelerin dibinde Bana yoldaşlık yapıyor; O’da ölemiyor. Zûll içerisinde sonumuzu bekliyoruz.
Bu hâllerimiz bile hased edicilerin, deccallerin yüreklerini soğutmuyor / soğutmaz. Zerrelere ayırarak, verebilecekleri en derin acıları vermek sûreti ile canımı alsalar dahi yürekleri soğumayacaktır; emin olun. Çünki; ismim ve yaptıklarım ile oluşan hâl, onları zilletin en derinine düçar edecek; alçaldıkça kin büyütecek, nefret arttıracaklar Bana karşı ve biliyorum ki cesedime bile sövecekler. Şayet bir mezar nasib olursa tarafıma; mümkün bulurlarsa mezarımın topraklarını, taşını parçalamak isteyeceklerdir!!!
Devlet mi? Sormayın gitsin; Her siyasi partinin kilit noktalarında en az üçer – beşer tane deccal mevcûd. Uyuşturucu kullancısı mevcûd.
Teknoloji bu denli gelişmişken, uyuşturucu kullanıcılarını basitçe tesbit edebilecek aletler neden işlerlikde değiller; bilinmez?
Siyâset sahnesinin sahibi, işletmeni konumundaki Genelkurmay Başkanlığımız neden bu konuda önlem almaz; bilinmez?
Yakında yerel seçimler olacak, adaylar neden çok özel donanımlı ve özel sahalarda meskûn uzmanlarca G.A.T.A. hastanelerinden tıbbî rapora tabiî tutulmaz; bilinmez?
Siyasi parti liderleri ve merkez teşkilâtlarında görevli şahıslar ile Partilerin yan kuruluşlarının yönetim kademeleri neden uyuşturucu kullanıcılığı testlerine tabiî tutulmazlar; bilinmez?
İnanın ki; her Partide ve partilerin yan kuruluşlarının yöneticiliklerinde uyuşturucu kullanıcıları var ve gittikçe çoğalıyorlar; bu gidişin sonu nereye beyler, bayanlar? Yakında Genelkurmay’ı da ele geçirirlerse vay hâlinize!!!
Cumhuriyet’i kuran kadroların çocukları, ne yapmaktasınız bu hususda? Yozlaşmanın kökeninde bu var, anlamıyor musunuz? Dinin yozlaşmasında da, siyâsetin yozlaşmasında da, yaşamın her alanındaki yozlaşmanın temelinde, kökeninde bu var.
İnsanoğlu bu illeti yenecek olursa; TANRI ölümsüzlüğü de, sürekli gençliği de armağan edebilir; ölümsüz gençliğin ilmini verebilir birilerimizin beynine; anlıyor musunuz?
Ayrıntıda boğmayın kendinizi, temel sorun olan uyuşturucu ile köklü ve kuvvetli bir mücadeleye girişin. Bilin ki, bu sorun halledilir ise diğer sorunlar kendiliğinden çözülecektir.
Uyuşturucu ile mücadelenin ilk ayağı, uyuşturucu kullanıcılarının basitçe tanınabilmesini sağlayacak âlet, edevâtın geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Sonrasında ise uyuşturucu çeşitlerinin her kan grubunda ayrı ayrı oluşturduğu izlerin tesbiti ile tedavinin geliştirilmesi safhasıdır. Ancak; tedavi istemeyeceklerdir. O hâlde ise yapılacakları aklınıza, vicdanınıza terk ediyorum; ucunda ölümsüz gençlik hayatı var.
Bu arada; kentlerde, yerleşim alanlarında gerek Cumhuriyet klasikleri ve gerekse de Osmanlı ve öncesi dönemlerin klasikleri korunarak futuristik bir yapıya geçilmesi sağlıklı olacaktır ama mutlaka kerre mutlaka Bizlere ne olduğumuzu, kim olduğumuzu anlatan, anlatacak olan yapıların daha, daha çokça ortaya çıkarılması gerekmektedir. Medeniyetimize medeniyet katacak tarihimizle geleceğimiz bir arada tasarlanmalıdır.
Ve ayrıca; bu devlete bir hakkım geçmişse ki geçtiğine inanıyorum: Ben’i görmezlikten gelenlerin, kuyumu kazanların üstüne olsun ALLAH’ın ilenci.
Bu saatten sonra krallık verseniz hiçbir değer ifade etmez, çünki yüreğimdeki sevgiyi çaldınız, sevgi pınarlarımı kuruttunuz. Ağzıma neler geliyor bir bilseniz; misyonuma ters düşmese idi şu an için Devlet erkini ellerinde bulundurup beni hiçliğe, yokluğa mahkûm edenlere neler söyleyesim var ama ancak diyorum ki “Yüce ve her şeye kâdir ALLAH’ın ilenci, lâneti üzerinize olsun!”
Anamla birlikte yaşadığımız zûll çukurundan daha beterlerini hak ediyorsunuz; ayaklar baş olmuş maalesef. Yüce HAKK mustahakkınızı versin. AMİN!
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  November 28
| .
|
|
|
|
|
|
|
Deccal kim?
|
|
Gözün aydın Türkiye; nur topu gibi bir oğlun oldu! Adını da Tuncay Güney İPEK koydular; kod adı MESİH!?!
E tabiî; Muslimân Türkler’den bir Mesih & Mehdi çıkmışsa; hemen ona mukâbil Yahudi dünyasından da bir Mesih çıkarılmalı; değil mi?
Yakındır, az kaldı; i’lân ederler bir biçimde Tuncay Güney İPEK’in Mesihliğini!!! Şimdilerde, başlatılacak olan zihniyet inşâ’âtının temel atma çalışmaları yapılıyor Ülkemiz medyasında; Tuncay Güney İPEK’e dikkatlerin yoğunlaştırılması çabası var ve bunun için ise Tuncay Güney İPEK’e gizem dolu soslar ekleniyor, gizem katılıyor, merak uyandırılıyor. Teknolojinin ve de Devlet kuvvetindeki zâtların desteği ile birkaç tane de kerâmet yumurtlatırlar ise İPEK’e; işte size nur topu gibi bir MESİH!
Gözün aydın Türkiye; nur topu gibi bir oğlunuz oldu; hem de haham ve hem de homoseksüel kişilik bozukluğu raporu ile askerlikten çürüğe çıkarılmış bir zât!
Bizim Müslimân Başbakanımız ve O’nun Sûfîân tayfası maaz’ALLAH bir Yahudi bozuntusunun peşine takıldılar gidiyorlar. Oysa; en şedîd Yahudi düşmanlığını bu kesim yapmıyor mu idi!?! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
Ulan siz varken, sionist’e, yahudi’ye gerek mi var? Sizden âlâ sionist mi olur, yahudi mi olur? Menfâ’âtiniz için Şeytan’la dahi işbirliğine girmez misiniz sizler? Şu anda yaptığınız tam da bu değil mi; Tayyip efendi’nin peşine takılıp 85 yıldır Cumhuriyet’i yürüten Ergenekon oluşumuna, ya’nî TÜRKLÜK’e karşı cephe almadınız mı? Yediğiniz çanağa sıçmak değil de ne bu? 85 yıldır bu camiîler, minareler, kubbeler, ezânlar Cumhuriyet’in, Ergenekon’un, TÜRKLÜK’ün eseri, başarısı değiller mi?
Tayyip efendi için önemli olan tek şey sadece ve sadece egosudur, çünki yeryüzünün en aşağılık kompleksine sahip kişisi şu an için O’dur. Ve bu kompleksini yenebilmek adına yücelik olarak değerlendirdiği her basamağı, makamı elde etmek ve elde tutmak için yapmayacağı şey yoktur; gerekirse 5 milyar insan ölebilir bu uğurda. Ne gerekiyorsa, hangi malzeme uygunsa onu kullanmaktan beri duracak bir sebeb görmez O.
Ve şimdi isim babalığını kendisinin yaptığı bir evlât hediye ediyor Türkiye’ye; MESİH ya da nâm-ı diger Tuncay Güney İPEK.
Milletin kahramanları ve destanı ise Mahpus damlarında ve mahkemelerde çile dolduruyor ya da hepsi bize karşı bir mizansen = zig zag!
Her hâl-û kârda Ergenekon TÜRKLÜK demektir ve daha da önemlisi HAKK’ın ordusunun adıdır ERGENEKON; anlayabiliyor musunuz?
Ben TÜRKÜM diyebilen herkes ama herkes, ya’nî kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk ERGENEKON’un yanında saf tutmalıdır. Çünki; 85 yıldır bize iş, aş, huzur, medeniyet sunanlar ERGENEKON’dur, HAKK Ordusudur. ERGENEKON, TÜRKLÜK’dür, MUSLİMÂNLIK’dır.
Ya da isterseniz Haham Tuncay Güney İPEK ve O’na hâmîlik yapan Recep Tayyip ERDOĞAN’ın, Fethullah GÜLEN’in peşine takılın.
Saygıyla…
cancanBey
◙ Anasayfa
    
|  November 23
| .
|
|
|
|
|
|
|
Deccal kim?
|
|
ATATÜRK ile ilgili hakâretâmîz içerik barındıran internet verileri olunca hemen ilgili sitelere erişim yasağı uygulanıyor; âlâ.
Eeee! Hz. Muhammed, Hz. İsa, Hz. Musa ya da diğer Peygamberler ile ilgili hakâret hatta sinkaf dolu sitelere neden erişim serbestisi var; neden göz yumuluyor; işinize böyle geldiği için mi; sizi rahatlattığı için mi; yoksa zaten yazarı siz olduğunuz için mi?
ATATÜRK deyince İllüzyonist Tayyip’in erkekliği, kabadayılığı tavan yapıyor; hemen ATATÜRK’e dil uzatan sitelere, kişilere bir biçimde ceza kesiyor; âlâ.
Yâ diğer tarihsel kişilikler!?! Onlar ne olacak Tayyip efendi? Sen’in kutsalına dokunmak yasak da başkalarının kutsalına herşey mubâh mı?
Neredeyse 8 yıldır internet’e takılıyorum ve de o kadar süredir http://www.ilhan-arsel.org ile www.turan-dursun.com siteleri tebdîl ederek de olsa varlıklarını sürdürüyorlar! E hani Sen Müslimândın Tayyip efendi?
Güya Danimarka’daki yayınlara falan höt-zöt diyor; ulan Sen’in Kendi memleketinde Peygamber’e dil uzatılıyor, Danimarkalılardan daha feci biçimde eleştiriliyor, hakâret, kahâret ediliyor; bu ne? Ha? Bu ne?
*********
Tayyip efendi geçenlerde üstü örtülü şöyle bir açıklama getirdi bu siteleri neden kurduğuna ilişkin; me’âlen dedi ki; “olumsuzdan, menfîden olumluya, müsbete yol açmak için yaptım, yapıyorum o siteleri…”. Sevsinler Sen’i.
Sen’in bu savına inanabilmemiz için anılan sitelerin karşıtlarını da yapman gerekmezmi idi? İlhan ARSEL, Turan DURSUN’un sorularına, açıklamalarına, hakâretlerine, kahâretlerine, sinkaflarına cevaplar içeren siteler de kurman gerekmez mi idi?
Atsızcılar.com ile ilgili de gene aynı şeyleri yapman gerekmezmi idi?
Sonra ATATÜRK ile Peygamberleri eşdeğerde kılmak da neyin nesi oluyor? ATATÜRK millî kahramanımız, millî liderimizdir ve fakat Peygamberler ise evrensel kahramanlar, evrensel liderlerdir. Elma ile armudun mukayesesi böyle mi oluyor? Ha aslında ATATÜRK’de evrensel bir değer, evrensel bir kişilikdir ama evrene anlatamamışız; bu başka. Ya da; belki de Peygamberler’in üzerinden geçen tarih kadar, zaman kadar, zaman geçirmedi ATATÜRK. Ya’nî belki 1500-2000 sene sonra belki ATATÜRK için de Hz. ATATÜRK (s.a.v.) falan denilecektir ama henüz eskitemedik rahmetli ATATÜRK’ü.
Ama şu da bir gerçek ki; Peygamberlerin kıymetini, kadrini bilmeyenler ATATÜRK’ün kıymetini, kadrini değerlendirebilirler mi? Bilebilirler mi?
Bugün kudurgan bir hased ile, kıskançlık ile Peygamberlere laf sokuşturmaya çalışanlar, açıklarını arayıp gûyâ buldukları açıkları ile Onlar’ı küçük düşürmeye çalışanlar yarınlarda aynısını ATATÜRK içinde yapacaklardır; emin olun.
Peygamberler sizlerin bugün getirdikleri eleştirileri cevaplayarak tarihsel kişilikler haline gelmişler; isimlerini 2000 yıl daha geçse de yine sürdüreceklerdir. Ve sizler o isimler altında ezilip zelil kalmaya devam edeceksiniz. Kıskançlıkla Onlar’ı | |